İtiraf ediyorum:Bidon kafalıyım

 

Öncelikle dün gece aldıkları ‘iki günlük sokağa çıkma yasağı’ nedeniyle iktidarı tebrik etmek istiyorum. Zaten aksini söylemek mümkün değil, ne de olsa hikmetinden ve aldığı kararlardan sual edilemeyecek, bir yönetime sahibiz.  80 milyonun üzerinde kişinin yaşadığı bir ülkede virüs salgınıyla mücadele ediyorsanız, bunun suçlusu peşinen söyleyeyim orada yaşayan halktır. Varlıklarıyla iktidarı müşkül duruma düşürdüler, esefle kınıyorum!

 

Dün gece özelinde ise ayrı bir tebriği hak ediyor, devletimizi yönetenler. Gün dönümüne iki saat kala, daha önce giriş çıkışların yasak olduğu 30 Büyükşehir ve Zonguldak ilinde sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Saat 22.00’da yayınlanan İçişleri Bakanlığı genelgesinde iki gün sokağa çıkamayacak insanların  acil ihtiyaçlarını nasıl giderecekleri konusunda hiçbir ayrıntı yoktu, sadece yasak vardı. Bir saat sonra bu genelge ayrıntılandığında ise çoktan iş işten geçmişti. Genelgeye birlikte kendini sokağa atan vatandaşlar, o saatte açık buldukları fırınlara, büfelere, marketlere akın etti, hiçbir sosyal mesafe kuralına aldırmadan acil ihtiyaçlarını gidermeye çalıştı.

 

Bir pandemi krizi nasıl kaosa sokulur, nasıl yönetilemez hale getirilir, bunu yaşadık dün gece… Burada bir soluklanıp durmak lazım suçlamadan önce. Devlet aklı diye bir şey var, onlardan iyi mi bilecek vatandaşlar. Kararlarının doğruluğundan şüphe edilmesi bile akıllara getirilemeyecek yöneticilerimiz, “İntihar edeceksek yaşayarak edelim” diyerek, virüs kapmamak için direnerek evde kalanları, sosyal mesafeyi koruyanları ani çıkarılan sokağa çıkma yasağıyla birlikte sokaklara döktü. Bir açıdan bakıldığında dahice bir fikir de denebilir. Böylece virüs kapmayanlar da enfekte olacak, ölen ölecek, direnip hayatta kalanlarla yola devam edecek memleket… Bir kriz bundan daha iyi nasıl yönetilebilir?  

 

Bilim Kurulu Üyeleri, dün gece yaşanan kaosun acı sonuçları olacağını, bunun da 10 gün sonra ortaya çıkacağını söyleseler de aynı fikirde değilim. 10 gün sonra aşırı yığılmayla en fazla sağlık sistemi çöker, toplumun büyük bölümü bu virüsü kapar, çoğu hastaneye bile gidemeden atlatır, arada ölenleri şehit der, yolumuza devam ederiz. Zaten Diyanet bunun önlemini şimdiden aldı, koronavirüsten ölenleri ‘şehit’ olarak ilan etti. Bu şehitlik olayını pek anlamasam da devletimizin en makbul kurumlarından olan diyanetten daha iyi mi bileceğiz!

 

Dün gece giderek daralan ve tek bir ses haline gelen ülke yönetiminin yarattığı basiretsizlikten doğan kaosun günahkarları da bulundu haliyle. Sokağa çıkanlar!  Yeter ki devletimizi yönetenlere eleştiri, tek laf gelmesin… O saatte açık olan marketlere büfelere akın eden, ‘cahil’, ‘aç gözlü’ kısaca ‘bidon kafalılar’ bu kaosun sorumlusu. Acil ihtiyaçlarını gidermek için ya da belirsizliğin yarattığı korkuyla sokağa fırlayan ve genelde orta sınıf olarak adlandırılan, ‘bidon kafalılar’, özellikle de iktidarı kayıtsız şartsız can siperane savunanlar tarafından suçlu ilan edildi bile. Yine de şükretmek lazım halimize, bir zamanlar kendilerini ülkenin muktediri olarak görenler AKP’ye oy verenleri, “Bidon kafalı, göbeğini kaşıyan adam, makarnacı, kömürcü…” olarak niteliyordu. 18 yıllık AKP iktidarı sayesinde, çok şükür “Bidon kafa” sınıf atladı. Yoksul kesime söylenen bu aşağılayıcı tanımlar, şimdi iktidarın sözcülüğüne soyunan gazeteciler, kendilerini ‘kanaat önderi‘ mertebesine yükseltenler tarafından satın alma gücü olan orta sınıfa yöneldi. Bundan daha büyük devrim mi olur?

 

Benim bidon kafalı oluşuma gelince; sokağa çıkma yasağının olduğu bir şehre bağlı küçük bir balıkçı kasabasında yaşıyorum bir süredir. Açıkça söylemek gerekirse, koronavirüsten sonra kışın gördüğümden daha çok insan görüyorum bu kasabada. Büyükşehirlerden kaçıp buraya gelenlerin etkisi olsa da yine  çok fazla değil. Hemen herkes, sosyal mesafesini koruyor, sahilde hepitopu beş kişi görürken, yasak gelince o da kalmadı. Virüsten etkilenmemek için stokçuluk yapmadan iki günde bir markete gidiyorum herkes gibi sosyal mesafeyi koruyarak.

 

Bugün market alışverişi günümdü. Dün, gece bu ani karar çıkınca, haberi Serbestiyet’e girip beklemeye koyuldum. Bildirinin detayları gelsin diye. Beklediğim detay gelmeyince evde azalan suyu dikkate alarak en azından 5 litrelik bir su alayım diye arabayla sokağa çıktım. Kasabanın merkezine varınca gözlerime inanamadım, yazın bile görmediğim bir kalabalık vardı bu küçük yerde. Herkes haldır haldır açık bir yerler arıyor, bulduklarının önünde kuyruklar oluşturuyordu. Cesaret edip inemedim aracımdan. “En kötüsü musluk suyunu kaynatır içeriz” dedim kendime. Ekmeğe gelince, onu dert etmedim, pasta yapıp yerdim.  Araçtan inmeyip tıpış tıpış eve dönsem de bu beni ‘bidon kafalı’ olmaktan kurtarmaz. Ben olmasam bir kişi eksik olacaktı sokaklar. Sokağa çıkan insanlar da bunu düşündüler, başkalarının çıkmayacağını… Karşılığını da aldılar, iktidarın ne olduğunu, nasıl olacağını kestiremediği ani yasağın ‘bidon kafalıları’ olarak tarihe geçtiler.

 

Ne de olsa ‘Devleti yaşat ki, halk yaşasın’ kuralını hayata geçirdik bir şekilde!

 

Bu kural böyle değildi ama olsun. Yöneticilerimizin ‘yönetememesini’ sorgulamaktansa, ‘ bidon kafalılar’ olarak yaftalanırız, ne var bunda…