ÖZEL RÖPORTAJ | “Zalim Çin’in cezasını verdik, Türkiye milletini, devletini ayaklandırdık, bu tarihte ilk”

Kendini “Doğu Türkistan Cumhurbaşkanı” olarak tanıtan Abdulvali Buğrahan Osman, Gölbaşı Belediyesi’nin toplantısında yaptığı konuşmayla Türkiye’de ilgi odağı haline geldi. Osman, konuşma sonrası yakaladığı şöhreti, siyasi parti liderleriyle temaslarını, hakkındaki iddiaları ve ona bu unvanı kullanma hakkını verdiğini söylediği “Doğu Türkistan Cumhurbaşkanlığı seçimini” Serbestiyet’e anlattı.

“Gölbaşı Belediye Başkanı beni makamımda ziyaret etti”

Gölbaşı Belediyesi’nin Ankara’nın başkent oluşunun 98. yıldönümü için düzenlediği etkinlikte yaptığınız konuşmayla öne çıktınız. Öncelikle nasıl değerlendiriyorsunuz bu kadar gündeme gelmenizi?

Çok güzel oldu. Şu açıdan güzel oldu; ben cumhurbaşkanı seçileli 11 ay oldu. Cumhurbaşkanı seçilmemden önce de sonra da Doğu Türkistan için çok mücadele verdik. Bağırdık, çağırdık, elimizden ne gelirse yaptık ama Doğu Türkistan hiç gündem olmadı.

Ankara’nın başkent oluşunun yıldönümünde binlerce Ankaralı vatandaşlarımız önünde Doğu Türkistan’ın selamını verdik. Doğu Türkistan’la ilgili güzel açıklamalar yaptık. Bunun üzerine Çin’de deprem oldu. Çin medyaları, bize yalancı diyen gazeteciler bizi gündeme taşıdı.

11 aydır bize “yalandan cumhurbaşkanı” demeyen medya şimdi bizi gördü, yalandan cumhurbaşkanı diyor. Çok şükür yıllardır gündeme taşıyamadık, bunlar bizi gündeme taşıdı. Sevindik bir yandan. Bize iftira atarak gündeme taşıdılar.

Gölbaşı Belediyesi’nden sizin o gecenin resmi davetlisi olmadığınız, orada sunucunun dalgınlığıyla konuşma yaptığınız açıklaması geldi.

Gölbaşı Belediyesi öyle bir açıklama yaptıysa doğru bir haber olmamış.

Ben oraya gitmeden önce Gölbaşı Belediye Başkanımız bizi makamımızda ziyaret etti. Elimdeki mavi üç hilal yüzüğü hediye ettim. Çok sevindim ziyaretine. Allah razı olsun dedim.

Bize geldikten sonra bizi o etkinliğe davet etti. Biz davet üzerine gidip konuşma yaptık. Etkinliğe gittiğimizde yanında yer verdi. Gölbaşı belediye başkanı, yardımcıları, AK Parti il başkan yardımcısı vardı. Birlikte protokolde oturduk. Çin’den baskı geldiği için böyle bir açıklama yapmak zorunda kalmış olabilir. Ama ben bunu duymamıştım.

Kendisi öncesinde beni ziyarete geldi. Belediye başkanımızı çok sevdik. O da bizi sevdi ve oralara davet etti.

“Yüzde 82’yle cumhurbaşkanı seçildim”

“Doğu Türkistan Cumhurbaşkanı” seçildiğinizi söylediniz. Nasıl bir seçim yapıldı?

Doğu Türkistan’da seçim yapma imkânımız olmadığı için, 1 Kasım 2020 tarihinde dışarıda yaşayan 5 milyon Doğu Türkistanlıya çağrıda bulunduk.

Dünyanın farklı ülkelerinden ve bölgelerinden belirlenmiş 18 yaş üstü 400 vekilin katılımıyla, pandemi yasakları varken çok zor şartlar altında gerçekleştirdiğimiz bir seçim yaptık. Gelemeyenler internet üzerinden oy kullandı.

Üç aday yarıştığımız seçimde bir aday yüzde 14, bir aday yüzde 4 oy aldılar. Ben yüzde 82’yle halkımın seçimiyle 3 aday arasından seçildim. Seçimi sosyal medyadan canlı yayımladık.

