Ana SayfaANALİZLERHasan Saltık’tan geriye Kalan

Hasan Saltık’tan geriye Kalan

Nerede tozlanmakta olan eski bir bant görse dayanamayan ve bir yolunu bulup onu arşive kazandıran bir kültürel miras emekçisiydi. Toz deyip geçmemeli, yeterince biriktiğinde koca medeniyetleri sır edebilen o zaman perdesini bantların üzerinden silmek, geçmişiyle böylesine sorunlu bir ilişkisi olan ülkemizde nicelerinin müzikle, tarihle ve hattâ kendi kimliğiyle ilişkisini geri dönülemez biçimde değiştirdi.

Yaklaşık 10 sene önce bir gün telefonum çaldı. Arayan Hasan Saltık’tı. Yeni bitirdiğimiz Avam Garde Trio albümünün Kalan Müzik’ten çıkmasını çok istediğim için kendisine yollamıştım ama öncesinde bir tanışıklığımız olmadığı için direkt aramasını da hiç beklemiyordum.

Aramızda epey garip bir konuşma geçtiğini hatırlıyorum. İşi beğendiğini söyleyip nazikçe tebrik ettikten hemen sonra maalesef tamamen bitmiş albümleri yayınlayamadıklarını ekledi. Hevesim kursağımda kalmıştı. “Ya repertuvar ve düzenleme olarak katkı vermemiz lazım ya da bizim solistlerden birini konuk almamız lazım. Hep böyle çalışıyoruz. Ama sizin çalışma da bitmiş galiba” dedi. Üç-dört senelik albüm sürecinin sonunda o kadar tükenmiştim ki “Evet, bitti” dedim ben de. Eğrisiyle doğrusuyla bu halinden memnun olduğumuzu, o dosyayı yeniden açıp stüdyoya girmeye niyetimin de takatimin de olmadığını söyledim.

Konuşmamızın orada bitmesini ve karşılıklı iyi dileklerle vedalaşmayı bekliyordum ama konuşma da bir türlü bitmiyordu. Kısa sessizliklerden sonra albümle ilgili neyi nasıl güzel bulduğunu her seferinde biraz daha ayrıntı vererek tekrarlıyordu. Ben de teşekkür edip üzerine daha ne söyleyebileceğimi bilemediğimden susuyordum. Bir kısa sessizlik daha, üzerine küçük bir beğeni cümlesi daha… Hayatımın en garip telefon konuşması böyle uzunca bir süre devam ettikten sonra nihayet Unkapanı’ndaki meşhur ofisinde yüz yüze görüşme davetiyle bitti.

Gerçekleşen ve sönen nice hayallerin sindiği Unkapanı Plakçılar Çarşısı’nın koridorlarından geçerek ofisine gidişim ara ara aklıma gelir. Kapısı çoğunlukla açık olan, fikir isteyenin, yardım bekleyenin, gelip geçenin hiç eksik olmadığı ofisindeki o ilk sohbetimizde albümden çok az söz ettik. Daha ziyade müzik dünyasının genel sorunlarından, kültür politikalarından ve siyasi tarihten bahsettiğimiz sohbetlerin ilki oldu. 

Bu ziyaret ve sohbetler aylar boyunca devam etti. Normal mesai saatinin bitiminde onun Unkapanı’ndaki mesaisi başlıyordu. Ben de ara ara iş çıkışı uğruyor, kültürel antropoloji okumuş, bitirme tezinde müzik-ekonomi ilişkisi üzerine çalışmış genç bir müzisyen olarak yeri geldikçe eteğimdeki taşları dökmek ve sanırım biraz da “puan toplamak” istiyordum. Artık albümden pek bahsetmiyorduk bile. Artık, o esnada ofiste misafir olarak kim varsa onlarla birlikte, o dönem Kalan etrafında cereyan eden gündeme dair sohbetlerin katılımcılarından biri olmuştum. 

