Benzersiz bir portre kitabı: ‘Benzemez Kimse Sana’

‘Benzemez Kimse Sana’nın macerası, yayıncısının yazarına yönelttiği, “Cumhurbaşkanı Erdoğan portresi yazmamız lazım, ben Sayın Cumhurbaşkanımızla konuştum, o da yazdırılması konusunda bana talimat verdi, yazar mısın?” teklifiyle başladı. Yazar, iki buçuk yıl çalıştı ve sonunda ortaya hiçbir portre kitabına benzemeyen bir metaforlar fırtınası çıktı…

“Erdoğan’ın elleri de Erdoğan’dır. Bu o kadar öyledir ki elleri üzerinden bile bir Erdoğan portresi çıkarılabilir. Elleri de yüzü gibi duygusunu saklamayan, yerine göre üzülen, yerine göre kalbi acıyan, vakur, güler yüzlü, merhametli ellerdir. Kalbi ellerindedir yahut elleri kalbindedir.”

“Baktığı şeyi kavrayan, kavramanın da ötesinde görünmez iplerle gözbebeklerine bağlayan bir bakışı var gözlerinin. Çocukluk fotoğraflarındaki gözleri o kadar ilgili bakıyor ki, o bakışa muhatap olanı bir bakışta iliklerine kadar tanıyacağı hissine kapılıyorsunuz.”

“Dudakları ise gözleriyle uyumlu bir dil sergiliyor. Sevinçli olduğunda, dudakları hafif aralık duruyor ve gözlerinin gülümsemesine uygun bir gülümseme hali alıyor. Bazen dudaklar kapalı olsa bile ön kısımları hafif aralık dursa bile bu sevinçli hal değişmiyor.”

Bu satırları Ankara’da bazı kitabevlerinin öne çıkanlar raflarında görünen bir kitaptan aldık: “Benzemez Kimse Sana- Bir Erdoğan Portresi.”

“Tenzile Erdoğan ve hasretleri içimizi sızlatan tüm annelerimize rahmetle” ithafıyla başlayan kitap 26 Şubat 2020 günü raflardaki yerini aldı. Yani Erdoğan’ın 66. doğum gününde.

Bestesi Fehmi Tokay’a, güftesi Rüştü Sardağ’a ait meşhur “Benzemez Kimse Sana” şarkısı aynı zamanda Erdoğan’ın anlatıldığı 41 bölümden de birinin başlığı.  

Hepsi için özenilmiş olduğu anlaşılan diğer bölüm adlarından bazıları da şöyle:

“Ellerin dili”, “Gözleri Göz Değil, Gözistan”, “Yakışıklı”, “Sen Ağlama Kirpiklerin Islanır.”

Adlarından da anlaşılabileceği gibi bu bölümler Erdoğan’ın elleri, gözleri, alnı, hatta dudakları için övgülere ve tasvirlere ayrılmış.

Bu ilginç portre kitabının yazarı Mehmet Aycı, muhafazakâr çevrelerde bilinen bir şair ve deneme yazarı. Aynı zamanda eski bir bürokrat.

Binali Yıldırım’ın yakın danışmanıydı

Ulaştırma Bakanlığı döneminde Binali Yıldırım’ın basın danışmanı olan Aycı, Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları (TCDD) Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği, TCDD Pazarlama Dairesi Başkanlığı görevlerinde bulunmuş, yine İzmir’de Binali Yıldırım’ın seçim kampanyalarını yönetmiş, başbakanlığı döneminde metin yazarlığı yapmış bir isim. Anadolu Üniversitesi’nde demiryolu tarihi ve kriz yönetimi başlıklı bir ders vermiş, son olarak eski Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Lütfi Elvan’ın danışmanlığını yapmış. 2015 seçimlerinde AK Parti’den Adana milletvekili adayı olan Aycı, 17 Aralık soruşturmalarında telefonu usulsüz dinlenen bürokratlar arasında yer almış. 

Yayımlanmış çok sayıda şiir, deneme ve portre kitapları bulunuyor. Şiirleri, yayın yönetmenliğini İbrahim Tenekeci’nin yaptığı, Turkuvaz medya bünyesinde yayımlanan Muhit dergisinde çıkıyor. 