Sadece 15 kişinin katıldığı bir sözde seçimle kendinizi Cumhurbaşkanı ilan ettiğiniz söyleniyor.

Bir insan ancak deliyse 15 kişiyle seçim yapar. Ben Doğu Türkistanlı yazar, şair ve tarihçiyim. Büyük bir şairim. Kimse benim yürüyüşümde, duruşumda bir yanlış bulamaz.  

Biz pandemi yasaklarına rağmen kalabalık bir seçim yaptık. 15 kişiyle kim seçim yapar, kim kabul eder? 400 vekilin tamamı gelemedi ama 400’ün de üzerinde insan vardı seçim salonunda.

“Seçimsiz gelen Şi Cinping niye haber olmuyor”

Seçim nerede yapıldı?

Dünya üzerindeki en kalabalık Doğu Türkistanlı nüfusun yaşadığı yer olan Sefaköy’de yaptık. Büyük bir salonda sandıklar kurduk. Özbekistan, Kırgızistan, Kazakistan gibi Türk ülkelerinden gelen gönüllü kardeşlerimiz gelip oy sayımını izleyip şahitlik ettiler.

Bir anlamda sembolik bir cumhurbaşkanlığı mı?

Dışardaki Doğu Türkistanlıların seçtiği, seçilmiş bir cumhurbaşkanıyım.

Çin’deki sistemde hiç seçimsiz kendisini cumhurbaşkanı ilan eden Şi Cinping’in cumhurbaşkanlığı hiç tartışma olmuyor. Bu kadar zor şartlara rağmen seçim yaparak gelen bize yalandan cumhurbaşkanı diyorlar.

“Doğu Türkistan Cumhurbaşkanı” unvanıyla diaspora faaliyeti mi yapıyorsunuz, neler yapıyorsunuz?

Türkiye’deki siyasi partileri ziyaret ettik. Genel başkanlar, il başkanları hemen pek çok siyasi parti lideriyle görüştük. Cumhurbaşkanı olarak nerede miting toplantı varsa hepsine katıldık. Doğu Türkistan’daki zulmü anlattık.

“Dışişleri Bakan Yardımcısıyla resmi Doğu Türkistan Cumhurbaşkanı olarak görüştüm”

Türkiye’de devlet nezdinde, mesela Cumhurbaşkanlığı ya da Dışişleri Bakanlığı nezdinde bir karşılık gördünüz mü? “Doğu Türkistan Cumhurbaşkanı” sıfatıyla görüşmeler yaptınız mı?

Dışişleri bakan yardımcısıyla görüştük. Siyasi parti genel başkanlarıyla görüştüm. Cumhurbaşkanıyla ayak üstü görüştüm, kendisine resmi bir ziyaret olarak bir şeyimiz olmadı.

Dışişleri bakan yardımcısı, sizi resmi “Doğu Türkistan Cumhurbaşkanı” olarak mı kabul etti?

6 ay kadar önce Karabağ’ın yıldönümünde Azerbaycan büyükelçiliğiyle bağlantılı Ankara’da bir etkinlik yapıldı. Dışişleri bakan yardımcımızla birlikte oradaydık.

Sizi resmi sıfatınızla kabul etti öyle mi?

Orada görüştük kendisiyle.

Yani Türkiye Dışişleri Bakan Yardımcısı, sizi “Doğu Türkistan Cumhurbaşkanı” resmi sıfatınızla kabul ederek görüştü. Doğru mu?

Tabii tabii.

Diğer ülkelerle ilişkileriniz var mı?

Görüşmeler yapıyoruz.

“Doğu Türkistan Cumhurbaşkanı” sıfatıyla diğer ülkelerden dışişleri bakanlarıyla veya büyükelçilerle irtibatınız oldu mu?

Evet oldu, oldu yani.

Kimlerle görüştünüz?

Bazı işler gizli. Çin her şeyi engelliyor. Biz nerede görüşme yapsak takip edip saldırıyor. Bakın işte Gölbaşı belediye başkanı, sağ olsun bizi davet etti. Ama Çin medyaları, FETÖ medyaları saldırı yaptı. Siyasette bazı işler gizli, bazı işler açık olur.

Uygur çevrelerinde sizin etrafınızdaki kişilerin Uygur olmadığı, neredeyse tamamının Türkiyeli olduğu söyleniyor.

