PORTRE | Carina Cuanna: Madımak ateşinde bir “yabancı”

2 Temmuz 1993 günü Sivas Madımak Otel’de çaresizce olayların bitmesini bekleyenler arasında 23 yaşında Hollandalı bir kadın akademisyen de vardı. Leiden Üniversitesi Antropoloji bölümü son sınıf öğrencisi Carina Cuanna Thedora Thuys. Aylar sonra günlüğü annesine teslim edildi. Annesi paketi açtığında yüzüne duman kokusu vurdu. Günlüğüne en son şu satırları düşmüştü: “Bir sürü sloganlar atılıyordu ve bağrışmalar vardı. Bununla birlikte bir sürü de polis vardı. Fakat ben bütün bunlardan ne anlarım ki? Dışarıdan yüksek tonda bağırmalar geliyor ama ne olduğunu anlamıyorum.”

2 Temmuz 1993. Sivas’ta bir otelin koridorunda korkuyla birbirlerine sokulmuş kadınlar.  Pir Sultan Abdal Kültür Festivali için şehre gelen bu kadınların içerisinde 23 yaşında Hollandalı bir kadın da var: Carina Cuanna Thedora Thuys.

Carina, Hollanda’nın Doetinchem şehrinde yaşayan, Leiden Üniversitesi Antropoloji bölümü son sınıf öğrencisi. Aynı bölümden arkadaşı Maryze ile birlikte bir süre Türkiye’de gezdikten sonra ikilinin Türk kültürüne ilgisi artmış. “Türk Kadınlarının Sosyal Ağları ve Kendi Aralarındaki Hiyerarşik İlişkileri” isimli bir araştırma yürütmeye karar vermişler ve araştırmanın saha ayağını Carina üstlenerek Türkiye’ye gelmeye karar vermiş.

22 Haziran 1993 günü Yabancılar Şubesi’nde çalışan Rahmi Sivri’nin de yönlendirmeleriyle Çorum’da araştırma yapmak üzere ilk önce Ankara’ya gelip Sivri ailesinin evine misafir olmuş.

Carina’nın Ankara’daki günlerinden

Carina’nın Türkiye’de kaldığı süreç boyunca tuttuğu günlüğünde Ankara ile ilgili notlar da var:

“Ankara çok kalabalık ama oldukça da şirin bir kent. Birbirine yapışık düzende inşa edilmiş apartman blokları gördüm. İçimden de, benim de böyle bir yere götürülmemem için dua ediyordum. Ama maalesef bu duam kabul olmadı çünkü biz de bunlardan birine girdik. İçerisi oldukça şirindi. Manzara da güzeldi ve yüksek apartman blokları arasında düşündüğümün aksine bol mesafe bırakılmıştı.”

Carina, hem beraber kaldığı aile üyeleri hem de mahalledeki komşular tarafından oldukça ilgi ve sevgi görmüş. Aynı aileden Asuman ve Yasemin Sivri’yle tanışıp arkadaş olmuş. Asuman semah öğretmeni ve lise öğrencisi, Yasemin ise üniversitede felsefe öğrencisiymiş. Onların aracılığıyla Carina Alevi kültürüyle, Pir Sultan Abdal’la tanışmış ve günlüğüne şu satırları yazmış:

“Pir Sultan Abdal Kültür Derneği! Bu kişi, 16. yüzyılda yaşamış önemli bir Alevi şahsiyeti imiş. Burada, gençler Asuman öncülüğünde çok hoş halk dansları (semah) gösterisi yapıyorlar. Beni Türkçe öğrenen ve Alevi kültürünü araştıran bir Hollandalı olarak tanıttılar. Alevilik çok önemliymiş.”

Asuman ve Yasemin birkaç gün sonra Sivas’ta gerçekleşecek Pir Sultan Abdal Kültür Festivali’ne gideceklerken Carina da onlarla beraber gitmek için oldukça ısrarcı olmuş ve beraber yola düşmüşler:

“Bir otobüs dolusu Alevi gencin arasında, Pir Sultan Kültür Festivali için Sivas’a hareket ettik. Otobüsün içi çok neşeliydi; müzik, yemek, neşeli gençlik…”

Sivas’a vardıktan sonra 2 Temmuz günü önce şehri dolaşmış:

“Kahvaltı ettikten sonra tek başıma gezintiye çıktım. Kendime turist süsü vermiştim (fotoğraf makinesi, seyahat kitapları) ve tarihi yapıları seyrettim (12. ve 13. yüzyıl Selçuklu yapıları) Daha sonra oturup değişik insanlarla sohbet ettim. Hoşnut ama yine de tedirginlikle bir karikatür sanatçısı ile sohbete daldım. Kendisi benim çok şirin bir portremi çizdi.”

Fakat gün içerisinde otel çevresinde toplanan kalabalığın eylemlerinin şiddeti arttıkça Carina’nın içini de endişe kaplamaya başlamış:

“Uzun zamandır otelde oturuyoruz. Dışarıda devasa ve kökten dinci grup (aşırı sağcı) bağırıp naralar atıyor. Bu binada solcu düşünür ve yazar Aziz Nesin’i saklıyorlarmış. Kendisi “Şeytan Ayetleri’ni” yayınlamak düşüncesindeymiş. Bunların hepsi nahoş şeyler. Kendimi çok zor ve sıkıntılı bir durumda hissediyorum, zira biraz sonra burada neler olacak, tahmin bile edemiyorum. Sonunda bu şehrin bir Türk kökten dinciler topluluğunun bulunduğu bir yer olduğunu öğrendim.”

“Bir sürü sloganlar atılıyordu ve bağrışmalar vardı. Bununla birlikte bir sürü de polis vardı. Fakat ben bütün bunlardan ne anlarım ki? Dışarıdan yüksek tonda bağırmalar geliyor ama ne olduğunu anlamıyorum.”

Carina’nın son satırları bunlar. Sonrasında otelin üst katında diğer kadınlarla beraber koridorda birbirlerine sığınıp beklemeye başlamışlar. Fakat dışarıdaki öfkeli grubun Madımak Oteli’ni ateşe vermesiyle Carina da 34 kişiyle beraber yaşamını yitirmiş.

Madımak Oteli’nden sağ olarak çıkan Elif Dumanlı o anları şöyle aktarıyor 2015 yılında Bianet’te yazdığı yazısında:

“Evet, bir koridorda saatlerce bekledik. Çünkü sürekli taşlanıyorduk. Koridora açılan odaların camlarının kırılma sesleri… Sanki camlar, kırıldıkça tekrar birleşip cam oluyordu. Otelin üst katındaydık Carina’nın da Türkçesi yeterli olmadığını düşünerek yan yana bulunduğumuz zamanlar sadece gülümsedik birbirimize.”

Carina’nın ölüm haberi Hollanda’ya ulaştığında ailesi inanmakta zorluk çekmiş.

Anne Wil Ditters, 1997 yılında şunları anlatmış:

“Carina’nın yangında öldüğü netleştikten sonra ne Hollanda ne de Türk hükümetinden hiçbir şey duymadım. Bilgi için yalvarmak zorunda kaldım. Kızımın ölüm haberini birlikte kaldığı Türk kadından öğrendim. Dışişleri Bakanlığı herhangi bir düzenleme yapmadı.”

Carina’nın cenazesinde şarkılar türküler çalınmış. Annesinin isteği üzerine Zülfü Livaneli’den “Saat 4 Yoksun” parçası dinlenmiş.

Aile devam eden süreçte Hollanda yetkililerinden hiç destek görmemiş. Hollanda hükümeti yıllar sonra görülen davalara gözlemci göndermeye başlamış fakat bu aile için yeterli görülmemiş.

Carina’nın ölümünden birkaç ay sonra ise aileye Hollanda hükümeti adına kayıtlı bir paket gelmiş. Ailenin fatura karşılığında teslim aldığı paketten Carina’nın yangından arta kalan günlüğü de dahil özel eşyaları çıkmış. Annesi paketi açtığında yüzüne duman kokusu vurduğunu söylüyor.

Carina Cuanna’nın hikayesi 2015 yılında Yönetmen Ulaş Bahadır tarafından “Madımak: Carina’nın Günlüğü” isimli filmle beyaz perdeye aktarıldı.

Ayrıca Hollanda’da yaşayan tarihçi Mahmut Erciyas tarafından da bu yıl içerisinde kitaplaştırıldı. Erciyas kitap yazım sürecinde Carina’nın ailesinden ve arkadaşlarından çokça destek almış.

Carina’nın kız kardeşi Mahmut Erciyas’ın Carina ile ilgili yazdığı kitapla beraber 

Mahmut Erciyas Pirha’ya verdiği röportajda Carina ile ilgili şunları söylüyor:

“Carina çok yönlü bir insandı. Örneğin tiyatro, dans, görsel sanatlar olsun, kültüre çok önem veren birsiydi. Sivas’taki kültür festivaline katılmak ona bu yüzden çekici gelmişti. Halbuki gitmeyebilirdi. Festival sonrası pazartesi Türkçe kursu başlayacaktı. Siyasi bir kuruma üye olmasa da, lise öğrencisiyken nükleer silahlanmaya karşı eylemlere katılmıştı. Ve Carina’yı tanımlarken çok önemli olan; bilinçli bir feministti, kendisini de öyle tanıtıyordu. Genç yaştan itibaren feminist yazar ve teorisyenlerin kitaplarını okuyordu. Kendi yazı ve araştırmaları da hep kadınların toplumsal konumu ile ilgiliydi. Carina’nın feminizmi sırf teorik değildi. Örneğin bir alternatif kadın sağlık merkezinde gönüllü olarak çalışıyordu. Türkiyeli kadınlara yönelik bilgilendirme toplantıları düzenliyor, destek amaçlı onlara doktor muayenelerinde eşlik ediyordu.” 

Carina’nın üniversitede birlikte araştırma yürüttüğü arkadaşı Maryze, yıllar sonra BBC’ye verdiği röportajda hala sık sık Carina’yı düşündüğünü söylüyor:

“Carina öldü, onu öldürmeye hakları olduğunu düşünen ve onu tanımayan insanlar tarafından öldürüldü. Olaylardan bir yıl sonra annemle birlikte Sivas’a gittim. Çok tuhaf ve gerçek dışıydı. Orada hissedilen o büyük gerginlik, aynı zamanda orada yaşayan insanların samimiyeti… Büyük bir zıtlık. Çorum’a da gittik. Carina’nın yanlarında kalacağı misafir ailenin yanına. Carina ile hiç tanışmamışlardı fakat hiçbir zaman onların yanına gelemeyeceği için çok üzgünlerdi. Hollandalı kızlar duş almayı sever diye sırf onun için duş yapmışlar. Onu hiç tanımayan ve köyde yasayan insanlar çok tatlı, çok güzel. O zaman anladım Türkiye’yi bizim neden sevdiğimizi… Ben hala seviyorum. Hiçbir zaman bitmeyecek bir aşk… Binlerce adamdı Carina ve 36 kişiyi öldürenler… Fakat milyonlarca Türk var bunu hiçbir zaman yapmayacak olan. İşte benim kalbimdeki sıcaklık da bu milyonlar…”