Aycı, 2011 yılında yazdığı bir yazıyla günlerce gazetelerde kendisinden bahsettirmişti.

Yöneticilik yaptığı TCDD’nin Raillife adlı derginin Şubat-2011 sayısında ‘Trenden kaçan oğlan’ başlıklı yazısında Aycı şöyle demişti:

“Mustafa Çetin Baydar anlatmıştı galiba. Tren Erzurum’a geldikten sonra Yeşilçam’da artist olma heveslisi Erzurum kızları, trenle İstanbul’a kaçarlar. Türlü maceralar yaşadıktan, hatta çam dibine yatırıldıktan sonra tabii artist olamadan, ancak ‘kız gittim, kadın geldim’ havasında tekrar memleketlerine dönerler.” 

Bu cümleler Erzurumlu kadınları ayağa kaldırmış, tepkiler üzerine Binali Yıldırım Aycı’yı görevden almak zorunda kalmıştı. 

Yayıncı Erdoğan da Rize Güneysulu

Kitabı KAF Yapım (Kuzey Anadolu Film ve Yapım) adlı bir yapım şirketi yayımladı.

KAF Yapım’ın sahibi, kitabın yayıncısı Ömer Erdoğan, Rize Güneysulu. Yani Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hemşehrisi. Rize İmam Hatip Lisesi mezunu, hafız, şair. 

KAF Yapım’ın bugüne kadar yaptığı belgesellerden çoğu Aliya İzzetbegoviç üzerine. Bilgemiz Aliya İzzetbegoviç, İslâm’ın Uç Beyi Aliya, Doğu-Batı Arasında Aliya, Alija, Posljednji Bedem Islama adlı belgesellerin galaları Beştepe’deki Cumhurbaşkanlığı Kültür Merkezi’nde ve Aliya İzzetbegoviç’in oğlu Bakir İzzetbegoviç’in katılımıyla Saraybosna’da yapılmış.

Geçen ay Ankara’da düzenlenen imza gününde konuşan Mehmet Aycı, kitabı yayıncı Ömer Erdoğan’ın kendisine, “Cumhurbaşkanı Erdoğan portresi yazmamız lazım, ben Sayın Cumhurbaşkanımızla konuştum, o da yazdırılması konusunda bana talimat verdi, yazar mısın?” teklifi üzerine yazmaya başladığını anlatmış. Kitabı 2,5 yılda tamamlamış.

İmza günü Anadolu Ajansı’nda haber oldu

Bu ayrıntıları geçen ay Ankara Çukurambar’da muhafazakâr kesimin en büyük kitapçılarından Liman Kitap Evi’nde düzenlenen imza günüyle ilgili Anadolu Ajansı’nda çıkan haberden okuyoruz.

https://www.aa.com.tr/tr/kultur-sanat/benzemez-kimse-sana-bir-erdogan-portresi-kitabi-icin-imza-gunu-duzenlendi/1922564

Habere göre imza gününe, geçen hafta Ankara Üniversitesi rektörlüğüne getirilen Cumhurbaşkanlığı Sağlık ve Gıda Politikaları Kurulu Üyesi Prof. Dr. Necdet Ünüvar ile birlikte AK Partili çok sayıda siyasetçi katılmış.

Aycı imza gününde kitabını, “Binlerce video izledim. Çocukluk fotoğrafına baktım. Bu bir biyografi kitabı değil. Recep Tayyip Erdoğan nasıl bir insan ve nasıl bir lider. Bakışlarından alın çizgilerine, el kullanımından yüz ifadesine her şey var kitapta” diye anlatmış.

Gerçekten de öyle… 

Erdoğan’ın eli, gözü, alnı, boyu…

Kitapta Erdoğan’ın karakteri vücuduna övgülerle anlatılıyor:

“Erdoğan’ın elleri de Erdoğan’dır. Bu o kadar öyledir ki elleri üzerinden bile bir Erdoğan portresi çıkarılabilir. Elleri de yüzü gibi duygusunu saklamayan, yerine göre üzülen, yerine göre kalbi acıyan, vakur, güler yüzlü, merhametli ellerdir. Kalbi ellerindedir yahut elleri kalbindedir.”