Bizim aramızda dünyanın pek çok yerinde yaşayan Doğu Türkistanlılar da var. Kazak, Kırgız, Özbek, Türk vatandaşlarımız, Ahıska Türklerimiz tüm soydaşlarımız var. Doğu Türkistan tüm Türklerin davası. Türk olsun Kürt olsun hiç ayrım yapmadık. Tüm dindaşlarımız tüm soydaşlarımızla birlikte Kazak, Kırgız, Uygur, Türk, Kürt ayrım yapmadan göreve layık gördüklerimize bakanlık, milletvekilliği gibi görevlendirmeler verdik.

Ben bir devletin cumhurbaşkanıyım. Zor şartlarda mücadele ediyorum. Ben FETÖ’cülere satılmadım, Çin’e satılmadım, Avrupa’ya satılmadım.

Binlerce kişinin karşısında ilk kez bir “Doğu Türkistan Cumhurbaşkanı” konuştu. Zalim Çin’in cezasını verdik. Türkiye milletini, devletini ayaklandırdık. Bu tarihte ilk. Çin’in elinden bizi sosyal medyada karalamak dışında bir şey gelmiyor.

Cumhurbaşkanı yardımcımız dedi ki: “Cumhurbaşkanımız bak yolda kaldık. Sen cumhurbaşkanısın ben cumhurbaşkanı yardımcısı, daha ne kadar böyle zorluk çekeceğiz.”

“Doğu Türkistan Cumhurbaşkanlığı’na makam arabası alınacak” gerekçesiyle para topladığınıza dair mesajlaşmaların ekran görüntüleri yayımlandı. Bu gerekçeyle para topladığınız doğru mu?

O şöyle oldu. O mesajı ben yazmadım. Eski bir asker uzman olarak Türkiye’ye hizmet etmiş olan Cumhurbaşkanı Yardımcımız Eyüp Özbek ile birlikte İstanbul’dan Ankara’ya dönerken yolda kaldık. 1990 model eski bir arabamız var.

Cumhurbaşkanı yardımcımız dedi ki: “Cumhurbaşkanımız bak yolda kaldık. Sen cumhurbaşkanısın ben cumhurbaşkanı yardımcısı, daha ne kadar böyle zorluk çekeceğiz. Bu kadar bakanlarımız, milletvekillerimiz, iş insanlarımız var yani ayıp değil mi? Ben 1000 TL cebimden koyuyorum. Bakanlar milletvekilleri de koysun biraz, herkes bir şeyler versin bir araba alalım beraber kullanalım” dedi.

Mesajlaşma grubunda bunu yazmış. Grupta bir Çin ajanı varmış, bu mesajları sızdırmış.

Yani biz milletten para istemedik. Biz bakan ve milletvekillerimizin olduğu gruplara yazdık.

Sonuçta ortada bir makam arabamız yok.

Para toplasak zengin olurduk. Evimiz kira, ofisimiz kira. Kiramızı zor ödüyoruz. Şu an mazot paramız yok. İzmir’de mitingde konuştum, Ankara’ya dönecek mazot paramız yok. Bir kardeşimizin benzin istasyonu varmış, mazotumuzu doldurdu sağ olsun.

Sizin Uygur bir şahısla ilgili ihbarda bulunduğunuz, ihbarın sonucunda adli hiçbir şey çıkmadığı ama bu kişinin ihbarınız nedeniyle Türkiye vatandaşlığı almakta problem yaşadığı iddia edildi.

Türkiye’de Çin’e ajanlık yapan birisi, bizimle görüştü, bizi kandırdı. Zor durumdayım, kalacak yerim yok dedi. Bir belediye başkanından yardım talep ettik ihtiyaç sahibi diye. 1 senelik kirasını ödeyip ev tuttu.

Daha sonra onu tanıyan başka kişiler onun Çin ajanı olduğunu söyledi. Biz polise ihbar ettik.

Ben devletçi biriyim. Türkiye devleti istihbaratı çok güçlü. Türkiye çok güçlü bir devlet. Gerçek Çin ajanı olmasaydı Türkiye devleti niye vatandaşlık vermesin.

Onu iddia eden kişi avukat olduğunu söylüyor. Bizim duyduğumuz Çin Büyükelçiliğine çalıştığı yönünde.

O gerçek avukatsa karşımıza çıksın. Kendisini avukat olarak ilan etti. Kıyafetine, duruşuna bakın, öyle avukat mı olur. Kim olduğu belli olmayan birisi o.

