KONUK YAZARLAR

Devlet yeniden ya-pı-la-nır-ken

Sakın çok gizli devlet sırları ve güvenliği demeyin! Kimlere teslim edildiğini gördük. Açıklık hiçbir zaman bu gizlilikten daha büyük tehlike ve ihanet yaratmaz. Devlet, ayrıcalıksız insanların, hiç bir yapılanmaya, hiç bir tarafa, hiç bir partiye yakınlık göstermeden, sadece performanslarıyla, kendileri gibi davranarak yer alabileceği, yükselebileceği bir yapıya kavuşmak zorundadır.

Koalisyon önerim: Eşme koalisyonu

Bugünlerde başka bir gelişme de en az Kürtçe karne alan çocuklarınki kadar önemli. Cumhuriyet tarihinde ilk kez Kürtler, kendi yarattıkları ve son seçimde Kürtlerin dışında da oy aldıkları HDP ile hükümet ortağı olma fırsatı/imkanı yakaladılar.

AYM ‘Kırmızı Kitap’a mı, yoksa ‘Anayasa’ya mı uymalı?

Anayasa Mahkemesi büyük bir cesaret örneği sergileyerek kırmızı kitabı bir kenara bırakıp kanaatimizce doğru olanı yaptı ve anayasaya göre karar verdi. Bu kararıyla Anayasa Mahkemesi artık Eski Türkiye’nin anayasa mahkemesi olmadığını da ispat etmiş oldu.

Türkiye’nin Asıl Sorunu “Aydın” Sorunudur!

Ey zavallı milletim dinle! Şu anda, hepimiz burada seni kurtarmak için toplanmış… Bulunuyoruz. Çünkü ey milletim, senin hakkında az gelişmiştir, geri kalmıştır gibi söylentiler dolaşıyor. Ey sevgili milletim! Neden böyle yapıyorsun? Neden az gelişiyorsun? Niçin bizden geri kalıyorsun? Bizler bu kadar çok gelişirken geri kaldığın için hiç utanmıyor musun? Hiç düşünmüyor musun ki, sen neden geri kalıyorsun diye düşünmek yüzünden biz de istediğimiz kadar ilerleyemiyoruz. Bu milletin hali ne olacak diye hayatı kendimize zehir ediyoruz. Fakir fukaranın hayatını anlatan zengin yazarlarımıza, gece kulüplerinde içtikleri viskileri zehir oluyor. Zengin takımının hayatını gözlerimizin önüne sermeye çalışan meteliksiz yazarlarımız da aslında şu fakir...

Erdoğan nefreti nereye kadar?

Ben de soruyorum: Peki, siz ne istiyorsunuz? Barış mı? Velev Erdoğan savaş istiyor; PKK-HDP-KCK çizgisinde olup akıl sağlığını kaybetmişlere soruyorum: Siz niye koşa koşa bu savaşın içine giriyorsunuz? Madem isteyen o, niye onun isteğine boyun eğiyorsunuz?

Barışa barikat (Yüksekova raporu)

Örgüt Yüksekova ve bölge halkının tutumundan memnun değil; “yaz olsun siz görürsünüz, cezalar başlayacak” diyor. Halktan destek görmüyorlar; bu da onları fazlasıyla rahatsız ediyor. Bir yandan, ilk kez halk örgütü sorgulamaya, yanlışlarını söylemeye, halk üzerindeki baskısını konuşmaya başladı. Fakat ilginç olan, devlet de halktan uzaklaşmış, sadece rutin işler dışında bağını koparmış gibi duruyor.

Travma geçiren Yüksekova

Cumhuriyet mahallesinden bir kadın “Bunlar Kürt olamaz, bunlar insan olamaz. Kaç kez söyledik, evlerimizin önüne hendek kazıp bomba koymayın diye, fakat dinletemedik. Hepsi suçlu onlara; hep beddua ediyorum” diye haykırıyor.

İki kanıtın hikâyesi: Amerika Türkiye’den neden ‘kanıt’ ister?*

Nasıl oluyor da, ABD’nin talebi söz konusu olduğunda “kanıt” bütün işlevini kaybederken, benzer bir durum Batı-dışı bir ülkenin başına geldiğinde “kanıt” söylemin merkezine yerleşen temel unsur olabiliyor? Bu soruya verilebilecek cevaplarda, demokratik-despotik ikiliği ile Batı’nın somut askerî üstünlüğü karmaşık biçimlerde içiçe geçiyor.