Metafor, “ellerin dili” üzerinden şöyle sürdürülüyor:

“Bahse konu Erdoğan’ın ellerini kullanması değil, Erdoğan’ın ellerinin dilidir. Bu dil, bir lider olarak Erdoğan’ın kendi doğal liderlik dilinin eline/elinde yansımasından ibarettir.”

“Bir şeyi kestirip atarken, yeter derken sağ veya sol elini soldan sağa yere açık hareket ettirmesiyle yaptığı hareket de onun suistimale, ikiyüzlülüğe, aldırmazlığa ne kadar tahammülsüz olduğunu gösterir ki bu da harbi oluşunun, hasbi oluşunun el dilinden başka bir şey değildir.”

“Gözleri göz değil, gözistan”

Kitabın bir bölümü de adını Cemal Süreya’nın “Bun” şiirindeki bir dizeden alıyor: “Gözleri göz değil, gözistan.”

Bu bölümde Aycı “Erdoğan’ın bebeklik fotoğrafındaki bakışının dünyayı içine çekecekmiş gibi” oluşunu anlatıyor:

“Baktığı şeyi kavrayan, kavramanın da ötesinde görünmez iplerle gözbebeklerine bağlayan bir bakışı var gözlerinin. Çocukluk fotoğraflarındaki gözleri o kadar ilgili bakıyor ki o bakışa muhatap olanı, bir bakışta iliklerine kadar tanıyacağı hissine kapılıyorsunuz.”

“Alnıyla bakıyormuş gibi”

Aycı, Cumhurbaşkanının çocukluk fotoğraflarında alnına da dikkat kesilmiş. Şöyle yazıyor:

“O fotoğraflardaki bakışta, sadece gözleriyle değil de alnıyla bakıyor, dünyayı aynı zamanda alnıyla kavramak istiyor gibi bir havası var alnının… Kafatasını hafif eğdiğinde gözleriyle birlikte alnıyla da bakıyormuş hissine kapılıyorsunuz.”

Devam ediyor:

“Bazen çok neşeli olduğunda da alın çizgileri öne çıkıyor; tuhaf bir şekilde çizgiler aynı çizgiler olmasına rağmen, o yoğunlaşmada yahut kaş çatma halinde başka bir anlama bürünüyor, adeta alın çizgileri de gülümsüyor.”

“Erdoğan’ın bir ok gibi alt dudağı”

Sıra Cumhurbaşkanı’nın dudaklarında:

“Erdoğan’ın sevincini, hüznünü, kırgınlığını, hasılı insani reflekslerini saklamayan, olduğu gibi yansıtan bir yüzü var. Onun ruh halini yüzünden; alnından, gözlerinden ve dudaklarından anlayabiliyorsunuz.

“Dudakları ise gözleriyle uyumlu bir dil sergiliyor. Sevinçli olduğunda, dudakları hafif aralık duruyor ve gözlerinin gülümsemesine uygun bir gülümseme hali alıyor. Bazen dudaklar kapalı olsa bile ön kısımları hafif aralık dursa bile bu sevinçli hal değişmiyor.

“Sevinçli halinde gülümsediği intibaı uyandıran dudaklar hüzünlü olduğunda gözleri gibi bulutsu bir hal alıyor. Öfkelendiğinde dudaklar da aniden sertleşiyor, alt dudak simetrik olarak iki yanından içe doğru hafif kavisli, normal hizasından biraz daha aşağı sarkıyor ve bu haliyle Erdoğan konuşurken alt dudak adeta muhatabına yönelmiş bir ok temrenine dönüşüyor.”

“Fiziken kusursuz”

Söz nihayet Erdoğan’ın yakışıklılığına ve uzun boyuna geliyor.

“Yakışıklı kelimesine TDK Sözlüğü ‘güzel, gösterişli (erkek)’ anlamını veriyor. Erdoğan boyu posu ve yüz güzelliğiyle yakışıklı bir liderdir.

“Erdoğan Türkiye ortalamasının üstünde bir boya sahiptir. Yüzünde, ellerinde fiziki bir kusur olmadığı gibi, boyuyla mütenasip bir vücuda sahiptir, ayrıca bir numaraya, bir harekete, bir gösterişe ihtiyaç duymayacak ölçüde gösterişlidir.”