“Kimseyi dolandırmadık. Sadece borcumuzu ödeyemedik”

2016’da bir lokanta açtığınız, bunun açılması için Uygur bir kadından 20 bin dolar aldığınız ve geri ödemediğiniz doğru mu?

Evet, 2016’da bir lokanta açtım. 2016’da bir arkadaşım sermaye koydu, “işletmesi sende” dedi ortak olduk. Türkiye’ye yeni gelmiştim. Çin oradaki tüm mal varlığıma el koyduğu için param yoktu. Benim Doğu Türkistan’da restoranlarım, şirketlerim vardı. Türkiye’den mallar götürürdüm.

20 bin dolar meselesinin lokantayla bir ilgisi yok. Ben Doğu Türkistan’da iş yaparken, Türkiye’den mal alıyordum. Buradaki toptancılardan, fabrikalardan mal alıyordum. 2015’te Çin bütün malvarlığıma, şirketlerime el koyunca burada parasız kaldım. Buradaki fabrikalara 20 bin dolar tutarında borcumu ödeyemedim.

Bir ablamızdan 20 bin dolar alıp piyasaya borcumu kapattım. O ablamıza borcumuzu ödeyemedik. Biz kimseyi dolandırmadık. Sadece borcumuzu ödeyemedik.

Türkiye’de yaşayan bazı Uygurlardan Türkiye vatandaşlığı almanıza yardım edeceğim diyerek para topladığınız ve sonra da işlerine yardım etmediğiniz söyleniyor.

Bunların hepsi yalan. Birilerinden bunun için para alıp halletmeseydim, adresim belli, gelip paralarını alırlardı. Ankara Balgat’ta ofisim var. Yerim yurdum belli.

Ben kimseden vatandaşlık için 1 kuruş para almadım. Ama bir dernek bunun için para aldığını kendisi söyledi. Maarif Cemiyeti yetkilisi, kendi televizyonları İstiklal TV’den “biz öncelikle bize destek veren, para verenlerin vatandaşlık başvurularında yardımcı oluyoruz. Öncelikle de kendi akraba çevrelerimize yardımcı oluyoruz” dedi. Açıkça bunu televizyondan söyledi. Onlara para verdiklerini söyleyen insanlar şikâyetlerini sosyal medyadan paylaştı.

Biz milletten para alsak zengin olurduk. Para alanlar onlar. Bakın bir sürü ev almış, dükkân almış. Ben para alsam Maarif Derneği başkanı gibi zengin olurdum, şişman olurdum, evlerim olurdu.

Giresun’da sel felaketi olduğunda oraya gittik. Türkistan pilavı yaptık, pilav dağıttık, bayrak dağıttık. Orada Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a birçok insanın evrakını verdim. Koruması aracılığıyla birçok insanın evrakını verdim.

Bunun için kimseden 1 kuruş para almadım. Allah’a şükür boğazımdan, evlatlarımın boğazından haram lokma geçmedi.

Maarif Derneği başkanını araştırın kaç evi, kaç yeri var. Beni araştırın ev kiramı, ofis kiramı zor ödüyorum. Vatandaşlık için kimseye, başka yerlere de 1 kuruş para vermeyin diye açıklamalar, yayınlar yaptım.

Size borç veren ve zamanı gelince paralarının geri ödenmesini isteyen Uygurlar hakkında emniyete asılsız ihbarlarda bulunduğunuz, yine o kişilerin Çin’in Uygur Özerk Bölgesi’nde yaşayan akrabaları hakkında da Çin emniyetine ihbarlar yaptığınız söyleniyor. Bu iddialar için ne diyorsunuz?

Bu yüz numara bir yalancılık, şerefsizlik. Bunların hepsi külliyen yalan. İyilik gördüğünüz insana kötülük yapar mısınız hiç. Böyle bir durum varsa, yerim belli yurdum belli. Gelsinler karşıma konuşsunlar. Niye arkamızdan konuşuyorlar?

Önceki İçerikErdoğan: “Sen nasıl bu ülkenin memurlarını tehdit edersin?”; Kılıçdaroğlu: “Kamu görevlisi ailenin militanı olamaz”
Sonraki İçerik“Rezerv dünyanın her yerinde brüt rezervdir” diyen MB ‘dünya’ya öyle dememiş