Çin’den Türkiye’ye, dünden bugüne Müslümanların evrimle imtihanı(*)

Evrimin ya da başka bir bilimsel teorinin Kur’an ile çatıştığı ön kabulüyle yetişmiş ve konu hakkında bilgisiz bırakılmış öğrencilerin gözlem ve araştırmada objektif bakış açısına sahip olması beklenebilir mi? Bilimde ilerleme biraz da bilim insanının cüreti sayesinde mümkün olur. Nereye götürürse götürsün bir fikrin en uç noktalarına kadar gidebilme cesareti olmadan bilimsel ilerleme gerçekleşemez.

Fetullahçılığın Tarihi*

Oral Çalışlar’ın Fetullahçılığın Tarihi kitabı, Şerif Mardin’in yazılarını okurken / yeniden okurken elime geçti. Ve önemli bir boşluğu doldurdu. Cemaatlerin Cumhuriyet döneminde geçirdiği aşamaları, siyasi İslam'ın doğuşunu, şekillenişini kendi içindeki tartışmalarını, kronolojik bir sıralama içinde görmeye ihtiyacım vardı. Fetullahçılığın Tarihi, bu ihtiyacımı büyük ölçüde karşıladı._x000D_ _x000D_

Spor, barış kardeşlik…

Mafyalaşmış bir iklim yarattınız, hakemleri dövdünüz ‘odalarında’, hapsettiniz. Taraftar topluluklarını birbirine döner bıçaklarıyla saldıran canavarlar haline getirdiniz. Sporun bütün kurumlarını rant merkezi haline dönüştürdünüz…

Sokağın seslerine açık siyaset

Her seçmenin bir hükümeti başarılı bulması veya idealindeki hükümete ilişkin beklentileri konusunda farklı sebepleri olabilir. Ekonomik açıdan işlerin yolunda gitmesi, dile getirilsin veya getirilmesin her zaman ilk tercih sebebi. “Önce yiyeceğinizi ve giyeceğinizi ararsanız eğer, cennetin kapıları önünüzde kendiliğinden açılacaktır” diyor ya Hegel.

Acil çıkış

Haftalardır oluk oluk kan akıyor. Bu kanlı ve karanlık günlerde karşılıklı olarak durmadan acı, gözyaşı ve öfke biriktiriliyor. Buna son verecek tek aktörse PKK’dir. Bir halkın geleceğini Erdoğan düşmanlığına kurban etmeyecek kadar sorumluluk sahibi, gerçekçi, deneyimli ve birikimli bir partidir.

Yeni anayasa ve eğitim

Mevcut anayasanın eğitim ve öğretim hakkını tanzim eden 42. maddesi “Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkılâpları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz” der. Ve “Türkçeden başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez” diyerek bitirir.

Babamı çok özledim

Ben seni, her yeni bir şey yapmaya kalktığımda bana engel olan adam olarak gördüm hep o yıllarda. Halbuki sen benim iyiliğim için bütün bunları söylemişsin. Günlerden bir gün yine bana demiştin ki “Sen bütün dediklerime hak verip harfiyyen anladığın ve uyguladığın zaman ben yanında olamayacağım…”

Mesele sadece Erdoğan değil; sen hâlâ anlamadın mı?

Bütün bu yaşananlara rağmen hâlâ darbe girişimini (ciddiye almamak anlamında) beğenmeyen, yaşananların bir senaryo olduğunu düşünen, bu senaryodaki açıkları bulmak uğruna sosyal medyada üstün zekâlarını gösteren “solcu”lar, ülke siyasetinde neden zerre kadar etkili olamadıklarının cevabını, bu süreci doğru okuyarak da bulabilirler.

