ihaiha
Anasayfa / GÜNÜN YAZILARI / Pierre Laval sendromu

Pierre Laval sendromu

Savaş karşıtı bir sosyalist olarak yükselen Pierre Laval, halkın değil işgalcilerin desteğine yaslandığında Fransa tarihinin en nefret edilen isimlerinden birine dönüştü. Onun hikâyesi, meşruiyetini seçmenden değil güç odaklarından alan siyasetçilerin neden sonunda yalnızca birer aparat olarak hatırlandığını anlatıyor.

Aparatlara karşı direnenler için yazılmıştır…

“Yoldaşların arasında bir yoldaş, emekçilerin arasında bir emekçi!”

Kendini bu sözlerle tanımlıyordu Pierre Laval. Birinci Dünya Savaşı ve İkinci Dünya Savaşı’nın bitimi arasındaki dönemde Avrupa siyasal hayatına damga vuran bir başbakandı kendisi. Siyasetteki ilk yıllarında radikal bir barış savunucusuyken Nazi Almanyası’nın fiili kontrolündeki Vichy Fransası başbakanlığına uzanan yolculuğu ile Laval; “istikrar”, “sorumluluk” ve “hareketi koruma” söylemleriyle geri çağrılan figürlere dair bize önemli bir hikaye sunuyor.

Halkın Umudu

1910’lu yıllarda Fransız ekonomisi büyük bir atılım dönemindeydi. Bu dönemin kapitalizmle uyumlu bir sonucu olarak artan gelir adaletsizliği ve eşitsizlik nedeniyle halkta sosyalist düşüncelere yönelik ilgi artıyordu. Bu dönem işçi sınıfının yoksulluğunu gören genç avukat Pierre Laval, sendikalı işçilerin dosyalarıyla ilgileniyordu. 1913’te de sol cenahtan gördüğü destekle meclise girmişti. Parlamentodaki ilk günlerinden kısa bir süre sonra başlayan ve 4 yıldan uzun süren Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Fransa harap hâldeydi. Yurdun altyapısı yerle bir olmuş, ülke borç batağına batmıştı. Bu yıkımı gören Laval, inandığı sol ilkelerin de etkisiyle, dünyada kalıcı barışın kurulmasının tek yolunun siyasetten geçtiğine inanmıştı. Böylelikle 1924’te önce Bayındırlık, ardından iki kez Adalet ve bir kez de Çalışma Bakanlığı yaparak yıldızını parlatmıştı.

Savaşın getirdiği sosyoekonomik yıkıma karşı radikal bir tepkiyle doğan Hitler ve Mussolini gibi aktörlerin aksine, Fransa’da Laval gibi bir demokrat yükseliyordu. 27 Ocak 1931’de arkasına aldığı momentumla Laval, Fransa Başbakanı oldu. Bu dönemde Fransa, adeta altın çağını yaşıyordu; Avrupa’nın en zengin ülkesi olmuş, işsizlik büyük oranda düşmüş ve altın rezervleri artmıştı. Bütün bunların etkisiyle Laval, Time dergisinde yılın kişisi bile seçilmişti. Artık kredibilitesi ve siyasal gücü oldukça artan başbakan, bunu Avrupa’da kalıcı barışı sağlamak için kullanacaktı.

Kalıcı barış için Nazi Almanya’sı en büyük tehdit olarak görülüyordu. 1935’te önce Sovyetlerle, ardından da Birleşik Krallık ve İtalya’yla Alman genişlemeciliğine karşı antlaşmalar imzaladı. Nitekim bu çaba çok uzun sürmedi, 3 Ekim 1935’te İtalya artan askeri gücünü test edecek şekilde Etiyopya’ya savaş açtı. Laval’ın barış çabası sonuçsuz kalmıştı. Bunun üzerine Laval farklı bir plan yapmaya başladı. İngiliz Dışişleri Bakanı Samuel Hoare ile gizlice yaptığı anlaşmayla Fransa ve Britanya; İtalya’nın Etiyopya’yı işgaline onay verecek bunun karşılığında da İtalya, Almanya’nın agresif dış politikasına karşı çıkmaya devam edecekti. Hoare – Laval Paktı olarak bilinen anlaşma kısa bir süre sonra basına sızdı. Toplum buna çok büyük tepki gösterdi, anlaşma uygulanamadı ve Laval başbakanlıktan istifa etmek zorunda kaldı. Laval’ın halk desteği çakıldı, kurduğu barış elçisi imajı ise yok oldu.

