Sanat dünyasından ve siyasetten taziye mesajları art arda geliyor. Londra Belediye Başkanı Sadiq Khan, Hockney’yi “gerçek bir ikon” ve eserlerini durmaksızın yeniden icat eden bir “İngiliz sanatı devrimcisi” olarak andı; mirasının yüzyıllarca yaşayacağını söyledi. Tate Britain direktörü Alex Farquharson ise sanatçının ölümünden derin üzüntü duyduklarını belirterek Hockney’yi bitmek bilmeyen yaratıcılığa ve dünyaya bakışta eşsiz bir vizyona sahip, hem sanatında hem hayatında cesurca kendisi olmayı başarmış bir isim olarak tanımladı. Farquharson, sanatçının gelecek yıl için hazırladığı iki büyük projenin — Tate Britain’daki kapsamlı sergi ile Tate Modern Türbin Holü’ndeki multimedya yerleştirmesinin — Hockney’nin ekibiyle birlikte hayata geçirileceğini de doğruladı.
Sanat tarihçisi Richard Morris, Hockney’nin en büyük başarısının ciddi resmi zahmetsiz gösterebilmek olduğunu vurgulayarak “İngiliz sanatı bir devini kaybetti” dedi. Milletvekili Chris Bryant, sanatçının geçen yıl Paris’te açılan sergisini son yılların en unutulmaz sergilerinden biri olarak nitelendirdi.
Portre: Bradford’dan Kaliforniya havuzlarına
1937’de Yorkshire’ın Bradford kentinde doğan Hockney, sanatçı olmaya 11 yaşında karar verdi. 1960’larda Londra’daki Royal College of Art’ta aldığı eğitimin ardından genç yaşta pop art hareketinin önde gelen figürlerinden biri haline geldi.
Kariyerinin dönüm noktası 1964’te geldi: Mükemmel ışığın ve Amerikan dergilerinde gördüğü hayatın peşinde Los Angeles’a uçtu. Uçak alçalırken vadilerde parıldayan yüzlerce yüzme havuzu gördü; bu görüntü ona refahın, keyfin ve özgürlüğün vaadini fısıldıyordu. İngiltere karne uygulamasını daha yeni geride bırakmışken, Kaliforniya’da havuzlar lüks değil sıradan bir yaşam biçimiydi. Hockney büyülendi: İngiliz yağlıboyalarını bir kenara bırakıp parlak Kaliforniya akriliklerine geçti — ama Bradford aksanından asla vazgeçmedi. Havuzlar, güneş ve insan figürleri en ünlü temasına dönüştü; “A Bigger Splash” gibi başyapıtlar bu dönemin ürünüydü.
Yedi on yıla yayılan kariyerinde resimden baskıya, suluboyadan fotokolaja her tekniği denedi; son yıllarında iPad üzerinde çizerek teknolojiyi kucaklayan ilk büyük ustalardan oldu. Covid karantinasını Normandiya’da 91 metrelik panoramik bir friz resmederek geçirdi. 2018’de havuz serisinden “Portrait of an Artist” tablosu 70 milyon sterline (90 milyon dolar) alıcı bularak yaşayan bir sanatçı için açık artırma rekoru kırdı. Eserleri Tokyo’dan Londra’ya, Paris’teki Louis Vuitton Vakfı’na kadar dünyanın önde gelen kurumlarında sergilendi.
Ödüllere karşı mesafeliydi: 1990’da şövalyelik unvanını reddetti; kendisine sorulmadan kabul edilen Companion of Honour nişanına öfkelendi. Yalnızca Kraliçe II. Elizabeth’in kişisel takdiri saydığı Liyakat Nişanı’nı (Order of Merit) geri çevirmeyi kabalık sayarak kabul etti. En sevdiği jest ise bambaşkaydı: 2007’de Tate Britain’daki 70. yaş günü partisinde, “İngiltere’nin yaşayan en büyük sanatçısı” sigarasını içebilsin diye duman alarmları on dakikalığına kapatılmıştı.
Sigara ve resim — iki büyük tutkusu — son günlerine dek yanındaydı. 87 yaşında, tekerlekli sandalyede, kariyerinin en büyük sergisini Paris’te açtı ve hâlâ yeni işler üretiyordu. Başarısının sırrı sorulduğunda verdiği yanıt, bütün sanat hayatının özeti gibiydi: Sevdiğin şeyleri resmet.
Geride bıraktığı öğüt de kendisi kadar neşeliydi: “Çok gülün, ciğerleri temizliyor.”
Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?
Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.
Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.