Suriye iç savaşından sarsıcı bir fotoğrafçılık hikâyesi

O muhtemelen çok farklı iktidarların hakimiyeti altında yaşayıp sanatını gerçekleştirebilmiş tek fotoğrafçı. Esed’den IŞİD’e birçok tarafın fotoğrafçılığını yapmış olsa da bağımsız kalmayı başarmış... İki BBC muhabiri, Abood Hamam’ın şaşırtıcı hikâyesini anlatıyor: Bir fotoğraf seni öldürebilir, fakat yaşatabilir de.

Kendini nasıl tanımlıyorsun sorusuna profesyonel bir “yüz analisti” olarak haliyle gülüyor Abood. Çehresi, dokuz yıldır devam eden iç savaşta mütemadiyen değişmiş.

“Aynaya ne zaman baksam, saçımın beyazlarını görüp hayret ediyorum” diyor. “Bunun tek sebebi içerisinde bulunduğum savaş ve stres koşulları.”

Abood daha 45 yaşında. Suriye’nin gerçeklerini dünyaya ulaştırmak için riske attığı hayatını ince bir ip üstünde, korku eşliğinde seyrediyor.

O büyük ihtimalle çok farklı iktidarların hakimiyeti altında yaşamış ve sanatını gerçekleştirmiş tek fotoğrafçı: Esad rejimi, Özgür Suriye Ordusu, muhalif İslamcı gruplar El-Nusra, IŞİD ve son olarak Suriye Demokratik Federasyonu (SDF).

“Bir fotoğraf seni öldürebilir, fakat yaşatabilir de”

Direnişin ilk günlerinde gizlice çektiği fotoğrafların istihbarat tarafından bulunmasından, onun da  vurulmasına sebep olmasından korkmuş. Çünkü Muhaberat o dönemlerde isyancıların askerî gücünün boyutunu saklamaya çalışıyormuş.

Kamera kullanma yeteneği orada başına dert açmamış, hatta sonraları hayatını kurtarmış. IŞİD, Abood’un memleketi Rakka’yı ele geçirdiğinde, kendi geçit törenini görüntüye alması için onun yardımına başvurmuş.

Abood’un çarpıcı hikâyesi, birçok fotoğrafının da konusu olan, çiftçi babasının Rakka yakınlarında sürdüğü bir tarlada başlıyor:

“Doğrusu ailem ve yetiştiğim çevre gazetecilik ve fotoğrafçılığa pek sıcak bakmazlardı. Avukat veya öğretmen olmamı yeğler, fotoğrafçılığın aptalca bir iş olduğunu düşünürlerdi.”

Ama abisinin ona ilk kamerası Rus yapımı Zenit’i vermesiyle, Abood’un fotoğrafçılığın büyüsüne kapılması bir olmuş.  

Abood, Şam’daki fotoğrafçılık okulundan mezun olur olmaz kendini devletin haber ajansı ve propaganda kolu SANA’nın görüntü şefi pozisyonunda bulmuş. Görevinin bir bölümünü Başkan Beşar Esad ve eşi Esma’nın resmi ziyaretlerini kaydetmek oluşturuyormuş.

Tepeden bakan imajıyla First Lady, sıradan insanlarla konuşmaya ve dinlemeye yatkın biri iken eşi Beşar, etrafında dört döndüğü zamanlarda bile Abood’la hiç konuşmamış.

“Resmi görevlerimizde her daim bir kıdemli subay ve istihbarat görevlisi bize eşlik ederdi. Bundan nefret ederdim, çünkü onların karşısında sürekli alttan almak zorundaydınız ve benim karakterimde bu yoktu.”

2011 protestoları silahlı başkaldırıya dönüştüğünde, Abood çok tehlikeli bir ikili hayat yaşamaya başlamış. Gündüz rejimin imajını parlatmayla uğraşırken, geceleri gizlice Özgür Suriye Ordusu’nun başkentteki saldırılarını kayda almış.

Uluslararası haber ajanslarına gönderdiği fotoğrafların altında imza olarak mahlası vardı: Nur Fırat.

