MEDYA ANALİZ: 36 yıl önceki PKK’nın ilk saldırısını gazeteler nasıl görmüştü?

Bugün yaşasa 56 yaşında olacak Süleyman Aydın, 36 yıl boyunca verilecek binlerce şehitten ilkiydi. Şimdi Erzincan’daki köyündeki mezarlıkta yatıyor. Türkiye, bu 36 yıl boyunca Kenan Evren’in bir gün arayla söylediği “Demokratik sistem içinde bunlarla mücadele edilebilir” ile “Asmayalım da besleyelim” arasında gidip geliyor.

1984 Ağustosunun 15’ine denk gelen o çarşamba günü Siirt’in Eruh ilçesinde yine telefonlar kesikti. 

Halk, artık kanıksadıkları bu durum için bu kez endişelenmeleri gerektiğini akşam saat 21.00 sıralarında duydukları bir patlamayla anladı.

Mahsum Korkmaz komutasındaki 30 kişilik bir PKK’lı grubu ilçeyi basmıştı. Saldırı bir RPG roketinin bölge jandarma karakolunun nizamiyesini vurmasıyla başladı. 

İlk şehit de burada verildi. 

Yazıcı olduğu için sıklıkla bölüğün işlerini görmeye çarşıya çıkan, bu yüzden halkın da yakından tanıdığı Erzincanlı 2o yaşındaki er Süleyman Aydın, bölük kışla dışında göreve çıktığı için nöbet görevini almıştı, roketin isabet ettiği sırada nizamiyeydi.

PKK’nın şehit ettiği ilk asker 20 yaşındaki Süleyman Aydın’dı.

RPG atışının ardından, AK saldırı tüfeklerinin sesi kasabayı sardı. Tek direniş askeri gazinodan geldi ve açılan karşı ateşle PKK’lılardan biri sağ elinden yaralandı.

PKK’lıların gazinoya açtıkları ateşte bazı subay çocukları yaralandı.

Grup ilçedeki bankayı soymak istedi ama içeri girmek için aradıkları banka müdürüne hiç ulaşamadılar. Banka kasalarını açtırmak için evlerine baskın yaptıkları bir banka personelinin evinden altı bilezik aldılar.  

Aynı şekilde postanenin de kapısını açamayan PKK’lılar, bankanın kapısına bombalı pankart asmakla yetindiler.

Bir tanesi camiye gitti, cami hoparlöründen saldırının yapılış amacı olan PKK içinde kurulmuş HRK (Hezene Rızgariye Kürdistan) adlı örgütün kuruluş bildirisini okudu, askerleri teslim olmaya çağırdı. 

Jandarma Bölüğünün saldırı sırasında arazide olmasıyla işleri kolaylaşan grup, bulabildikleri silah ve techizatı alarak hızla dağlara geri çekildi, oradan da sınır dışına çıktı.

O gün tek saldırı Eruh’a yapılmamıştı.

Yarım saat farkla bir başka PKK grubu da Hakkari’nin Şemdinli ilçesine saldırdı. Askeri lojmarlara, gazinolara ve diğer devlet kurumlarına açılan ateş sonucu Jandarma Tabur Sınır Komutanlığında görevli Astsubay Memiş Arıbaş vuruldu ve beş gün sonra kurtarılamayarak PKK’nın ilk saldırılarında verilmiş ikinci şehit oldu. PKK’lılar ilçe girişine “Halka duyuru. Tüm yollar mayınlıdır” yazan bombalı bir pankart astılar, halka “Biz geldik, artık Kürdistan’ı kurduk. Gelin bizimle yaşayın” yazan bildiriler dağıttılar.

Saldırılar sonucunda 3 sivil ve 9 asker de yaralandı.

Bu organize saldırıların üçüncüsünün Van’ın Çatak ilçesini hedef aldığı ama gerçekleştirilemediği yıllar sonra öğrenildi.

Seçilen noktaların oluşturduğu üçgenin, PKK’nın kendince belirlediği eylem bölgesine işaret ettiği ise Ağustos 1984 sonrasında giderek yoğunlaşan saldırılarla anlaşılacaktı.

Aslında bu 1979’da kurulan PKK’nın devlete yönelik ilk saldırısıydı. 

“Apocular”, “Mekaplılar” adıyla anılan örgüt 12 Eylül 1980’e kadar PKK, 213’ü sivil 243 kişiyi öldürmüştü. 

Ama saldırlarının hedefinde asker, polis ya da devlet değil başta Bucak aşireti olmak üzere aşiretler ve yine başta TKP ve DDKD olmak üzere rakip sol örgütler vardı.