Varanasi’de bir kanuncu

Sırt çantamı alıp, yola çıkalı 2 yıl olmak üzereydi. Yolum ikinci kez Hindistan üzerinden geçiyor ve üzerimde tekrar bu büyülü topraklara varabilmenin heyecanını taşıyordum. Varanasi’de ilk günüm Hindistan’da üçüncü günüm, üstümde “İstanbul beyefendisi” yazan tişörtümle Bengali Tola’nın dar sokaklarında yürümeye başladım. Bir Hindu tapınağının eski duvarını mesken tutmuş bir çaycı bulunca fırsatı kaçırmayıp 10 rupiye (32 kuruş) masala çayımı (baharatlı cay) özlemle içerken bu güzel insanla tanıştım. Yolda yürürken bana “İstanbul beyefendisi” diye seslendi. Onur Halil Dağlı ile böyle tanıştık. Birlikte cay içtik. Antalya Belediye Konservatuarında kanun öğretmeniymiş. Bu cümleden sonra artık onu “Onur Dada” diye anacağım. ‘Dada’, Hindistan’da bir...

Western media firing on Turkey over downed jet

Meryem İlayda AtlasThis article was originally published in the Daily Sabah on 27th November 2015. It is being republished here by permission of the author. It is often said that the first casualty of war is the truth. And looking at the press coverage in Europe and the U.S. in the last few days, we are reminded that Washington’s State Department is not the only one that likes to simplify the Middle East by dividing states into two neat groups. The media also indulges itself in blinded dogma that leads to painfully bigoted reporting on the region. And of course, now Western media is broke and in a crisis of its...

Ey İslâmî camia, ağzınızın tadı biraz kaçsın artık! (*)

Bu yazıda derdim, kendi mahallemle yüzleşmek. İçinde büyüdüğüm mahallede bir zamanlar askere, polise sızan FETÖ’cüye müspet bakılırdı. Çünkü laik sisteme karşı FETÖ’cü mücadele tarzı, uzun ve meşakkatli olan toplumun tabandan itibaren dönüştürülmesi metodundan daha kısa ve kolay görünürdü. Bu tavrı bilen FETÖ’cüler de İslâmî camianın içinde kimliklerini gizleme ihtiyacı hissetmez, hattâ askeriye içindeki elemanlarının sayısı ile iftihar ederdi.

Yepyeni bir fikir (!) olarak cumhuriyet (II) Belediye ahlâkı ve cumhuriyetin ruhu

Gerek Avrupa ve gerekse Orta Doğu’nun kişilerarası güven düzeyini yansıtan haritalarında Türkiye tek “koyu kırmızı” ülke. Dahası, sıralamaya dahil edilen 117 ülke arasında 115. sırada yer alıyor. Öte yandan, belediye başına düşen kişi sayısı çok ama çok yüksek. Hükümetin “etkili yönetim anlayışı” ise daha fazla yerelleşmeyi değil daha fazla merkezîleşmeyi içeriyor.

Aslı’nda neye İnandık ya da Aslı İnandık linçi!

Genç tiyatrocu Aslı İnandık’ın sosyal medyada yaşadığı ‘linç’ sadece onun sorunu değil, bu bir faşizm! Hem de o kadar pespaye bir faşizm ki aşağılık kompleksinden besleniyor; kendi ve kendine benzeyenlerin dışında herkesi ve her şeyi aşağılık buluyor. Ve üzgünüm ki bu pespaye faşizmden ne mizah ne de siyaset besleniyor.

Türkiye için bir utanç: Kürde vurmak (*)

Çok uzak olmayan bir geçmişte, Türkiye’nin en yüksek yöneticileri, cumhurbaşkanı ve başbakan, Ankara ve Erbil’de Türk ve Kürt bayrakları önünde önce Mesut Barzani, sonra Neçirvan Barzani ile resim çektirdi. Daha iki ay olmadı; Dışişleri Bakanı Mevlût Çavuşoğlu Erbil’de Neçirvan Barzani’nin başkanlık törenine katıldı; Kürt bayrakları önünde ve Kürt millî marşı eşliğinde saygı duruşunda bulundu. Hepsi televizyonlarda yayınlandı.

Liberallik ve demokratlık meselesi

Kaya, demokratlığın tarafını tuttuğu ve empati kavramına da olumlu gözle baktığı için, empatinin demokratlıkla ilgisi olduğu yanılsamasına düşüyor. Halbuki empati tam tersine demokratlıkla değil, liberallikle ilgili bir kavram. Bir liberalin en temel özelliği kendini başkasının yerine koymasıdır. Hattâ bu, bir liberalin olmazsa olmazıdır bile diyebiliriz.