Anti-Amerikancılığın ‘error’ verdiği anlar(3)

Çıkan kısmın özeti:Bu dizinin ilk yazısında (Serbestiyet, 22 Aralık), Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) nevzuhur Amerikan muhabbetinden yola çıkarak Atatürkçü, Kemalist, ulusalcı çevrelerin anti-Amerikancılığının “öz”e dair bir şey değil, bir “kabuk” olduğunu… Bize sunulduğu gibi ideolojik değil, siyasal yarara bağlı olarak şaşırtıcı esnemeler gösterebilen gündelik bir karşıtlık olduğunu öne sürmüştüm.İkinci yazıda (25 Aralık) bu çerçevede daha önce tecrübe ettiğimiz örneklerden birini ele almış, İlhan Selçuk’un, 2007 seçimlerine bir yıl kala peşpeşe kaleme aldığı üç yazıyı hatırlatmıştım. Selçuk, bu yazılarda ABD Başkanı Bush’a açıkça AK Parti’yi desteklemekten vazgeçme çağrısı yapıyor,  ulusalcılarla nikâh kıymasını öğütlüyordu. Selçuk’a göre, Türkiye’de yükselmekte olan Amerikan düşmanlığı ancak bu yolla önlenebilirdi:“AKP’nin toplum temelinde oy desteği zayıflıyor, geriliyor; ülkede Amerika düşmanlığı yükseliyor, yoğunlaşıyor… ABD’nin Ortadoğu tasarımında ‘revizyon’ a, Türkiye’de ise yeni bir iktidara gerek var!..”İkinci yazının sonunda, üçüncü yazının başlığını şöyle belirlemiştim: “2009 seçimlerinden bir yıl önce Cheney-Cumhuriyet buluşması…”Oradan devam edeceğim ama ondan önce kısa bir Gazze-Erdoğan-İsrail parantezi açmak, bu sorun üzerinden ABD ve İsrail’in Türkiye’ye sinirlenmesinin İlhan Selçuk’u nasıl neşelendirdiğini hatırlatmak istiyorum…‘Ananı alıp da nereye gideceğini şaşırırsan aklın başına gelir, ama…’Hep birlikte yaşadık, gördük, AK Parti 2007 seçimlerini de kazandı ve iktidarını sürdürdü…Türkiye’de Mart 2009’da yerel seçimler vardı… İlhan Selçuk, AK Parti’nin Gazze’ye ilgisi ve Hamas’la flörtü üzerinden ABD’ye örtülü çağrılar yapmaya devam ediyordu. Şu satırlar, o günlerden:“(…) Türkiye’de teröre karşı gibi görünen AKP hükümeti, İsrail-Filistin coğrafyasında neden terörün yanında yer alıyor? (…) PKK’ye karşı olup da dünya âlemin, terörist olduğunda birleştiği Hamas’ın yanında olmak, kim bilir, belki de çok yüksek bir politikadır… Hem dış politikadır. Hem iç politikadır. Al birini vur ötekine, dağıt zıvanayı, parçala şirazeyi; çok uzak olmayan bir gelecekte ananı alıp da nereye gideceğini şaşırırsan aklın başına gelir, ama, iş işten geçmiş olur…”Sorabilirsiniz: İlhan Selçuk “dünya âlem”in (siz onu ABD ve Avrupa Birliği diye okuyabilirsiniz, yanlış olmaz) politikalarına posta atan bir büyüğümüz değil miydi? Öyleyse neden “dünya âlem”in bir dış politikasına bu denli “meftun” bir dille mukabele etmektedir?Başta söylediğimi unutmazsanız, bu tuhaflığı açıklamakta zorlanmazsınız: Ulusalcılığın anti-Amerikancılığı gündeliktir ve siyasi yarara bağlı olarak şaşırtıcı esnemeler gösterir.Cheney-Cumhuriyet buluşması2008 Nisan’ında, yani 2009 seçimlerine bir yıldan az bir süre kala gazeteciler arasında ilginç bir “dedikodu” dolaşmaya başladı. Gûya İlhan Selçuk, bir yıl önce ABD’yi ulusalcılarla dansa davet eden yazılarının peşini bırakmamıştı… Fakat bu defa işi daha “hard” düzeyde yürütüyor, ABD’deki Neo-con’larla temas imkânları arıyordu.Bu dedikoduyu yazıya döken gazeteci, Yeni Şafak’tan Fehmi Koru oldu. Koru, 14 Nisan 2008’de şöyle yazdı:“Gazetelere yansıyan iddia her yerde konuşuluyor, Cumhuriyet yazı işlerinin dikkatini çekmemesi