Eskiden sol eğilimli devrimcilikten beslenen, son dönemde de milliyetçi sarhoşlukla sürdürülen bir “ezilmişlik” psikolojisine batmış bir Kürtlük bilinci var. Dünyanın en kıytırık politikacısı piyasa yapmak için Kürtlere laf atsa, en büyüğünden en küçüğüne tüm Kürtleri enerji israfına düçar edebiliyor. Tepki iyidir ama israf kötüdür.
Mesela Zafer Partisi’nin başındaki adam veya benzeri ajitatörlerin Kürtler ile igili taammüden irtikap ettikleri saçmalıklara karşı, bakıyorsunuz eli klavye tutan neredeyse herkes hemen atlamış. Gören sanki tarihi bir olay var sanacak. Apaçık bir yanlışa yanlış demenin ve haklı olmanın verdiği büyük zevk için taarruza geçilmiş. Dikkat ediyorum, en akıllı kesimden insanlarımız bile hemen atlıyor bu tür haklılık orjilerine. Bu öteden beri beni rahatsız eden bir durum. Bunu Kürt haysiyeti ile bağdaştıramıyorum. Türkçülük adına Kürtlere saldıran bir soytarıya en fazla birkaç Kürdün bir soytarının havsalasına uygun bir cevap vermesi yeterli olmalı. Bir soytarı bütün Kürtleri meşgul etmemeli, bütün Kürtlere bedel olmamalı. Kürtler bir gevezelikten haklılık devşirme ucuzluğuna gelmemeli. Daha soğukkanlı ve daha özsaygılı olmalı.
Türkiye’de sürekli şikayet etmeyle kendini teselli eden solcu azınlık psikolojisine bağımlılık geliştirmiş olup da bir kısmı Kürt de olan başka azınlık alışkanlıklarını Kürt kimliği için de yeniden üreten kesimler var. Bu tür anlar en çok onları mutlu ediyor. Çaresizlik ve ‘bakın, görün işte, burdan birşey çıkmaz’ diyen bir ümitsizliğin doğrulandığı anlar olarak bu tür momentleri coşkuyla karşılıyorlar. Bütün bir yorgana pire demeleri için fırsat doğuyor. Bu solcu-şekvacı alışkanlık, hissi-milliyetçi galeyancılıkla birleşince ortaya Kürtler adına sağlıksız bir aşırı duyarlılık, bir kolay manipüle edilebilirlik çıkıyor.
Bu son Rahmi Koç skandalı bazı açılardan farklı olsa da benzer kalıpları nüksettirdi. Eli kalem tutan biri saymış bunların işadamı da faşist, x’i de y’si de z’si de diye bütün alfabede bulabildiği her meslek dalı için (overlokçu dahil) faşistlik etiketini yapıştırmış. Böylece rahatlamış olmalı. Mutlak haklılık anında kalem, mürekkep, duygu ve benlik israfı. Abartmamak lazım.
Rahmi Koç vakasına gelince. Diğer vakalardan bir nebze farklı. Ve bu açıdan farklı bir fırsat yapısı sunuyor kimlik siyaseti açısından. Hem klasik burjuva hem eski Kemalist elit, hem yeni realiteye gafil. Yediği linci hakettiğine şüphe yok. Ama Kürtlerin bunda olmasa bile buna benzer başka vakalarda enerjilerini doğru kullanmaları gerekir. Bu pahalılıkta enerji sarfiyatında israf etmemeli.
Koç vakası aynı zamanda Kürtler ve dindarlar açısından siyasi bir fırsat: Türkiye’de Kürt düşmanlığını her ne kadar tüm Türklere yayma temayülü Kürtler arasında yaygınlaşsa da açık gerçek şudur: Türkiye’de Kemalist-laik kesimin Kürtleri kabul etmesi ve saygı duyma potansiyeli İslamcı-dindar kesime oranla ufacıktır, sıfıra yakındır. Sivil toplum veya muhalefetteyken gösterebildikleri maksimum tahammül devlet ve iktidar olduklarında sıfırlanıyor.
Türkiye’de Kürtlerin istikbali bütün sorunlarına rağmen ancak Müslümanlık içinde aranabilir. Seküler Kürt milliyetçiliği de seküler Türk milliyetçiliği de Kürtler için kültürel-kimliksel tükenişi temsil ediyor. Eğer Kürt namusu ve haysiyeti değerli bir şey ise bunu ayakta tutacak şeyin İslam olduğunu kabul etmek gerekir. Türk milliyetçiliği piresine kızıp İslam yorganını yakanlar Kürtlüğün içini boşaltıp tüketiyorlar. Acı gerçek budur.
Kürtler hem malikiyeti hem de özgüveni yansıtan bir tavır içinde olmalı. Kürtler bu ülkenin sahibi ve ortağıdır. Küsüp gidecek başka yer varmış gibi davranıp çocuksu tepkilerle vakit kaybetmeden, İslam ortak paydasında, ulusçulukların ürettiği yanlışları aşarak, birlikte yaşama ve birlikte inşa etme iradesini besleyen bir özgüven ortaya koymalı. Zira Kürtlere düşmanlık yapanların yanlışları, rezil oluşları Kürtleri kurtarmayacak. Kürtlerin birincil gündemi inşa olmalı. Rahmi Koç’u kınamalı ama ondan daha önemli olarak benzer zihin sürçmesine sahip işadamlarının ürünlerini almamalı. Özgüvenle bir bedene ve bir bedele dönüşmeli.
Rahmi Koç bir kesimin dinazorvari bir kültürel kuşağını temsil etmesi hasebiyle hem sıradandır hem de kayda değerdir. Kürde düşmanlık burada bir detaydır. Eğitim görmemiş, köylü veya avam sayılan halka karşı duyulan nefret ve “Doğu”ya karşı hissedilen kibrin basit bir yansıması. Burada Kürt sadece köylülüğün koyu rengini temsil ediyor. Tabi bu arada tablo çoktan değişmiş ama monşer Rahmi beyin bundan haberi yok. Esprisini patlatmış. Binali de gülmüş. Ne yapsın? Zengin adamın çenesi gemi değil ki dizesin.
Kem hikaye sahibine aittir. Rahmi Koç’un bu kimlik ibrasından sonra ona uygun cevabı bir Kürt işadamı mizah ile verebilirdi: “Rahmi bey anne-babasının Kürt olduğunu sanıyor olabilir ama bilsin ki yanılıyor.”
Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?
Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.
Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.