ÇEVİRİ | De Klerk’in ardından kısa bir muhasebe: Irk ayrımcılığına karşı tutumu ilkesel miydi değil miydi?

The New York Times’dan Marc Lacey “Aldığı barış ödülüne rağmen, ülkedeki ırk ayrımcılığına gerçekten karşı olup olmadığı ölümüne kadar birçok Güney Afrikalı tarafından sorgulandı” dediği eski Güney Afrika Devlet Başkanı de Klerk’in tutumunun ilkesel mi faydacı mı olduğunun cevabını arıyor.

Güney Afrika cumhurbaşkanı sıfatıyla kendisinin ve atalarının kurulmasına yardımcı olduğu apartheid sistemini yürürlükten kaldıran F.W. de Klerk, geçtiğimiz perşembe günü (11 Kasım) Cape Town yakınlarındaki evinde hayatını kaybetti. 85 yaşındaydı. Ölümü, eski cumhurbaşkanının kanser tedavisi gördüğünü belirten F.W. de Klerk Vakfı tarafından doğrulandı.

Ülkenin önde gelen Afrikaner ailelerinden birine mensup olan de Klerk, siyaset basamaklarını tırmandığı uzun yıllar boyunca ırk ayrımını şiddetle savunmuştu. Ancak 1989 senesinde cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturduğunda, Güney Afrika’daki ırkçılığı yeniden gündeme getirerek hem derinden kutuplaşmış ulusunu, hem de dünyanın geri kalanını hayrete düşürdü. Bu adım ona, serbest bırakılmasını sağladığı Nelson Mandela ile birlikte Nobel Barış Ödülü’nü getirdi.

Ülkede yaşanan iç çekişmeler ve dıştaki itibar kaybı 1980’lerde Güney Afrika ekonomisine öylesine büyük bir zarar vermişti ki, de Klerk, ülkenin gelecekte ayakta kalabilmesi için yeni bir istikamete ihtiyaç olduğunu savunmaya başladı.

Aldığı barış ödülüne rağmen, de Klerk’in ülkedeki ırk ayrımcılığına gerçekten karşı olup olmadığı ölümüne kadar birçok Güney Afrikalı tarafından sorgulandı. Onların gözünde de Klerk, ırk ayrımcılığının ne kadar iğrenç olduğu konusunda lafı dolandırıp duran bir siyasetçiydi. Selefi P.W. Botha’nın sağ kolu olarak görev yapması, birçok siyah Güney Afrikalının onu ülke tarihindeki diğer baskıcı beyaz liderlerden farklı olarak görmesini zorlaştırdı.

Başkan George W. Bush hükümeti sırasında ABD Dışişleri Bakanlığı’nın bir numaralı Afrika danışmanı olan Herman J. Cohen, de Klerk’le yaptığı görüşme hakkında, “de Klerk, apartheid’ın kötü veya ahlaksız bir rejim olduğunu söylemiyordu, ancak işe yaramadığına karar vermişti” diyor.

İnsanların sahip olduğu hakları, ayrıcalıkları ve hatta hapishanelerdeki yemek porsiyonlarını ten rengine göre belirleyen bir yasal sistem içinde apartheid’ı lağvetmek kolay değildi. Bunu sona erdirmek için yıllarca sürecek bir yasama süreci ve halktan gelecek hatırı sayılır düzeyde bir destek gerekiyordu.  1990’da de Klerk, Afrika Ulusal Kongresi’ne yönelik 30 yıldır süren siyasi yasağın kaldırıldığını ve partinin bir numaralı ismi Nelson Mandela’nın serbest bırakıldığını duyurduğunda o kadar güçlü bir dönüşüm sürecinin fitilini ateşlemiş oldu ki, bu süreç kendisini de büyük ölçüde etkiledi.

Mandela, özgürlüğünü kazandıktan yalnızca dört yıl sonra, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de Klerk’i sandığa gömdü. Her ne kadar Mandela, de Klerk’e geçiş hükümetinde cumhurbaşkanı yardımcılığı teklifinde bulunduysa da, de Klerk, iktidar kaybı yaşamayı kaldıramayarak kısa süre sonra görevinden istifa etti.

Daha sonra, dedesinin kurucularından olduğu Ulusal Parti’yi beyazların hâkim olduğu bir partiden Afrika Ulusal Kongresi’nin de yardımıyla çok-ırklı bir partiye dönüştürmeye çalıştı, ancak bu çabalar sonuçsuz kalacaktı. Parti içinde yaşanan gerilimler ve ülkenin geçmişini soruşturmak için kurulan Hakikat ve Uzlaşma Komisyonu’nun yaptığı eleştiriler karşısında hüsrana uğrayan de Klerk, 1997’de siyaseti bıraktığını açıkladı.

Aralarındaki ilişki dışarıdan görüldüğünden daha az uyumlu olmasına rağmen, De Klerk ve Mandela, ülkeyi yeniden inşa etme konusundaki ortak çabalarından ötürü 1993 yılında Nobel Barış Ödülü’ne layık görüldüler. Dahası, De Klerk, “Son Yürüyüş-Yeni Bir Başlangıç” adlı otobiyografisinde, yeterince takdir edilmediğini hissettiğini ve kimi zaman ödül sonrasında gerçekleşen kutlamalar sırasında Mandela tarafından açıkça saldırıya uğradığını yazıyor.

