Tucker Carlson, on yıldır siyasi sohbetlerimizin ve muhafazakâr medyanın merkezinde yer alıyor. Trump dönemiyle onun kadar özdeşleşmiş çok az medya figürü vardır. 2023’te kovulmasına rağmen, kendi ağını kurarak, podcast’lerinde Donald Trump’ı destekleyerek ve Cumhuriyetçi Kongresi’nde Trump’ın locasında oturarak Trump dünyasının demirbaşı olmaya devam etti.
Ancak Şubat ayında Başkan Trump, Carlson’ın tamamen karşı olduğu bir karar vererek İsrail ile birlikte İran’a saldırma kararı aldı. Carlson şimdi Trump’ı desteklediği için pişman olduğunu söylüyor ve yönetimin en etkili eleştirmenlerinden biri haline geldi. Hatta İsrail’i, başkanı savaşa iterek Trump’ı bir “köle” haline getirmekle suçluyor.
Bu kopuşun perde arkasını anlamak için Maine’e gittim. Savaş hakkındaki görüşlerinden, Trump’ın “Deccal” olup olmadığına dair tuhaf düşüncelerine kadar her şeyi konuştuk.
Lulu Garcia-Navarro: Perspektifini, evrimini ve dünya görüşünü anlamak istiyorum. İran savaşı nedeniyle Başkan Trump ile dramatik bir kopuş yaşadın. 28 Şubat’taki saldırıdan önce başkanla birkaç kez konuştuğunu söyledin. O görüşmelerde neler oluyordu?
Tucker Carlson: Onunla 2016’dan beri, hatta belki 2015’ten beri İran hakkında konuşuyorum. Çünkü üzerinde, birçok başkana yapıldığı gibi, İran’da rejim değişikliği yapması için muazzam bir baskı vardı. Irak tecrübemizden biliyoruz ki bu iyi bir yere çıkmaz ve ABD için iyi değildir. Trump bunu biliyordu. Onu desteklememin ve Fox News’ta kampanya yürütmemin ana sebebi buydu.
Haziran ayında İran ile rejim değişikliği yoluna girdiğimiz netleşince şaşkına döndüm ve çok üzüldüm. ABD için korkunç olacağını biliyordum. Ocak ayında işlerin bu noktaya geleceğini gördüğümde panikledim.
Lulu Garcia-Navarro: Size neden savaşa girmek istediğini açıkladı mı?
Tucker Carlson: Birçok görüşme oldu. Oval Ofis’te onunla yalnız buluştum, telefonla defalarca konuştuk. Her konuşmaya “İran’ın nükleer silaha sahip olmasını istiyor musun?” diye başlardı. Ben de nükleer silahlara karşı olduğumu ama asıl sorunun “Bunun için ne yapacağımız” olduğunu söylerdim. Hiçbir zaman bu konuda hevesli görünmedi. Ona coğrafyanın önemini, İran’ın askeri değil ekonomik bir güç olduğunu, dünya enerjisinin beşte birinin geçtiği Basra Körfezi kıyılarını kontrol ettiğini söyledim. Sonuçları mükemmel bir şekilde anlıyordu.
Lulu Garcia-Navarro: Eğer görüşlerini biliyorsa ve tehlikeleri anlıyorsa neden hala telefonlarına çıkıyordu? Seni ikna etmeye mi çalışıyordu?
Tucker Carlson: Hayır, beni ikna etmek için hiç çaba sarf etmedi. Sadece “Her şey yoluna girecek, her şey tamam olacak” diyordu. Ben öyle hissetmiyordum. Benim derdim Trump’ın şahsı ya da saç rengi değil; ABD’nin İran ile savaşa girmesini istemiyordum. Son konuşmamızda —savaştan bir hafta önce— artık bir seçeneği kalmadığını hissettiği ve buna razı olduğu izlenimine kapıldım. Hiç hevesli değildi.
Lulu Garcia-Navarro: Yönetim içinde kimler savaş taraftarıydı?
Tucker Carlson: Tahminde bulunuyorum çünkü orada çalışmıyorum. Ancak Dışişleri Bakanı (Marco Rubio), yıllardır İran’ın en büyük tehdit olduğunu söyleyen biri. Ama onun bile bu konuda bir coşkusu olduğunu duymadım. Benim izlenimim, baskının tamamen dışarıdan geldiği yönünde: Bağışçılar, Rupert Murdoch, Miriam Adelson ve Mark Levin, Sean Hannity gibi isimler başkana “İsrail’i kurtaracak tarihi bir figür olacaksın” diyerek baskı yapıyorlardı. Kimsenin bunun ABD için iyi olacağını savunduğunu sanmıyorum.