Barış elçisinden işbirlikçiye

Hitler’in Polonya’yı işgali ile Avrupa, 1939 Eylül’ünde tekrar savaş alanına döndü. Hollanda, Belçika ve Lüksemburg’un ardından Alman orduları Fransa’yı da işgal etmeye başladı. 14 Haziran 1940’ta Almanya, Paris’i işgal etti. Dönemin başbakanı Paul Reynaud’un istifasının ardından, Laval’ın da sıkı müttefiki olan, Mareşal Philippe Petain göreve geldi. Petain bir savaş kahramanı olarak halkta büyük bir karşılık görüyordu, savaşı sürdürmemek için Almanya’ya teslim olmaya karar verdi. Teslim olmayan askerler ve General Charles de Gaulle gibi bağımsızlıkçılar Britanya’ya kaçtı. Böylelikle Nazilerin kontrolünde Vichy Fransası kuruldu. 11 Haziran 1940’ta yeni lider Mareşal Petain, Pierre Laval’ı başbakan olarak atadı.

Laval, yeni başbakanlık sürecinde bağımsızlıkçılarla ve Müttefik Devletlerle hiçbir şekilde anlaşmadı. Britanya’nın taleplerini reddetti ve hatta bu durum Fransa ile Britanya donanması arasında çatışmalara neden oldu. Vichy Fransası; eski müttefiki Britanya’ya karşı olan işgal girişimlerine desteğini bildiriyor, bütün entelijansiyası ile Nazilere hizmet ediyordu. Modacı Coco Chanel, tenis şampiyonu Jean Borotra gibi isimler Mareşal Petain’i gerçek bir vatansever olarak görüyor; bağımsızlığa gidene kadar Nazilerle anlaşmayı zorunluluk olarak görüyordu. Fakat gerçekte bağımsızlık yolunda bir suskunluk değil, total bir teslimiyet görülüyordu. İşte bu dönemde, Pierre Laval sadece Kasım 1940’ta 220 ton Fransız altınını Nazilere hibe etti. Kendisi Petain’den çok Hitler’den destek görüyor, Nazilerle işbirliği Petain tarafından dahi aşırı görülüyordu. Öte yandan, genişleyen cepheler nedeniyle Almanya yoruluyordu. Stalingrad yenilgisinin ardından Laval, teslimiyet şartlarını yeniden görüşmek yerine “Hiçbir tehdit beni Almanya ile işbirliğinden ve anlaşmadan geri döndüremeyecek çünkü bu anlaşma sadece Fransa’nın lehine olarak uygulanmaktadır.” diyerek Nazilere desteğini sürdürdüğünü açıklamıştı. Laval, Hitler’in destek taleplerine yönelik yaptıkları anlaşma ile bir tutsak Fransız askerinin karşılığında üç Fransız işçisinin Almanya’ya gönderilmesini kabul etti.

Savaş devam ettikçe Hitler’in talepleri arttı. O zamana kadar sürdürülen materyal sevkiyatı ve işçi desteği artık Laval’ın emriyle farklı bir boyut kazandı. İşgal altındaki Fransa topraklarında binlerce komünist, muhalif ve Yahudi tutuklanıp toplama kamplarına gönderildi. Eski barış elçisi artık Nazi işbirlikçisi hâline gelmişti. 1942 yılının sonunda Hitler’in “Avrupa’nın kanseri” adını verdiği Marsilya kentindeki Nazi askeri kampların Fransız bağımsızlıkçılar saldırı düzenledi. Bu saldırının ardından Laval’ın polisleri ve Hitler’in SS kuvvetleriyle Marsilya’ya çok sert saldırılar başladı. 1400 ev yıkıldı, 1600 Yahudi tutuklandı. Bir süre sonra Almanya’nın Kuzey Afrika’da da yenilmesiyle birlikte Hitler, Vichy Fransası’nı Müttefiklerle olası ittifakından endişeliyordu. 1942 Kasım’ında düzenlenen operasyon ile Vichy Fransası, Almanya tarafından işgal edildi. Laval’ın teslimiyet siyaseti tamamen boşa düşmüştü. Fakat her şeye rağmen Nazilere desteğini sürdürmeye devam etti.

