“Türk lirası 2016 Eylül’ünden bu yana ayrı bir gezegende”

Eski Yapı Kredi baş ekonomisti, Dr. Cevdet Akçay’ın Habertürk’te Türkiye ekonomisinin son durumu üzerine yaptığı değerlendirmeler sosyal medyada da büyük ilgi gördü. Akçay’ın konuşmasının geniş bir özetini yayınlıyoruz: “Türkiye’nin para politikasının bozulma zamanı 2016 Eylül’üdür. O gün dünyanın tersine gittik, bugün de dünyanın tersine gidiyoruz. O tarihten itibaren TL kopmuş gitmiş ve diğer tüm gruptan kopmuştur. Adeta ayrı bir gezegene geçmiştir. Şimdi o gezegenden geri dönüş olmadıkça da biz ona kılıf giydirmeye çalıştık. ‘Bu iyi kurdur’ dedik, ‘Rekabetçi kur’ dedik, ‘Fahiş fiyat’ dedik ki bunların hiçbirinin tanımı iktisatta yoktur. Bunlar bizim uydurduğumuz şeyler”

Ekonomist Cevdet Akçay’ın dün (23 Ekim) Habertürk TV programındaki konuşmasının geniş bir özeti şöyle:

“Merkez Bankası’nın faiz indirimi kararı yanlış. Faize çok dikkat etmesi gerekiyor fakat bu kitapta gördüğümüz anlamında değil, ondan daha kötü bir durum. O durum da şu; faizi kur yüzünden Merkez Bankası’nın çok fazla kaale alması gerekiyor. Bu bir Merkez Bankası’nın, eğer enflasyon hedeflemesi yapıyorsa, düşebileceği en kötü durum. Çünkü enflasyon hedeflemesi yaptığını söyleyen Merkez Bankası aslında kurla çok fazla ilgilenmez. ‘Ben faiz silahımı kullanarak enflasyonu gelmesi gereken yere ittiririm, kur gideceği yere gider’ der. Türkiye’de bu dinamik bozuldu. Daha kötü bir yerdeyiz biz şu anda. Türkiye’de kura siz bakmadan enflasyon hakkında bir şey söyleme hakkınız kalmadı.

“Türkiye’nin para politikasının hakikaten bozulma zamanı 2016 Eylül’üdür. 15 Temmuz darbesinden sonra, bir dolu şey yaşadık bir şey olmadı kura, ama 2016 Eylül kararı ile birlikte kırılma başladı. O gün de aynı bugüne benzer şekilde dünya belirli bir sıkılaştırma moduna girerken faizi indirme inadı ile ittiği tarihten itibaren kur fırladı gitti. O gün dünyanın tersine gittik, bugün de dünyanın tersine gidiyoruz. O tarihten itibaren TL kopmuş gitmiş ve diğer tüm gruptan kopmuştur. Adeta ayrı bir gezegene geçmiştir. Şimdi o gezegenden geri dönüş olmadıkça da biz ona kılıf giydirmeye çalıştık. ‘Bu iyi kurdur’ dedik, ‘rekabetçi kur’ dedik, ‘fahiş fiyat’ dedik ki bunların hiçbirinin tanımı iktisatta yoktur. Bunlar aslında bizim uydurduğumuz bazı şeyler. Sıkıntı burada.

“Peki TCMB burada şimdi ne yapacak? Enflasyonu indiremez mi? İndirebilir ama çok zor. Aşama 2’ye çıktı şimdi. 2016 sonuna kadar enflasyon, daha çok bizim kafamızda yarattığımız bir şeydi. ‘Bunun ineceği yok’ diyorduk ve beklentileri aşağı çekemiyorduk, beklentiler inmeyince de sürekli yukarıda tutuyordu enflasyonu.

“Bu arada, AK Parti hükümetlerinin 2002-2013 yılları arasında feci iyi becerdiği bir şey var: Enflasyonu 70’ten 7’ye indirme. O zaman başka bir dinamik devredeydi. O zamanki dinamik; Türkiye’nin borç dinamiklerinin çok kötü olduğu bir dönemden alıp AK Parti’nin bunu korkunç şekilde düzeltmesi, kamu borcu/milli gelir oranını 90’lardan 30’un altına çekmesi  ve bu sayede ileride enflasyon patlamasının önüne geçmesi.

“O zamana dönerseniz şunu hatırlayın, bu borç/milli gelir oranı 90’lara, 100’lere gittikçe insanlar şunu diyordu: ‘Bunu geriye ödeyemeyecek Türkiye. Bu borcu geri ödemek için para basacak. Para basınca enflasyon patlayacak ve benim beklentim de çok yüksek ileriye dair’ ve ileri dediğiniz şey yarın başlıyor. İnsanların yarınla ilgili enflasyon beklentisi, bu patlama beklentisinden dolayı çok yüksekti. Ama siz dinamikleri düzelttiğiniz anda o beklentiler sönmeye başladı. Bunun adı literatürde enflasyona mali politika yaklaşımı (fiscal theory of inflation). Bu yeni bir nosyondu. Türkiye bunu yaşadı ve çok iyi becererek enflasyonu aşağı indirdi. Sonraki dönemdeki enflasyonumuz, 2016’nın sonuna kadar, atıl enflasyondu. Bu indirmesi en zor enflasyondur. Çünkü insanların beklentilerini kırmanız lazım. Bu beklentiyi kırmak da kolay değil ve şimdi daha da zorlaştı. Nasıl kırarsınız derseniz, şöyle kırarsınız: Enflasyonun trend düzeyini bir tık aşağı çekmek için vazgeçmeniz gereken büyüme miktarı vardır. Enflasyonu aşağı çekeceğiz ama bir maliyeti var, büyüme aşağı gelecek. Bu maliyetin bir şekilde devrede olduğu zaman da bunu iyi kullanabilirdik, kullanmadık. Şimdi bu maliyet çok yükseldi.

“Faizi öyle abuk sabuk yerlere götürmeniz lazım ki gerçekten insanları öldüreceksiniz, nefes alamaz hale gelecekler ve enflasyon orada geçici olarak çok düşük seviyelere gerileyecek. Bunu istiyor muyuz, hayır. O zaman ne yapacaksınız? O zaman böyle büyük bir maliyeti devreye sokmadan yine de insanların kafasındaki enflasyon maliyetini kırabilmenin yolunu arayacaksınız. Ama bunun birinci koşulu, kurun kopup gitmesini önleyeceksiniz. Çünkü kur böyle habire kopup gittikçe ihracatçı ne kadar enflasyon, o kadar kur artışı diye ısrar ettikçe çıkmaz sokakta dönüp dolaşıyorsunuz sürekli. Varabileceğiniz bir yer yok. O yüzden verimlilik artışı üzerinden ihracat rekabeti yakalayabilmek lazım bir noktada. Bu noktada olmasa da farklı bir noktada yakalayabilmemiz lazım. Bunu yapamazsak çıkmaz sokak.

“İkincisi, dolarize olan, herkesin dövize gittiği Türk toplumunda bunu kırmanız lazım. Bunu nasıl kıracaksınız? ‘Kurun çok fazla yukarı gidecek mecali yok, olduğu kadarıyla bile benim TL kazancım bunu yenebilecek gibi gözüküyor, ben burada kalmasam daha iyi olur’ demeye başlaması lazım insanların. O çözülme ile birlikte döviz likitidesi özel kesimde azalmaya başlayacak ve TL’ye dönecek. Verdiğiniz ‘dezenflasyon konusunda ciddi niyete sahibim’ sinyali ile bunu sağlayacaksınız. Ama bunu yapmak için şöyle bir şey lazım; siz kuru terbiye edebilseniz bile, Türk parasına nominal bazda olmasa bile reel bazda değer kazandırabilseniz bile, insanların bir şekilde ikna olması lazım dövizde kalmanın artık pek fazla bir anlamı olmadığına. Bu olduktan sonra, bir de şunu yapmanız gerekecek, kur kısmı halloldu ama atalet hala arkada bekliyor esas sorun olarak.

“Orada da bir Merkez Bankası Türkiye’de çıkıp diyecek ki, ‘Bizim önümüzdeki 3 sene için enflasyon hedeflerimiz şunlardır.’ Bunu söyledikten sonra da diyecek ki, ‘Biz bunun icazetini aldık siyasetten.’ Yani ‘Biz bu enflasyonu 3 sene içerisinde düşüreceğiz ve maliyeti ne olursa olsun çekeceğiz’ diyecek. Maliyetin illa ki yüksek olması gerekmiyor. Çünkü eğer siz fiyat koyucular, bizim bu patikamızı kendinize gösterge patika olarak alırsanız, talebe göre bunun etrafında fiyatlarınızı ayarlarsanız biz bu seviyeye maliyetsiz geliriz. Ama eğer inanç olmazsa, bunlar hiç beceremediler, yine beceremezler der inanmazsanız, yüksek maliyetle bu seviyeye gelinir. Sizi dinleyenler ve izleyenler, vücut dilinizden bu adam ya da bu kadın ‘Hakikaten kafaya koymuş, bunu yapacak’ demesi gerekecek. İnandırdığınız oranda gençlerin tabiriyle  bunun yapılabilitesi artar.”

“Tarifi olmayan şeylerin peşinden gidip tarifi varmış muamelesi yaparsanız gideceğiniz yer çok yanlış olur”

“Sıkıntı bence şurada; Berat Albayrak ‘rekabetçi kur’ lafını ettiği zaman kimseden ‘Ne demek istiyorsunuz, tanımı nedir rekabetçi kurun?’ sorusu gelmedi. Rekabetçi kurun tanımı yok, fahiş fiyatın tanımı yok iktisatta.

“Şunu karıştırıyor insanlar; enflasyon ve fiyat düzeyi aynı şey değil. Mesela iki taraftaki cenahtan da insanlardan şunu okuyorum: ‘Tekelci oligopolistik piyasa yapıları enflasyonu daha yukarı çekiyor.’

“Fahiş fiyat diye bir şey yok, şundan dolayı yok; piyasa yapınız ne olursa olsun fiyat düzeyinin en düşük olduğu yer serbest rekabet, en yüksek olduğu yer ise tekeldedir. Ama enflasyon başka bir şeydir. Eğer siz, ‘Yapı tekelciye doğru gittikçe enflasyon yukarıya gidiyor’ derseniz, büyük bir yanlış yaparsınız. Çünkü bu yapıların her birinin içinde amaç kâr maksimizasyonudur. Kimseye ‘Kârını maksimize etme’ diyemezsin. Tekel de şunu yapar; kârı maksimize eden fiyatı bulduğu anda onun ne üstüne çıkar ne altına iner. Siz, ‘Adam tekel olduğu için fiyatı sürekli yukarı çekiyor’ derseniz büyük bir yanlış yaparsınız çünkü adamın ilk bulduğu fiyat optimal fiyatsa bunu yukarı çekerek adam kârını azaltıyor demektir. Onun ne altına inmesi, ne üstüne çıkması gerekir. Yok eğer çıktığı fiyat zaten kârı maksimize edense o yaptığı doğru harekettir çünkü bir önceki fiyat kârı maksimize etmiyordur. Yani fiyat düzeyi yüksekliği ile enflasyonu karıştırırsanız tuhaf tuhaf yerlere gider konu.

“Ben yıllar evvel, Yeni Yüzyıl gazetesi vardı, bir haber hatırlıyorum orada, Anadolu’da bir kasap fahiş fiyatla et sattığı için mahkemeye veriliyor ve tutuklanıyor diye. İş Yargıtay’a kadar gitmişti ve şöyle bir gerekçe çıkmıştı: Faaliyetinin hayati öneme sahip olup olmadığı anlaşılana kadar serbest kalması…

“Bu Zaytung haberi gibi bir şey. Eğer adam fahiş fiyattan et satıyorsa alıcısı yoktur o etin, dükkanı kapatır. Eğer alıcısı varsa da gidersiniz alternatiflerinden alışveriş yaparsınız. 20 liradan satandan almak isteyen ondan alır, 50 liralık satandan almak isteyen ondan.

“Fahiş fiyat tabiri neden kullanılıyor, ne kast ediliyor bilemiyorum. Bilmiyorum çünkü tanımı yok. Literatürde İngilizce karşılığı da yok. Yok böyle bir şey. Rekabetçi kur diye bir şey de yok.

“Tarifi olmayan şeylerin peşinden gidip tarifi varmış muamelesi yaparsanız gideceğiniz yer çok yanlış olur.”

“Biz uzun zamandır bir hayalet kovaladığımız için bir türlü yakalayamıyoruz”

“Küreselleşme aslında ‘Sermayenin serbest dolaşımı’ değil. Küreselleşme şu: Bazı araçlarınızın yönetimini hem global sisteme bırakmayı hem de beraber yönetmeyi kabul etmek.

“Küreselleşme öncesinde ekonominiz üzerinde belirli bir otonomiyi kendi başınıza sağlayabildiğiniz için, çünkü hissedarlarınız fazla yok, varlıklar size ait, ekonomi size ait. Öyle olunca yönetim ‘A noktasından B noktasına gitmek istiyorum, şu hamleyi yaparsam B’nin yakınlarına bir yere düşerim’ diyor. Küreselleşme sonrasında sizle beraber bir dolu hissedar varlık fiyatlarının oluşmasında devreye girdiği için şunu hesaplamanız gerekiyor: ‘Ben A noktasından B noktasına gitmek istiyorsam hangi hamleyi yaptığımda benim hissedarlarımın karşı hamlesi ne olacak ki gitmek istediğim noktaya en yakınsasın beni.’  Yani sadece kendi hamlenizi değil, sizin hamlenize gelecek olan karşı hamleleri de düşünmek zorundasınız.

“Bu çok kompleks bir süreç. Türkiye çok genç bir açık ekonomi yani esnek kur rejimi ile çok kısa zamandır giden bir ekonomi. Biz zaten kur denen şeyi tam özümsemiş, içselleştirmiş bir toplum da değiliz henüz. Bana sorarsanız iktisadi toplum da değil Türkiye. Böyle bir handikapımız da var.

“Siz eğer bunu henüz bir şekilde çözememişseniz, büyümenizin düştüğü ikinci döneme baktığınızda bunun sebebini bir dizayn hatası olarak görürseniz bambaşka yerlere savrulursunuz. Belli bir patikada gidiyor ekonomi 2002-2013 arasında. Sonra biraz tökezliyor gözüküyor ama tökezleme sebebiniz egzojen şoklar mı dışsal şoklar mı yoksa yapılmış bir dizayn hatası mı?

“Benim görüşüm bu bir dizayn hatası gibi görüldü. Bunun için de bu dizaynı ortaya koyanlar, tasarımcılar devre dışı bırakıldı. Biz yeni bir dizayna gidiyoruz, denildi. Yeni dizayna da yeni model dendi. Yeni model de yüksek kur, düşük faiz. 2014’ten bu yana ekonomi yönetiminde böyle bir yeni dizayn var. Yeni bir modele geçmeye çalışıyorsunuz ama model denen şey artık yok zaten küreselleşme sonrasında. Ben yabancılara sunumlarımda buna ‘hayat kovalanıyor’ diyorum. Biz uzun zamandır bir hayalet kovaladığımız için bir türlü yakalayamıyoruz. Yine aynısı oluyor. Kovaladığımız hayalet, az önce bahsettiğim yeni model ki yok bu. O yüzden yakalayamıyoruz.

“Sonuçta neyle karşılaşıyoruz; yüksek kur, yüksek faiz. ‘Hay Allah! Biri tuttu, diğeri tutmadı’ diyoruz. Tutmayacak. Çünkü gittiğiniz yol yanlış.

“Faizi indirelim diye yazılar görüyorum ben yandaş cenahta. Faizi indiremezsiniz. Çünkü faiz endojen bir değişken. Faizin inebileceği ortamı hazırlayabilirsiniz.

“Eğer siz egzojen değişken ile endojen değişkenin farkını bilmiyorsanız, böyle bir iktisat eğitiminden geçmemişseniz o zaman zaten yanlış yapmama ihtimaliniz yoktur.”

Önceki İçerikAB Büyükelçisi Meyer-Landrut: Türkiye’nin AİHM gibi Avrupa Konseyi kurumlarının kararlarına riayet etmesi gerekiyor
Sonraki İçerikİlnur Çevik BBC’ye konuştu: Erdoğan çok kararlı. Başka Avrupa Konseyi ülkeleri de AİHM’i yok saymadı mı?