Bu ikinci ismi, Rakka içinden geçen ve fırsatını bulduğunda rahatlamak için kenarına çöktüğü, terapisti olarak gördüğü nehirden mülhem. Bugüne kadar fotoğraflarını yayımlayan yayın organlarının hiçbiri gerçek ismini bilmemiş.

Fakat çok geçmeden yaptığı iş fazla tehlikeli bir boyut kazanmış: “Yayımlayamadığım fotoğrafları depoladığım, cebimde taşıdığım hafıza kartını, keşfedildiğinde ölümümü getirecek bir kurşun olarak gördüm hep.”

2013’te Rakka düşüp isyancıların eline geçince Abood hemen Şam’dan kaçıp memleketine dönmüş. Taraf değiştirmiş, fakat fotoğrafçılık onun için risklerle dolu bir alan olmaya devam etmiş. Korkusu, şehrin kontrolü için birbiriyle kapışan isyancı grupların kendisinden rejim casusu diye şüphelenmesi ihtimalinden kaynaklanıyormuş.

Ve 2014’te durumu daha da riskli hale gelmiş..

“Siyah bayraklarla sokakları turlayan arabalar ve motosikletler gördüm. Birisi yanıma yaklaştı ve şunu dedi: Bunlar yeni İslam Halifeliği.”

Ne olduğuna dair hiçbir fikrim yoktu. Neymiş bu halifelik?

IŞİD kontrolü ele geçirince gazetecilerin çoğu şehri terk etmişti. Esadların eski hizmetlisi Abood da hiç olmadığı kadar tehlike altındaydı. Ama Şam’a dönmedi, fotoğraf çekmeye devam etti. Ölü bir IŞİD savaşçısının telefonundan çıkan olağanüstü fotoğraflardan birinde Abood uzun bej bir çelebi entarisiyle yol kavşağında çekim yaparken görülüyordu.

Sonra ise Abood “reddedemeyeceği” bir teklif almış: Ele geçirilen ve siyah bayraklarla donatılan askeri araçlar ve  teçhizatlar sokaklarda dolaştırılırken, IŞİD ondan zafer konvoylarını çekmelerini istemiş. Abood’un çektiği o fotoğraflar, IŞİD propagandasında kullanılıp uluslararası ajanslara yollanmış.  

Halifelik altındaki hayata dair daha birçok olayın fotoğrafını çekmiş Abood, fakat halka açık infaz gerçekleştirilen günlerde evden hiç çıkmamış.   

“Hiçbir zaman İslam Devleti’ne bağlılık yemini etmedim ve buna gerek de duymadım. Her zaman bağımsız kalacak şekilde bir strateji geliştirdim.”

IŞİD’e sonradan katılacak aşiret liderleriyle iyi ilişkileri olduğu için bu dönemi tutuklanmadan atlattığına inanıyor. Ama 2015’te bir gün IŞİD kapısını çalmış ve fotoğraf çekmeye devam etmesi halinde başının derde gireceğine dair uyarıda bulunmuş.

Bunun üzerine Abood, çok geçmeden Suriye’nin kuzeyinden haber yapmaya devam etmek üzere Rakka’yı terk etmiş.

Bundan sonra sadece bir kere, 2017’de, Amerika önderliğindeki IŞİD karşıtı koalisyonun bombalarla harabeye çevirdiği Rakka’ya gitmiş.

“İlk gün suskundum, söyleyecek hiçbir şeyim yoktu” diyor Abood. “Bu ben değildim, İkinci gün, dışarı çıkıp fotoğraf çekmeye başladığımda gözyaşlarımı tutamadım. Sokaklarda geziniyor, habire ağlıyordum.”

Aylarca, elinde kamerayla durmadan enkaza dönmüş Rakka’yı dolaşmış. Şehrin tüm sessiz ve harab sokaklarıyla, parçalanmış aileleriyle tanışmış. Kendi deyimiyle şehrin gardiyanı haline gelmiş. (Birleşmiş Milletler rakamlarına göre  şehrin yüzde 80’i yaşanmaz hale geldi, nüfusun yüzde 90’ı Rakka’yı terk etti.)  

Çektiği hüzünlü karelerin arasında onu en çok etkileyeni, zarar gören apartmanlardan birinde, bir zamanlar oda olan duvar kenarından  sarkan açık turkuaz bir kadın elbisesinin görüntüsü olmuş.