Sıradışı tutkusu ve olağanüstü gayreti olmasaydı depolarda çürüyecek olan onca hazinenin nasıl kültür-sanat dünyamıza kazandırıldığını kendi ağzından dinlemek büyük bir ayrıcalıktı. Bu yola çıktığı ilk dönemlerde, devletin destek olacağına tabii ki köstek olduğunu, umursamaz veya önyargılı bürokratları aşıp depolardaki materyallere ulaşma çabasında düşük rütbeli memurların ve hattâ depo bekçilerinin daha büyük hizmetleri olduğunu kendine has muzip üslubuyla hikâye edişi hâlâ hatırımda.

Kültür İnkılabı ertesinde yapılan derleme çalışmalarından ilginç anekdotlar veya Dersim Katliamı’na dair eşsiz arşivinde yer alan yürek dağlayan detaylar üzerine söyleştiğimiz günler, o ofisi bir tür okul gibi görmemi de sağlıyordu. Bu ziyaretler esnasında, Hasan Saltık da artık Hasan Abi olmuştu benim için.

Bu meclislerde zihnime kazınan bir özelliği de kalabalık içerisinde albüm demoları dinlerken yaptığı gözlemlerdi. Ya değerlendirme aşamasında olduğu bir demoyu fikrini merak ettiği kişilerin yanında çalıp nasıl tepki verdiklerini gözlemler ve böylelikle görüşünü bir tür kamuoyu yoklamasıyla desteklerdi ya da net fikir sahibi olduğu bir eseri daha iyi tanımak istediği bir kişiye dinletip yorumları üzerinden onları değerlendirirdi. Bu bakımdan, müziğe ve kültürel mirasa olan derin tutkusunun yanısıra gerçek bir iş insanı pragmatizmi ve kurnazlığına sahip olması da karşılaştığı her sorunu aşmasını kolaylaştırıyordu muhakkak. Aylar sonra bir gün sohbetin ortasında çat diye “Sizin albüm fazla hüzünlü. Bastırıp bekleyelim, sonbaharda çıkartırız” diyerek müjdeyi verdiğinde anladım o gün telefonu neden kapatmadığını.

Nerede tozlanmakta olan eski bir bant görse dayanamayan ve bir yolunu bulup onu arşive kazandıran bir kültürel miras emekçisiydi. Onun bu tutkusunu bir tür toz alerjisine benzetip güldüğümüzü anımsıyorum şimdi. Toz deyip geçmemeli, yeterince biriktiğinde koca medeniyetleri sır edebilen o zaman perdesini bantların üzerinden silmek, geçmişiyle böylesine sorunlu bir ilişkisi olan ülkemizde nicelerinin müzikle, tarihle ve hattâ kendi kimliğiyle ilişkisini geri dönülemez biçimde değiştirdi. Hiçbir ayrım yapmaksızın Anadolu halklarının kültürel miraslarının ihyası meselesini böylesine samimiyetle üstlenmesini ne kadar takdir etsek azdır. 

Tıpkı ‘99 depreminde aciz kalan devletin yerine yardıma koşan sivil toplum gönüllülerinin yıkıntıların altında kalan canları bulup çıkararak hayata döndürmesi gibi Hasan Saltık da kültürel belleğimizin taşıyıcısı olan kayıtları devletin ilgili makamlarının hayal bile edemeyeceği bir ölçekte ve yetkinlikle memlekete kazandırdı. Devri daim olsun.

Artık bize düşen “ondan geriye Kalan’a” sımsıkı sarılmak.


Kemal Arslan

Sabancı Üniversitesi Kültürel Çalışmalar mezunu müzisyen, yazar.

Çeşitli kurumlarda kültür-sanat danışmanlığı ve kurumsal iletişim ve pazarlama yöneticiliği görevlerinde bulunduktan sonra reklam ve iletişim sektörüne geçip yazarlık ve yönetmenlik yaptı. Besteci ve solisti olduğu Avam Garde Trio albümü 2011’de Kalan Müzik etiketiyle yayınlandı.

- Advertisment -