“Çift başlı kartal gibi”

Aycı, Emine Erdoğan’a da iltifatını eksik etmiyor. Emine Erdoğan’dan bahsederken onun adını kullanmıyor, “Hanımefendi” diyor. Erdoğanların birlikteliğini, Bizans ve Selçuklu’da kullanılan; Arnavutluk, Karadağ ve Sırbistan gibi ülkelerin bayraklarında yer alan; Yunan ve Türk bazı spor kulüplerinin ambleminde bulunan çift başlı kartal sembolüne benzetiyor:

“Erdoğan aile reisi olmadan önce de reistir. Teşkilatçılığından, lider kişiliğinden kaynaklanan reisliği, aile reisliğiyle bütünleşmiş, bu süreçte Selçuklulardan devraldığımız çift başlı kartal sembolünde olduğu gibi evlendikten sonra siyasi hayatında eşi Hanımefendi en büyük destekçisi olarak yanı başında olmuştur.”

“Çaya gitmenin sıra dışılığı”

Kitapta Erdoğan’ın sıradışı bir lider olduğu fikri, Erdoğan’ın vatandaşların evine çay içmeye gitmesiyle de temellendiriliyor: 

“Mitingde kendisine sevgi gösterisinde bulunan vatandaşa, sol elini çay bardağı şeklinde silindir gibi yapıp, sağ elinin baş parmağıyla karıştırarak, ‘Çayın var mı?’ yahut ‘Çay demle geliyorum’ işareti yapması, bunu o kadar doğal, o kadar kendiliğinden, sanki o vatandaşın karşı binadan tanışıymış yahut yan binadan akrabasıymışçasına bir yakınlıkla ve bir yüz ifadesiyle ve işaret diliyle söylemesi, ardından çaya gitmesi ve o çayı içmesi sıradan görülse de Erdoğan’ın ne kadar sıra dışı biri lider olduğunu göstermesi bakımından ilginçtir.”

“Fenerbahçe’nin efsanesi olabilirdi”

Yazar, Erdoğan’ın hayatındaki bazı tercih anlarına dair spekülasyon da yapıyor. Futbol oynadığı dönemlerde baba Ahmet Erdoğan’ın Fenerbahçe’nin transfer teklifini kabul etmemesini öven Aycı şunları söylüyor:

“Fenerbahçe’de uzun yıllar oynadı diyelim, jübile yaptıktan sonra teknik ekipte yer alır, teknik direktör olur hatta kulüp başkanı bile olabilirdi. Belki o zaman Fenerbahçe’nin efsane oyuncusundan, efsane teknik direktöründen, efsane başkanından bahsederdik de bugün lider krizi yaşayan dünyada Erdoğan gibi bir liderden bahsetmiyor olurduk.”

“Erdoğan, Erdoğan’dır”

Kitabın adının neden “Benzemez Kimse Sana” olduğunu anlatan ana fikri ise şu cümle anlatıyor:  

“Erdoğan, kendisini her konumda kendisi olarak ifade eden, Erdoğan olarak kalabilen bir liderdir. Erdoğan, Erdoğan’dır.”

Daha çok Atatürk’e mi benziyor Abdülhamit’e mi?

Kitapla ilgili Akşam gazetesine verdiği röportajda Aycı, “ille de birine benzetilecekse” diye başlamış ve şöyle demiş:

“Eğer ille birine benzetecek olursak, Erdoğan’ın Abdülhamid’den ziyade Gazi Mustafa Kemal’e benzeyen yönleri daha çoktur. Daha devrimci, daha kurucu akıl olması tarafıyla Gazi’ye daha çok benziyor.”

Erdoğan hakkında bugüne kadar herhangi bir portre kitabının yazılmamış olmasından şikâyet eden Aycı, kitabının portre alanında model olduğunu iddia ediyor.

Herhalde bu nedenle bu ilginç portre kitabının 2021 yılında İngilizce, Arapça, Rusça ve İspanyolcaya çevrilmesine karar verilmiş. 

Fakat kitaba ulaşmak o kadar kolay değil. Çünkü fiyatı 66 TL.

Önceki İçerikAlman Charite Hastanesi: Navalny iyileşiyor, yapay komadan çıkarıldı
Sonraki İçerikSıkıcı hakikatler yerine heyecanlı yalanlar…