imkânsız bir konu bu: İlhan Selçuk ‘Ak Parti’yi desteklemekten vazgeç’ diye özetlenebilecek bir girişimde bulunmuş ABD yönetimine. Önce Bush’la temas yolunu aramışlar, sonra Cheney ile… Sonunda, birisi ne yapıp edip Cheney’in ofisinden birkaç kişiyle onun namına görüşmüş… İlhan Selçuk’un ‘Sizin işinize Ak Parti yaramaz, Ulusalcılarla iş tutun’ mesajı iletilmiş Cheney’in adamlarına…“İletilmiş mi, iletilmemiş mi? Bush ve Cheney ile görüşmek istenmiş mi istenmemiş mi? Konuyla ilgili haberleri gazetelerde okuyan birazcık merak sahibi insan bu soruların cevabını öğrenmek ister. Eğer Cumhuriyet’te çalışıyor veya CUMOK mensubu olsaydım daha fazla merak eder, cevabını öğrenmeyi daha fazla isterdim.“Cumhuriyetçiler ise dalga geçmeyi yeğliyorlar. Yok, İlhan Abi Putin’le konuşmuş… Yok Sarkozy’i de aramış, ona da mesaj göndermiş… Şakaya boğarak işin vahametini gözlerden saklamaya çalışıyorlar. Oysa kendilerinden beklenen çok basit: ‘İlhan Selçuk’a sorduk, kendisi hiçbir zaman böyle bir ilişki için kimseyi görevlendirmediğini söyledi’ açıklaması… Emin olun böyle bir açıklama beni en az samimi Cumhuriyet okurları kadar mutlu eder. Gazetenin önemli bir isminin dünyayı karıştıran bir kadronun en bilinen ismine Türkiye’yi karıştırmaya yol açacak bir mesaj göndermesi ayıbına neden sevineyim ki?” Telefon tapeleri görüşmeyi doğruluyor…Temmuz 2008’de Ergenekon iddianamesi açıklandığında işin gerçeği anlaşıldı… İddianame, telefon tapelerine dayanarak Cumhuriyet’le Neo-con’lar arasındaki ilişkiyi açıkça gösteriyordu.O tapelerden öğrendik ki, Selçuk, Bush yönetimine ne yapması gerektiğini sadece sütununda söylememiş, “doğrudan siyaset” de yapmış.İddianamenin o bölümünü Hürriyet şöyle haberleştirmişti:“İddianamede, Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Müdürü İbrahim Yıldız’ın bir telefon görüşmesinde, İlhan Selçuk’a, ‘Bugün, aynı zamanda zamanlaması da ilginç, bizim Amerika muhabiri Elçin Poyrazlar da Amerika Başkan Yardımcısı Dick Cheney’in bürosuna davet edildi. Biz ona bazı şeyler gönderdik, bir de şöyle soruyorlarmış, Erdoğan’ın karşısına kim rakip olabilir, gibi soru tahmin ediyoruz, bakalım şimdi daha toplantı akşamüzeri’ dediği yer aldı.“İbrahim Yıldız’ın daha sonra İlhan Selçuk’a, şöyle dediği aktarıldı: ‘Şimdi Abi Elçin ile konuştum, Elçin’in yaptığı görüşme 3 kişilik bir görüşme Amerika bu Cheney’in iki danışmanı, birinci ve iki numaralı danışmanları ile bir de Siyasi İşler Komisyonu’ndan biri. İsimlerini verdi kız. Görüşmenin içeriği biraz karşılıklı bilgi alışverişi şeklinde. Ama en çok merak edilen mesele AKP’ye karşı bir muhalefet Türkiye’de var mı yok mu? Ilımlı İslam meselesi, El Kaide meselesi. Bunları sormuşlar, bundan sonra görüşelim demişler, bu görüşmelerimizi yazma demişler. AKP’ye kim muhalefet olabilir, kim yükselebilir, CHP’den umut olmadığını söylemişler. Daha çok AKP’den sonra ne olabilir, kim çıkabilir karşısına gibi sorular şeklinde geçmiş.’”İşte böyle… Siz bu hikâyeyi istediğiniz gibi yorumlarsınız, ben dizinin İlhan Selçuk bölümünü burada tamamlıyorum.Dördüncü ve son yazı: Tuncay Özkan ve Mehmet Haberal’ın anti-Amerikancılıklarının ‘error’ verdiği anlar.

Önceki İçerikKuvvetler çatışması ve darbe devleti mi? Kuvvetler ayrılığı ve hukuk devleti mi?
Sonraki İçerik“Çok sağlam bir tahlil”