Anayasa referandumundan Italex çıkar mı?

 

İtalya önümüzdeki Pazar günü monarşiden bu yana tarihinin en önemli anayasa değişikliğini referanduma sunuyor. Referandumda halka, Başbakan (Bakanlar Kurulu Başkanı) Matteo Renzi ve merkez soldaki Demokrat Parti (PD) tarafından 2014’te önerilmiş ve Meclis ve Senato’da birkaç defa yapılan değişikliklerin ardından bu yıl ayrı, ayrı salt çoğunlukla benimsenmiş olan metni kabul edip etmediği sorulacak. 1948 tarihli İtalyan Anayasası’nın 138. maddesi yasama organı tarafından üçte ikinin altında bir oranda kabul edilen anayasa değişikliklerinin referanduma sunulmasını öngörüyor. Türkiye’de 330 ile 367 arasındaki bir oyla kabul edilen anayasa değişiklikleri gibi.

 

Bu anayasa değişikliği paketi, Mussolini gibi bir diktatörün bir daha iktidara gelememesi için öngörülmüş olan ve “mükemmel iki meclislilik” (bicameralismo perfetto) olarak adlandırılan sisteme son verdiği için tarihi önem taşıyor. Gerekçe, 630 üyeli Meclis (Camera dei deputati) ile hemen, hemen aynı yetkilere sahip 315’i seçilmiş, ayrıca ölünceye kadar görev yapan eski Cumhurbaşkanları ile doğal üyelerden oluşan Senato’nun (Senato della Repubblica) hükümet çalışmalarını büyük ölçüde yavaşlatıyor, hatta bloke ediyor olması. Her defa bu iki meclisten ayrı, ayrı onay almak zorunda kalan Başbakan Renzi, bu durumu sürekli bir “kurumsal blokaj” (stallo istituzionale) olarak adlandırıyor. Önerdiği anayasa değişikliği de bu durumun düzeltilmesini hedefliyor.  

 

Referanduma sunulan anayasa değişikliği paketi, Senato’yu bir yerde Bölge Senatosu’na dönüştürüyor ve 7 yıl için bölge temsilcileri (74) ve belediye başkanları (21) arasından seçilecek 95, Cumhurbaşkanı tarafından atanacak 5 üye ile birlikte toplam üye sayısını da 315’ten 100’e düşürüyor. Ayrıca Senato seçimlerinin, şimdi olduğu gibi, Meclis seçimleriyle birlikte değil, bölgesel seçimler çerçevesinde yapılmasını öngörüyor. Yeni Senato’nun yasa tasarılarıyla ilgili yetkileri sınırlandırılırken, mevcut anayasadaki hükümete güvenoyu yetkisi de ortadan kaldırılıyor. Bundan böyle İtalyan hükümetleri, Avrupa’daki benzer anayasaların öngördüğü gibi, sadece Meclis’ten güvenoyu alacak.

 

Renzi otoriter mi, AB’nin şeytanı mı?   

 

Bu anayasa değişikliği paketi, 1948 Anayasası’nı dünyanın en demokratik anayasası olarak gören gelenekçilerin tepkisiyle karşılaşmış durumda. Anayasanın artık değişmesi gerektiğine inanan bir kesim de yürütmeyi güçlendiren bu değişikliğin sakıncalı olduğunu savunuyor. Özünde Renzi karşıtı olan kesimler, yürütmenin güçlendirilmesini Başbakan’ın “otoriterleşme eğilimine” bağlıyor. Faşist diktatörlük altında uzun yıllar yaşamış bir ülke bakımından bu tür yakıştırmaların yapılması anormal değil. Nitekim, iktidardayken Silvio Berlusconi de benzer suçlamalarla karşılaşmıştı.