PKK’nın Türkiye Cumhuriyeti Devletine açtığı savaşın başlangıcı olarak kabul edilen bu saldırılar Türk medyasınca olaydan ancak 3 gün sonra, 18 Ağustosta haberleştirilebildi.

O günün gazetelerinde PKK adı geçmiyor. 

Tercih edilen tanım; “Ayrılıkçı teröristler”di.

Hepsi birbirinin benzeri olan haberlerden, bu tercihin medya kurumlarına ait olmadığı, kendilerine Genelkurmay tarafından servis edilen bilgiyi haberleştirdikleri anlaşılıyor.

Hürriyet Gazetesi saldırıları manşetten “Güneyde Operasyon” başlığı vermişti.

Cumhuriyet ve Milliyet gazetelerinin ise ön sayfalarında habere verdikleri yer oldukça küçüktü.

Milliyet haberi ön sayfasındaki küçük bir cepten “Ayrılıkçılar Saldırdı” başlığıyla vermişti. 

İç sayfalarındaki habere de bir harita eşliğinde Genelkurmay açıklamasını eklenmişti.

Cumhuriyet ön sayfasında habere Milliyete göre biraz daha fazla yer verip “Ayrılıkçı Grupların Saldırısı” başlığını atmıştı.

Haritayı ve haberin önemli kısmını ön sayfasında kullanmayı tercih eden Cumhuriyet’in baskın haberinin iç sayfalardaki devamı ise oldukça küçüktü;

Haberlerde saldırıya katılan çok sayıda militanın yakalandığı gibi bilgilere yer verilmişti ama bilinen, saldırıyı gerçekleştiren PKK’lıların operasyondan kurtularak sınır dışına çıkmayı başardıklarıydı.

Başlangıçtaki “Ayrılıkçı Terörist” tanımı ise ancak o ayın sonlarında PKK ve Apocular’a dönüştü. 


İlerleyen günlerde olayın ciddiyetini farkeden medya, o güne kadar kendisine oldukça uzak ve unuttuğu bölgeye muhabirlerini, fotografçılarını göndererek baştaki tutukluğunu aştı.

Medyanın bölgeye ilgisinin özellikle de dönemin Cumhurbaşkanı Kenan Evrenin saldırı gerçekleştirilen yerlere bir buçuk ay sonra yaptığı gezi ile canlandığını söylemek mümkün. Gezinin ardından Şemdinli’deki karakol kamutanı görevden alınarak emekliye sevk edilmişti.

Geziyi izleyenler biri olan Cumhuriyet’ ten Yalçın Doğan, Evren’in şu sözlerine dikkat çekiyordu:

“Türkiye Cumhuriyeti canilerin hakkından demokratik sistemle de gelebilir, gelmiştir. Demokratik sistem içinde de bunlarla mücadele edilebilir…”

2 Ekimdeki bu haberi, gazetenin Evren’in gezisi hakkındaki  başka haberleri ile yeni PKK saldırıları izledi.

Aynı günlerde PKK bir askeri araca ateş açarak bir subay, bir astsubay ve bir de eri hedef almıştı. Üç şehit haberinin verildiği günün bir diğer önemli haberi de “TBMM’de ilk idam kararının onaylanması”ydı. 

İşte Evren, kendisiyle özleşleşen o ünlü sözü de o gün Muş’ta halka yaptığı konuşmada söylemişti:

Bilinen kısa söylenişiyle “Asmayalım da besleyelim mi” sözünü:

Şimdi ben bunu yakaladıktan sonra mahkemeye vereceim ve ondan sonra da idam etmeyeceğim. Ömür boyu ona bakacağım. Bu vatan için kanını akıtan bu Mehmetçiklere silah çeken o haini ben senelerce belseyeceğim. Buna siz razı olur musunuz”.

 
 

Bugün yaşasa 56 yaşında olacak Süleyman Aydın, 36 yıl boyunca verilecek binlerce şehitten ilkiydi. Şimdi Erzincan’daki köyündeki mezarlıkta yatıyor. 

2015 yılında aynı adlı ve soyadlı bir başka asker Şırnak da şehit olunca adı tekrar hatırlanmıştı.

Binlerce insanın hayatını kaybedeceği bir dönem böyle başladı.

Türkiye, bu 36 yıl boyunca Kenan Evren’in bir gün arayla söylediği “Demokratik sistem içinde bunlarla mücadele edilebilir” ile “Asmayalım da besleyelim” arasında gidip geliyor. 

Ama 36 yıl  önce küçümsenen sorun hala var olmaya devam ediyor. 

Önceki İçerikAK Partili vekil aşırı millilik yaparken baltayı taşa vurdu!
Sonraki İçerikSiyaset dünyası Mithat Sancar’ı acılı gününde yalnız bırakmadı