Ödül töreninden sonra Mandela’nın Norveç’te yaptığı bir konuşmadan bahsederken “içim yanıyordu” diye yazıyor. De Klerk, “o gün, Mandela’yla aramda samimi bir ilişki olduğu yanılsamasını bozmamak adına kendimi tutarak dilimi ısırdım” diyor ve ekliyor: “Aramızdaki ilişki bu kadar sert eleştirilerle ve şüpheyle karşılanırken barış ve uzlaşma konusunda dünyanın en büyük ödülüne layık görülmek için bu kadar uzaklara seyahat etmiş olmamız ironikti.”

Mandela “Özgürlüğe Uzun Yürüyüş” adlı otobiyografisinde, de Klerk ile olan ilişkisini zorunluluktan doğan bir ilişki olarak nitelendirir: “İnsan, düşmanıyla barışmak için, onunla çalışmalı ve ortaklık kurmalı.” Her ne kadar iki lider de zamanla ülkedeki ırksal uyumun birer sembolü haline gelse de, Mandela, de Klerk’in apartheid’ı sona erdirmedeki rolüne övgüde bulunurken ihtiyatlı davrandı.

Mandela şöyle diyordu: “Görünürdeki ilerici eylemlerine rağmen de Klerk hiçbir şekilde büyük bir özgürleştirici değildi. O, aşamalı bir reform sürecinden yana olan dikkatli bir pragmatistti. Kendisine iktidarı kaybettireceğini düşündüğü hiçbir reforma imza atmadı. Aksine, bütün bunları yeni bir dönemde Afrikanerlere güç sağlamak için yapmıştı.”

Yeni nesil siyah Güney Afrikalılar siyasette temsil edilmeye başladıkça, de Klerk’in mirası da giderek artan eleştirilerle karşı karşıya kaldı. Ölümünden saatler sonra vakfı tarafından yayınlanan bir videodaki son mesajında de Klerk, nihayet apartheid konusundaki tutumunu netleştirdi. De Klerk, özellikle ırkçı politikaların yol açtığı acılardan ve aşağılamalardan dolayı geçmişteki özürlerini samimi bulmadığını ifade eden kişilere seslenerek, “amasız ve fakatsız biçimde” bir kez daha özür diledi.

De Klerk, sesi titreyerek, “Geçmişte sahip olduğum görüşlerin 80’lerin başından itibaren tamamen değiştiği gerçeğini sizinle paylaşmama izin verin” diyordu. “Adeta din değiştirmiş gibi hissediyordum, kalbimin en derin yerinde apartheid’ın yanlış olduğunu idrak ettim.”

Frederik Willem de Klerk, 18 Mart 1936 tarihinde, 17. yüzyılda Güney Afrika’ya hicret eden Hollandalı ve Huguenot yerleşimcilerden, Afrikaner siyasetinde etkin bir ailenin çocuğu olarak Johannesburg’da dünyaya geldi. Emekli bir okul müdürü olan babası Jan de Klerk, üç farklı başbakan döneminde bakanlık ve Senato başkanlığı yaptı. Apartheid’ın ateşli bir savunucusu olan amcası Hans Strijdom, 1950’lerde başbakanlık koltuğunda oturuyordu.

Kendisiyle aynı ismi taşıyan dedesi, bakan ve Ulusal Parti’nin kurucu üyesi olmadan önce İngilizler tarafından vatana ihanet suçlamasıyla tutuklanmış bir Afrikaner idi.

De Klerk, otobiyografisinde ”siyaset benim kanımda var” diyor.

Potchefstroom University for Christian Higher Education’da hukuk eğitimi gören de Klerk, Başbakan Botha’nın kabinesinde ve B.J. Vorster’ın hükümetinde yer almıştı. Kimi zaman partisi içindeki ırkçı aşırılık yanlılarının yanında yer alan de Klerk, 1986’da Botha’ya giderek Güney Afrika’nın bir gün siyah bir başkanı olabileceğini söylediği sözlerini geri almasını talep eden bakanlarından biriydi.

Bir dönem Güney Afrika’da muhabir olarak görev yapan The New York Times’ın eski genel yayın yönetmeni Joseph Lelyveld, “Move Your Shadow” adlı kitabında, o zamanlar genç bir bakan olan de Klerk’e Afrika Ulusal Kongresi’ne sempati duymakla suçlanan beyaz bir adamın polis gözetimindeki ölümü hakkında bir soru sorduğunda, ”bunun bizim aleyhimize kullanılacağını biliyordum” diyerek öfkelendiğini anlatıyor.

De Klerk’in hayranları, onun bu hareketlerinin, Güney Afrika’yı apartheid’dan ancak ülkenin muhafazakârlarının saygı duyduğu birinin uzaklaştırabileceğini bilen kurnaz bir politikacı olduğunu gösterdiğini söylüyor. Diğerleri ise onu beyazların Siyah çoğunluk üzerindeki etkisinin azaldığının farkında olan daha az vizyoner ve ”işini bilen” bir figür olarak görüyor.

De Klerk, apartheid’ı kaldırırken, atalarının on yıllardır mücadelesini verdiği kazanımların çoğunu geri almakta olduğunun farkındaydı.

Çeviren: Deniz Karakullukcu

Makalenin orijinali:

https://www.nytimes.com/2021/11/11/world/africa/fw-de-klerk-dead.html