“Esaret” ve İsrail Etkisi
Lulu Garcia-Navarro: Başkanın “hiç seçeneği kalmadığını” söylerken neyi kastediyorsun? Bir dünya lideri nasıl seçeneksiz kalır?
Tucker Carlson: Soru bu zaten. On milyonlarca seçmenin yetki verdiği bir adamın, ülkenin çıkarına, hatta kendi çıkarına olan bir kararı neden veremediğine dair merak eksikliğine şaşırıyorum. Sonuçların felaket olacağını biliyordu. Benim algım şu: O bir rehineydi.
Lulu Garcia-Navarro: BBC’ye onun yabancı çıkarların “kölesi” olduğunu söyledin. Trump kimin rehinesi?
Tucker Carlson: Benjamin Netanyahu ve ABD’deki savunucularının. Trump ateşkes ilan ediyor, “Boğazları açacağız” diyor, İran ise “İsrail Güney Lübnan’dan çekilmeli” diyor. Trump bunu duyurduktan birkaç saat sonra İsrail, müzakereleri raydan çıkarmak için Beyrut’u bombalıyor, sivilleri öldürüyor. Amaç İsrail’i korumak değil, İran yok edilene kadar savaşı devam ettirmek.
Trump, Netanyahu’yu dizginleyemedi. Trump’ın “Sakin ol yoksa yardımı keseriz” diyemediği tek kişi Netanyahu. Bu bir esarettir. Seçilmiş başkanımız kendi ülkemizin ekonomisi yerine İsrail’in çıkarlarını önceliyor. Bu skandaldır. Bana “antisemit” demeleri bunu söylememe engel olmayacak.
Deccal Tartışması ve Dini Görüşler
Lulu Garcia-Navarro: Paskalya Pazarında Trump’ın attığı bir gönderiye “kötü” (evil) dedin. Hatta programında onun “Deccal” olup olmadığını tartıştın. Buna gerçekten inanıyor musun?
Tucker Carlson: “O Deccal” demedim. Ama bir liderin kendi atalarının Tanrısıyla alay etmesi, kendini her şeyin üzerine koyması ve Paskalya sabahı küfürler savurarak sivilleri öldürmekle tehdit etmesi benim için kırmızı çizgidir. Ben bir teolog değilim ama gördüğümüz şeyin “kötülük” olduğunu düşünüyorum. Kimseyi suçu yokken öldüremezsiniz. Hristiyan anlayışında her insanın bir ruhu vardır; Gazze’de ya da İran’da çocukların öldürülmesini desteklemek Hristiyanlık değildir.
Ekonomi ve Gelecek
Lulu Garcia-Navarro: Irk ve göçmenlik tartışmalarının artık uzun vadede etkili olmadığını, asıl meselenin ekonomi olduğunu söylüyorsun. Ama kariyerini bu konular üzerine kurdun.
Tucker Carlson: Evet, ben de birçok dikkat dağıtıcı unsurun parçası oldum. Bunu fark etmem uzun zaman aldı. Medya, halkı ırksal çatışmalarla oyalamak için kullanılıyor. “Beyazlar siyahlardan nefret ediyor” diye bağırırken arkada bankalar kredi kartlarınıza yüzde 25 faiz bindiriyor. İnsanların asıl derdi faturalarını ödemek ve çocuklarına bir gelecek kurmak.
Yapay zeka işleri yok ederken hala göçmen getirmek bir zulümdür. Bizim temsil sistemimizde artık kimse vatandaşı düşünmüyor. Demokratlar yeni seçmen ithal etmekle, Cumhuriyetçiler ise yabancı bir ülke için savaşmakla ilgileniyor.
Sonuç ve Pişmanlık
Lulu Garcia-Navarro: Trump’ın “yıkım şampiyonu” olduğunu söylemiştin. Seni de yok etmesinden korkuyor musun?
Tucker Carlson: 57 yaşına geliyorum, çocuklarım büyüdü. Bana ne yapabilir ki? Bir ajandam yok. Cumhuriyetçi Parti de Demokrat Parti de bana tiksindirici geliyor. Ben sadece bu ülkenin daha iyiye gitmesini istiyorum ve şu an gitmiyor.
Lulu Garcia-Navarro: Birçok eski arkadaşın senin “gerçeklikten koptuğunu” söylüyor. Tucker Carlson’a ne oldu?
Tucker Carlson: Değiştim, evet. Umarım değişmişimdir! Amerika çok değişti. Eğer hala dünyayı iyileştirmenin yolunun yabancı ülkelere uçak gemisi göndermek olduğunu sanıyorsanız, asıl siz bir şeyleri kaçırıyorsunuz demektir. Hatalarımı kabul ediyorum; Trump’ın vaatlerini gerçek sanıp insanlara anlattığım için özür dilerim. Yanılmışım.
Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?
Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.
Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.