 

Ne var ki Renzi karşıtlığının bir başka tarafı daha var: o da özellikle 2008 krizinden sonra AB karşıtlığının giderek geliştiği İtalyan toplumunda, özellikle Güney bölgelerde “AB’nin sembolü” olarak görülmesi. Bunda kendisinin topluma verdiği imajın da etkisi var. Nitekim Matteo Renzi AP seçimlerini yüzde 41 ile kazandığı 2014 baharından bu yana kendisini, federalist Altiero Spinelli, hatta Schumann, Monet, gibi AB’nin kurucu babalarından olan Alcide Degasperi gibi büyük bir “Avrupa federalisti” olarak takdim ediyor.

 

Matteo Renzi, bu imajını vurgulamak için geçen yaz Angela Merkel ve François Hollande’la Ventotene Adası’nda bir araya geldi. Hatırlanacağı üzere, Birleşik Avrupa fikri, daha İkinci Dünya Savaşı sırasında (1942) yayımlanan Ventotene manifestosuyla tomurcuklanmıştı. O yıl İtalya Ekonomi Bakanı Avrupa’yı krizden çıkarmak amacıyla Avrupa entegrasyonu temelinde bir dizi öneride bulunmuştu.

 

Aslında Renzi, iktidara geldiğinden beri, Fransa, İspanya ve Yunanistan’la birlikte AB’nin kemer sıkma politikasına, bürokrasisine ve mülteciler konusundaki “körlüğüne” yönelik ciddi eleştiriler yapıyor. Ama bu politikası, biraz da Fransız sosyalistlerin zafiyeti nedeniyle başarılı olabilmiş değil. Bu başarısızlık, AB’nin kemer sıkma politikalarının olumsuz etkisini hisseden İtalyan toplumunda, AB’ye bayrak açan Berlusconi’nin Forza İtalia, Salvini’nin Kuzey Ligi (LN/ Lega Nord) ve özellikle de anketlerde 1 ya da 2. sırada çıkan Beppe Grillo’nun 5 Yıldız Hareketi (M5S/ Movimento 5 Stelle) karşısında kendisini zor duruma düşürüyor. Bununla da kalmıyor 4 Aralık anayasa referandumunu İtalya’nın AB üyeliğine ilişkin bir halkoylamasına (Italex) dönüştürüyor.

 

Referandumdan “Hayır” çıkarsa ne olur?

 

Bu soruyu yöneltmemin nedeni, anketlerin referandumdan “Hayır” oylarının çıkacağını gösteriyor olması. AB çevrelerini ve piyasayı kaygılandıran bu olasılık, sadece anayasa değişiklik paketi değil, ayrıca Renzi ve politikaları için de bir güvensizlik göstergesi olacak. Bu durumda, Matteo Renzi’nin yıl başında söz verdiği gibi Cumhurbaşkanı’na istifasını sunması bekleniyor. Ama 2013 seçimlerinden Meclis’te sandalyelerin salt çoğunluğuyla (344/ 630) çıkan PD dışındaki siyasi partilerin alternatif bir hükümet oluşturmaları mümkün değil. 

 

Cumhurbaşkanı Mattarella’nın yasama organlarını feshederek ülkeyi erken seçime götürme yetkisi var.  Ama İtalyan siyaset arenası, hatta AB’nin geleceği açısından riskleri büyük olan bu seçeneği ilk planda denemesi pek beklenmiyor. Mevcut Meclis aritmetiği çerçevesinde ufukta referandumla siyasi olarak daha da zayıflamış olmakla birlikte ikinci bir Renzi (Renzi bis) hükümetinin göründüğünü söylemek mümkün.

 

Ne var ki referandum kısa vadede Berlin ve Paris’in korkulu rüyası “Italex” ya da “Exitalia” ile sonuçlanmasa da 4 Aralık’ta “hayır” oylarının kazanmasının başkentlerde ve özellikle de finans çevrelerinde İtalya’nın gerekli reformları sürdürmekte başarısız kaldığı şeklinde yorumlanması kaçınılmaz. Bu durumun 2017’deki Fransa ve Almanya seçimleri üzerinde bir domino etkisi yaratmasını da göz ardı etmek mümkün değil kuşkusuz.        

Önceki İçerikKüba Devrimi (başlangıç)
Sonraki İçerikAB’nin yolu kendisinden önemli