Dokuzuncu Mektup

Türk edebiyatının büyük ustalarının Serbestiyet için kaleme aldıkları Kurban Bayramı yazılarını yayımlamaya devam ediyoruz. Refik Halid’in ardından bugün sıra, kalabalık bir Osmanlı evindeki Kurban Bayramı telaşını anlattığı yazısıyla Ahmet Rasim’de.

– O kemikleri ayır… İşkembeleri beriye çek… Hu! Kadın, o budu, tatlılı yahni gibi kır. O inceleri sarımsaklı yapmalı.

Aman hanımnine! Sen bari sus! Çıldıracağım…

Kurban bayramı! O ne telâş! Peştemal nerede? Tülbendi getirin, ödağacı yakın, gülsuyu serpin, çengeli takın! Çukuru kazın, bıçaklar haniya? Satır! Satır! Verin satırı! Çocuklar mutfağa bakın. Ayol! Küçükhanım! Dadı! Teyze! Anne! Satır nerde? Ay şaşırdım! İlâhî, kör ol kedi! Yiyemez ol! Şimdi ha! Baksana Ahmet Ağa! Şu oğlana böbreği çıkarıver! Aşçı kadın! Büyük tencere ne yerin dibine geçti? Huu! Efendi kahve istiyor. Hah! İşte sırası! Aman!… Tütününden, kahvesinden bıktım. Biliyor işte, işimiz var. İspirto yanında! Aman erkekler!

– Anne!..

– Ne var?.. Ay çıldıracağım!

– (Biraz küçüğü) Anne!

– Hasbinallah! Ne var?

– (Biraz daha küçüğü) Anne!

– Aman Yarabbi! Mübarek günde Yarabbi!

– (Biraz daha küçüğü) Anne!

– (Gırtlağın var kuvvetiyle) Annesiz kalın…

– Aman…n! Teyze! Sen de!

Yukarıdan kalın bir ses:

– Yahu! Bir parça külbastı yapın.

– İşte böyledir… İş arasında iş!…

– Çat! Çat! Çat!

– Kapıya bakın…

Dışardan:

– Etten, kurbandan…

– Kapıyı açın! İnayet ola, de…

– İnayet ola!…

– Aman küçükhanım… Bir parça etten…

Çat kapı!

– Kimdir o?

– Biz.

Kapı açılır:

– Selâm ettiler. (Beze sarılı bir parça)

– Anne! Kırmızı perdeli hanımların…

Çat kapı!

– Selâm ettiler.

– Anne, muhasebecilerinki…

Büyükhanımın elleri dizinde:

– Bizim durmuş ne cehennemde? Hasan nerede? Ayol yollasanız ya! Bana bak! O budu Târân-ı Dil’e ayırın! O gelir alır.

Benimkinin budunu Hoca Efendi’ye götürsünler. Yukarıdan kalın bir ses:

 – Yahu! Bir parça kavurma yok mu?

– Anne! Görüyor musun? Hiç dili duruyor mu? Aman Allah!

İnce bir bağırtı:

– Aman! Elim!… Aman!

– Ne oldun? Oğlan…

– Aman hanım nine!… Acıyor. Yandı…

– Oh olsun! Acelen ne? Patladın mı? Sahana alsınlar da ondan sonra yiyeydin…

Çat kapı!

– Kimse olmasın…

– Anne! Misafir geldi…

– Alın yukarıya!

– O kemikleri ayır… İşkembeleri beriye çek… Hu! Kadın, o budu, tatlılı yahni gibi kır. O inceleri sarımsaklı yapmalı.

– Aman hanımnine! Sen bari sus! Çıldıracağım…

– A! Kız şaşırdı.

Satır yavaş yavaş işitilmeye başlar. Çat çatlar ziyadeleşir, koyun yüzülüp kesilir, parçalanır ama… Külbastının dumanı ortalıkta tüter.

(Şehir Mektupları, 1897).

Önceki İçerikKadının adı yok… Serbestiyet’te de mi yok?
Sonraki İçerikSuriye iç savaşından sarsıcı bir fotoğrafçılık hikâyesi