İşbirlikçiden haine

Laval, büyük bir kibirle, hâlâ Fransa için en doğru yolun kendi yolu olduğuna inanıyordu. Direnişçiler güçlense dahi onlara destek vermek yerine onlara karşı bir paramiliter örgüt kurdu. 30 bin üyesi olan bu yapı, tamamen Alman ideolojisine hizmet ediyordu. Laval artık Fransızlar tarafından kendi halkını öldürten bir hain olarak görülüyordu. Sovyet orduları Berlin’in kapılarına dayandığında ve Müttefik Kuvvetleri Roma’yı işgal ettiğinde Hitler, Laval’dan daha fazla işçi talep etti. Laval, yine kabul etti. Bağımsızlıkçı ordulara katılan Vichy askerlerine karşı Laval’ın tehditler savurmasına rağmen Fransa’da direniş giderek büyüyordu. 19 Ağustos 1944’te Müttefik Kuvvetler ve Fransız direnişçiler öncülüğünde Paris, Nazi işgalinden kurtarıldı.

Müttefik ordularının ilerleyişinden korkan Laval, İspanya’ya kaçtı. Lakin, De Gaulle’ün İspanya’dan kendisini talep etmesiyle Paris’e gönderildi. Laval Fransa’da tutuklandı, düşmanla işbirliği yapmak ve devlet güvenliğini tehdit etmekle yargılandı. Vichy Fransası lideri Mareşal Petain ise vatan hainliği suçuyla yargılandı ve De Gaulle’ün emriyle sürgün edildi. Laval’ın bütün savunmasına rağmen savcıların argümanları gayet yerindeydi. Kendisini desteklemek için çağrılan 33 şahitten sadece 4’ü ifade verdi ve hepsi de beklenenin aksine Laval’ın aleyhine konuştu. Laval’ın Almanya’nın galibiyetini umduğuna dair sözleri onun suçlu bulunmasına neden oldu. Savaş döneminin işbirlikçi lideri, bir hain olarak suçlu bulunarak öldü.

Bir siyasi hareketin en trajik anı, rakibi tarafından mağlup edilmesi değildir. Kendi içinden çıkan bazı figürlerin, bir zamanlar karşı olduğu güçlerin taşıdığı gölgelere dönüşmesidir. Savaş karşıtı düşüncenin içinden çıkan Pierre Laval da bu gölgelerden biri. Tarih bizlere, işte bu örnekte de görüğümüz gibi, halk desteğini kaybetmiş liderlerin bazen seçimle değil aparatik müdahaleler ile çeşitli otoritelerce geri çağrılabildiğini gösteriyor. Fakat bu geri dönüşler çoğu zaman “daha iyi” bir restorasyonla değil, kibirle çürümüş ilkesiz siyasetin çözülmesiyle sonuçlanıyor. Çünkü bir hareket, iradesini halktan değil zamanında karşı olduğu güçlerden almaya başladığında artık siyasî olmaktan çıkar; yalnızca aparatik hâle gelir. Ve aparatların tarihindeki en hüzünlü kader; bir gün kendi tabanlarının gözünde meşruiyetlerini değil sadece yalnızlıklarını temsil etmeleridir. Her dönemin kendi Pierre Laval’ları vardır. Çünkü bazı tarihsel karakterler, ne kadar kibriyle ve halkta yarattığı antipatiyle bilinse de, ölmez; yalnızca farklı dönemlerin otoriter şartlarına uygun olarak şekil değiştirir. Yine de tarihin hafızasında hiçbirisi kurtarıcı olarak kalmaz; yalnızca çöküş dönemlerinin kullanışlı aparatları olarak yer eder. Bugünün kibir timsali Pierre Laval’larını bekleyen son da budur.

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın