Yeni normalde eğitimin rotası

Yüzyüze eğitime dönüş kararı uygulamaya kondu, okullar 6 Eylül’de açıldı. Öğrenciler, veliler, eğitimciler ve toplum şimdi gözünü yaşanacak gelişmelere çevirdi. Peki pandemi döneminde iyice hayatımıza giren uzaktan eğitim sistemi kalıcı bir hal alabilir mi? Melez bir eğitim sistemi mi gelecek? Pandeminin yarattığı yeni eğitim sisteminin eksiklikleri ve avantajları ne?

Uzaktan eğitim, dijital eğitim ve sürekli öğrenme gibi kavramlar teknolojinin ilerleyişi sayesinde son yıllarda hayatımıza girse de bu hususta asıl ivmeyi koronavirüs pandemisi sağladı. Geleneksel eğitim sistemlerinin rafa kalktığı bu dönemde öğrenciler bilgisayarları başında eğitim almaya başladı. Bu, avantaj kadar mağduriyet de üreten bir süreç oldu. Uzaktan eğitimin gerektirdiği araç ve gereçlere sahip olmayan öğrenciler pandeminin eğitim alanında yarattığı mağduriyetin baş aktörleriydi.

Belki birkaç yıl içinde yüz yüze eğitim kadar yaygın ve önemli bir konuma erişecek olan uzaktan eğitim için öğretmenlerin ve diğer eğitim aktörlerinin gerekli bilgi ve donanıma sahip olmaları gerekiyor. Keza kullanılacak teknolojik sistemlerin bütün eğitim-öğretim paydaşlarını eşit ve yeterli şekilde entegre edecek düzeyde tedarik edilmesi gerekiyor. Teknolojik altyapı, eğitimcilerin dijital eğitim yeterliliklerinin artırılması, etkili ve verimli içerik üretimi ve belki en çok tartışılanı olmak üzere etkili bir ölçme ve değerlendirme sisteminin oluşturulması gibi birçok sürecin geliştirilmesi ve iyileştirilmesi büyük önem arz ediyor.

Pandemi döneminde eğitim

Covid-19 salgını nedeniyle, 17 Nisan 2020 itibariyle küresel çapta dünyada 191 ülkede okullar kapalıydı ve 1.724.657.870 öğrenci bu süreçten etkilenmişti. Tüm dünyada eğitim yüz yüze olmaktan çıktı, dijital platformlar aracılığı ile sürdürülmeye ve desteklenmeye başladı. Dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgını, 2 milyarın üzerinde öğrenciye eğitim veren 63 milyon eğitimciyi de zora soktu. Eğitimciler bu süreçte, hem yeni nesil teknolojiye ve çevrimiçi eğitime uyum sağlamak hem de öğrencilerin motivasyonunu yükseltmek için gayret gösterdiler.  

Amerika’da bir süredir kullanılan fakat pandemi sürecinde popülerleşen home schooling (evde eğitim) kavramı artık evrensel olarak da benimsenmeye başladı. Fakat bu yeni düzende yani uzaktan eğitimde içerik, materyal geliştirme ve ölçme-değerlendirme gibi konularda eksiklikler bulunduğuna dair ortak bir kanı mevcut.

Bütün bunların yanında, uzaktan eğitimle birlikte mevcut fırsat eşitsizliğinin daha da derinleştiği, okullar arasındaki imkân ve öğrenme farklılıklarının evler arasındaki imkân ve öğrenme farklılıklarına dönüştüğü görüldü. Hatta bu defa eşitsizlik üreten farklılıklar daha da büyüktü. Dolayısıyla farklı sosyo-ekonomik koşullardaki öğrencilerin bilgi iletişim teknolojilerine (BİT) erişmede ve bunları kullanmada yaşadığı eşitsizlik günümüz salgın şartlarında daha da belirginleşti. Türkiye’de evlerde masaüstü bilgisayar % 17,6; taşınabilir bilgisayar % 37,9; tablet % 26,7; cep telefonu ise % 98,7 oranında bulunmakta. Bilgisayar ya da tablete sahip öğrencilerle hiçbir şekilde internet erişimi bulunmayan öğrencilerin evlerinde yaşadıkları öğrenme süreçlerinin birbirinden çok farklı şekillerde ve özelliklerde geliştiğini söyleyebiliriz. Bu durum sosyo-ekonomik olarak elverişsiz koşullara sahip öğrencilerin öğrenme kayıplarının şimdi daha fazla artabileceğini  de gösteriyor.

Dijital uçurum sadece bilgi, iletişim teknolojilerine erişimle sınırlı değil. BİT’lere erişimi olduğu halde uzaktan eğitim imkânlarından yeteri kadar yararlanamayan öğrenciler de var. Kullanım becerileri, ebeveyn desteği de uzaktan eğitim sürecini etkiliyor. Okulların teknolojik donanımının yanı sıra öğretmen niteliği ve öğretmenin desteklenmesi, veli desteği çok önemli. Örneğin okul yöneticileri ve öğretmenlerin çoğunun sanal/çevrimiçi eğitimde tecrübe ve donanımının olmaması, EBA’nın tüm eğitimde aktif olarak kullanılamamasının önemli bir sebebi olarak değerlendiriliyor.

“Acil durum koşullarında eğitim”

Eğitim Reformu Girişimi (ERG) derneğinden araştırmacı Özgenur Korlu, yeni bir eğitim sisteminden söz etmek için henüz erken olduğunun altını çiziyor, yalnızca var olan eğitimin salgın koşullarına uydurulduğunu belirtiyor: “Öncelikle bu dönemdeki uygulamaların acil durum koşullarında eğitim olduğunun altını çizmek gerekiyor. Salgının yayılmasının önüne geçilmesi için örgün eğitime ara verildiği bir dönemde çocukların eğitim hakkının sağlanması, eğitim hizmetlerinin sürdürülmesi amaçlandı. Bunun ayrı bir eğitim sistemi olarak görülmemesi gerektiğini düşünüyorum.

“Diğer yandan, bu durum tüm çocukların eğitime erişebildiği, eğitim haklarının sağlandığı anlamına gelmiyor. Özel eğitim ihtiyacı olan çocuklardan, uzaktan eğitime erişmek için gerekli araçlara sahip olmayan çocuklara kadar önemli bir grup uzaktan eğitime erişemedi. Bunların arasında salgın öncesinde de eğitime erişemeyen çocuklar vardı.”

Salgının eğitim hizmetlerine erişemeyen, eğitim hakkı ihlal edilen çocuk sayısını artırdığını söyleyen Korlu çocukların ve velilerin tepkilerinin de genel olarak erişim zorlukları ve salgın döneminde yapılan kademeler arası geçiş sınavlarıyla ilgili olduğunu dikkat çekiyor.

“Hibrit bir eğitim sistemi

Hibrit bir eğitim sisteminin, salgın etkisiyle hızlanan dijitalleşmeyle birlikte tüm dünyada konuşulduğunu belirten Korlu yeni dönemde dünyada eğitim teknolojilerine yapılan yatırımın önemli ölçüde artacağını ifade ediyor. Bu çerçevede Türkiye’nin konumunu da şöyle yorumluyor:

“Türkiye özelinde, hibrit eğitimin uzaktan eğitim dönemindeki uygulamalardan farklı olması gerekiyor. Belirttiğim gibi bu dönemdeki eğitim uygulamaları uzaktan eğitim temel alınarak hazırlanmadı. Örgün eğitimdeki uygulamalar uzaktan eğitime uyarlandı. Hibrit bir eğitim sisteminde ise bu sisteme uygun müfredatın geliştirmesi, ders programlarının hazırlanması, öğretmen ve okul yöneticilerinin desteklenmesi gerekiyor.”

“Güvenli Okullaşma ve Uzaktan Eğitim Projesi”

Korlu hibrit eğitim sistemi için yürütülen projeler ve kapsamları için de şöyle konuşuyor:

“Hibrit eğitimle ilgili MEB de çalışmalar yürütüyor. Dünya Bankası desteğiyle yürütülen Güvenli Okullaşma ve Uzaktan Eğitim Projesi’yle birlikte eğitimde kullanılan dijital araçların salgın dönemiyle sınırlı kalmaması, salgın sonrasında ise hibrit eğitim sisteminin ihtiyaçlarına yönelik bir sistem kurulması amaçlanıyor. Proje kapsamında, eğitim altyapısının kapasitesinin artırılması, dijital içeriklerin ve bunların sürdürülebilirlik ekosisteminin hazırlanması ve kurumsal kapasitenin geliştirilmesi hedefleniyor.”

Okulların açılmasına dair…

Salgının, okulların bir eğitim mekânından fazlası olduğunu herkese öğrettiğini  belirten Korlu’nun bu konudaki değerlendirmeleri de şöyle:

“Çünkü birinci elden herkes çocukların salgın döneminde yaşadıkları kayıpların sadece akademik kayıplar olmadığını gördü. Salgın döneminde çocuk koruma, psikolojik destek, oyun gibi pek çok kritik ihtiyacına okul dışında sürdürülebilir çözümler üretilemedi. Bu nedenle 1,5 yıl aradan sonra çocukların 5 gün yüz yüze eğitime dönmesi ve sonrasında da tüm eğitim yılı boyunca okulların açık kalmasının sağlanması çok önemli.”

Handan Uslu: “Öğrencilerin ve eğitimcilerin eğitim kalitesini arttırmak”

“Aslında hibrit eğitim sistemi, teknolojiyi kullanan eğitim kurumları tarafından korona öncesinde de uygulanıyordu” diyen kadinhaklari.org ve İnternet Gözlemevi kurucusu Handan Uslu hibrit eğitim sisteminin faydalarından bahsederken eğitim-öğretim kalitesi vurgusu yapıyor: “Teknolojinin sağladığı gelişmiş arayüz tasarımları, dijital eğitimler, pedagojik olarak fayda sağlıyor. Korona döneminde bu dijitalleşmeye mecbur olarak geçildi, ancak öğrencilerin ve eğitimcilerin eğitim kalitesini arttırmak açısından hibrit eğitim modeli düşünülmeli.”

Uslu, homeschooling’le (evde eğitim) uzaktan eğitimin karıştırılmaması gerektiğini özellikle vurguluyor:

“Homeschooling kavramı, Amerika’da dini görüşleri yüzünden eğitim kurumlarına çocuklarını göndermek istemeyen aileler tarafından tercih ediliyor. Şunu unutmamak lazım ki homeschooling, uzaktan eğitimden farklı bir kavramdır. Çocuklar homeschoolingde belli bir müfredata tabi tutulmaz. Mevcut merkezi eğitim sistemi eleştirilebilir, ancak homeschooling’in merkezi eğitim sisteminin hatalarına karşı bir çözüm olduğunu düşünmüyorum. Merkezi eğitim sisteminin pedagojiden uzak, ezberci sistemine yeni çözümler geliştirilmeli.”

Ülkemiz açısından homeschooling kavramını değerlendiren Uslu bunun fırsat eşitsizliğini ve ayrımcılığı şiddetlendirebileceğini düşünüyor: “Türkiye açısından değerlendirirsek, homeschooling’in mevcut olan eğitim eşitsizliğini daha da derinleştireceğini düşünüyorum. Kız çocuklarını okula göndermeme gibi ayrımcılığın yaygın olduğunu düşünürsek, homeschooling’in yolunu açmak bu fırsat eşitsizliğini arttıracaktır.”

 “Teknolojinin sunduğu çözümler”

“Uzaktan eğitim, bir bakıma eğitim kurumlarını dijital materyaller geliştirmeye zorladı. Teknolojinin sunduğu çözümler, eğitimi çok daha verimli hale getirebilir” diyen Handan Uslu teknolojinin eğitim alanındaki faydacıl araçlarına çarpıcı örnekler sunuyor:

“Örneğin bir öğrenci online bir egzersizde başarılı oldukça, ona daha zor sorular sunacak algoritmalar var. Ya da bir öğrencinin sistematik olarak hata yaptığı konuları belirleyen programlar gelişti. Teknolojinin yarattığı bu fırsatları daha verimli değerlendirebiliriz.“

Öğretmenler ne diyor?

Ayvalık’ta lise matematik öğretmenliği yapan İlker Karayıldız uzaktan eğitimin tüm eğitim paydaşlarında olduğu gibi öğretmenleri de zorlayan bir süreç olduğunu söylüyor. “Yüzyüze eğitime alışmış ve bu formasyona uygun yetişmiş biz öğretmenler bir buçuk sene önce uzaktan eğitime başladığımızda hem ürkek hem de hazırlıksızdık” diyen Karayıldız süreç devam ettikçe zaman içerisinde teknolojiye uyumlu ve bilgisayar karşısındaki ürkekliğini üzerinden atmış öğretmenlere dönüştüklerini belirtiyor.