“Büyük bir mahremiyet ihlali olarak algıladım. Çünkü bu sadece kadınların içeride giyeceği bir elbiseydi. Ne o aile ne de mutluluk buradaydı ve elbise öylece asılıydı. Rüzgâr onu sağa sola salladıkça durup izleyesim geldi. Biri tutup da kendini asmış gibi canlandırdım kafamda.”

Yavaş yavaş da olsa şehirde hayatın canlanmasıyla renkler Abood’un fotoğraflarına yeniden geri dönmüş. Kırmızılı sarılı dükkân tabelaları, Fıratın maviliğinde kaybolmuş insanlar… Sonunda gölgelerinden kurtulup gerçek ismiyle fotoğraflarını bir Facebook sayfasında vitrine çıkarmış: “Engel tanımayan Abood.”

Görevi, insanları şehre geri dönme konusunda cesaretlendirmek

“Şehrimin başına gelen tüm kötü şeylerin yüzüne karşı bir haykırıştı biraz. Tek amacım uzaktaki Rakkalılara, bu şehre artık başka bir gözle bakmaları gerektiğini göstermekti. Biliyorum, şehrim grileşti. Ama Rakka’nın diğer renkler içinde nasıl gözüktüğünü hatırla, geri dönmeyi bir düşün! Fotoğraflarıma baktığınızda, en dehşet görüntülerde bile, renkli bir şeylerin hayatın bir parçasını oluşturduğunu anlarsınız.”

En çok övündüğü fotoğrafında, elinde yeni toplanmış eriklerle dolu bir tabak tutan, yüzünde utangaç tebessümüyle parlak elbise içinde bir kız çocuğu görülüyor:

Suudi Arabistan’a taşınan ama ailesiyle birlikte olmak için Rakka’ya geri gelen ve yerel bir okulun yeniden yapımına katkıda bulunan bir babanın kızı fotoğraftaki. Onu şehre döndüren, Abood’un Facebook sayfasında gördüğü Rakka fotoğrafları olmuş. Sadece o değil, birçok kişi bu Facebook sayfasındaki fotoğrafların izini sürerek Rakka’ya geri dönmüş.

Hiç ayrılmayacağına yemin etmesine rağmen, Abood artık o sevgili şehrinde değil. Gazetecilik dürtüleri onu Türkiye’nin kontrol ettiği bölgelerin civarındaki çatışma bölgelerinde haber yapmaya itmiş. Şimdi de Rakka’nın son sahipleri olan SDF güçlerinin onu Türkiye ajanı zannetmesinden endişe duyuyor.

Acımasız güçlerin altında hayatta kaldı, ama cihatçıları Rakka’dan Batı ittifakıyla temizlemiş bir örgütün altında çalışmayı göze alamıyor. Abood’un hali, söz konusu işi olduğunda, Suriye’de korkunun hiç dinmediği gerçeğini hatırlatıyor.

“Huzurlu ve mutlu hissettiğim bir an bile hatırlamıyorum. Mesela bir keresinde, bir hava saldırısı akabinde gidip çekim yaptım ve sonrasında kuzenimin ölüler arasında olduğunu söylediler. Hemen videoya baktım ve kuzenimin ölü bedenini gördüm içinde.

“Kameram olmasaydı silahla gezerdim. Silahlara karşıyım, ama bence normal bir vatandaş gibi savaşa dahil olsaydım, nispeten daha az etkilenirdim.

“Suriye’de ne olduğunu anlatan  fotoğraflar çekmeye devam edeceğim, mutlu ya da zavallı, ne olursa olsun. Herkes görsün istiyorum. Ama seçim hakkım olsa, vahşi doğada resimler çekmek isterdim. Hep İsviçre’de yaşamayı hayal etmişimdir. Huzura ve rahata çok ihtiyacım var”

Çeviren: Enis Aydın.

(Abood Hamam: A picture can kill you or save your life, Tim Whewell ve Mohamad Chreyteh, BBC News).

Önceki İçerikDokuzuncu Mektup
Sonraki İçerikSalgın istatistiklerinde yeni devekuşu politikası