“Başlangıçta bizi en çok teknoloji zorlar diye düşünüyorduk fakat bizi zorlayan insiyatifin bu kadar çok öğrencide olmasıydı” diyen Karayıldız uzaktan eğitimde insiyatifin öğrencide olduğunu belirtiyor. Karayıldız öğrencinin derse hazır olmasının uzaktan eğitimde bir avantaj yarattığını söylüyor ve ekliyor: “Fakat öğrenci hazır değilse bilgisayarın bir ucundan öğrencinin kalbine ve ilgisine dokunmak çok zor oluyordu.”

Karayıldız, örgün eğitim müfredatını uzaktan eğitim sisteminde uygulamanın zorluğuna değiniyor:

“Müfredat yüz yüze eğitim için bile çok yoğunken; dijital eğitim için daha da bir zor oldu. Çünkü ekrana sabitlenen bakışların dikkati bozulmaya bu sistem ile birlikte daha müsaitti. Dijital eğitime uygun bir müfredat gerekliydi.”

Uzaktan eğitim sisteminde insiyatifin öğrencide olduğu gerçeğini tekrar vurgulayan Karayıldız “Sizin çocuğun ruhuna dokunmanız imkânsız; yüz yüze eğitime gelen bir çocuğun bakışından, hareketinden derdi olup olmadığını anlayabilirsiniz ve gerekli iletişimi kurabilirsiniz fakat dijital ortamda bu imkânsız” diyor.

“Öğrenciler takıldıkları noktaları yazarak ya da mesajla iletmek istiyorlardı”

“Özellikle öğrenciler ders işlenirken daha bir sessizdiler; takıldıkları noktaları yazarak ya da mesajla iletmek istiyorlardı” diyen Karayıldız evinde düzenli çalışan ve takıldığı konuları bilen çocuklar için dijital eğitimin “öğretim” anlamında çok faydalı olduğunu ama duygusal yoğunluk, sosyalleşme anlamında dijital dünyanın çok zorlayıcı olduğunu belirtiyor.

Öğrenciler…

Balıkesir’in Ayvalık beldesinde lise son sınıf öğrencisi Cem Akkaya uzaktan eğitimin kendisi için zor geçtiğini belirtiyor. Bu zorluğun birçok nedeninin olduğunu belirten Cem en başta dikkatini toplayamamaktan yakınıyor. “Sosyal medyaya girmemek için kendini zor tutuyorsun ve okul ortamına göre ev ortamı çok farklı, durumu garipsiyorsun. Belki daha uzun bir alışma süreci yaşasaydık duruma uyum sağlayabilirdik. Yüz yüze eğitimde direkt olarak takıldığın anda hocaya istediğin soruyu sorabilirsin. Ama uzaktan eğitimde hocana soracağın sorular birikiyor ve unutuluyor” diyen Cem hocaların da yoğun olduğunu ve her soruya yetişemediğini belirtiyor. “Okulda olduğunda o an tahtaya yazılanları deftere geçirebiliyorsun evde öyle değil, zaman sınırlı, yazıları ders esnasında yazamıyorsun ve fotoğrafını çekip sonra yazıyorsun, böyle olunca da birikiyor. Konuyu çalışmaya ayıracağın zamanı yazmaya harcamak zorunda kalıyorsun.”

Uzaktan eğitimde kendisini en çok nelerin zorladığını sorduğumuz Cem “Uzaktan eğitimde beni en çok zorlayan hocayla yüz yüze olacak şekilde iletişime geçememek, dikkat dağınıklığı, zaman yetersizliği ve en çok da okul ortamında olmamak” yanıtını veriyor.

Uzaktan eğitimin okulda olmanın sağladığı sosyalleşme olanağını ortadan kaldırdığını belirten Cem yüz yüze eğitim sistemini tercih ettiğini belirtiyor:

“Sosyal ilişki yok oldu. O da uzaktan oldu. Yasaklardan dolayı dışarı çıkıp sosyalleşemedim. Bu da derslerime çalışma anlamında üzerimde psikolojik olarak olumsuz etkilere neden oldu. Bence yüz yüze eğitim kesinlikle daha iyi. Artıları benim için daha fazla ama vaktini daha güzel değerlendirebilenler uzaktan eğitimden daha memnun kalmış olabilir.”

Önceki İçerikBir haftadır kayıp olan, Filistinli tıp öğrencisi Muhammed Salhab’ın kaçırıldığı düşünülüyor
Sonraki İçerikŞenol Güneş: Bu kafayla teknik direktör değil ancak üçkağıtçı bulunabilir