Arkadaş Özger: Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası

Sorsak bilirler, sorulunca hepimiz biliriz: Dünyada ne kadar insan varsa o kadar çeşitlilik vardır, farklılık zenginliktir, insanın kendisini sürekli “çünki”lerle anlatmaya mecbur bırakılması haksızlıktır. Şimdi bile öyle ama 50 yıl öncesinin Ankarasını düşünün, “devrimci” “solcu” gençlerin ortak dünyasında “sakalsız bir oğlanın” kendine yer açmasının nasıl bir “tragedya” olduğunu düşünün. Hakkında çekilen belgeselde, arkadaşlarının çoğu hâlâ “eşcinsel”/“homoseksüel” kelimelerini bile telaffuz edemiyorlar. Öldürmemeyi bilen ama yaşatmak hakkında fikri olmayanların sıradan kötülükleri…

Bazı kelimeler bazı insanları hatırlatıyor bana. “Bazan”, “a” ile olan bazen, Orhan Pamuk’tur mesela. Ahmet Hamdi Tanpınar da “bazan” der ama Orhan Pamuk belirgin bir “bazancı”dır. Sonra “kiraz” mesela, Sezen Aksu’dur. Şarkılarında ve yüzünde bilinen tüm çağrışımlarıyla “kiraz” vardır sanki Sezen Aksu’nun. Ya da “gözüm” denince, çoğumuz Ahmet Kaya’ya bir göz kırparız, onu hatırlarız… Liste uzar gider.

Benim için listenin bir yerinde de “çünki” durur, “çünkü”nün “i”lisi.

“Çünki” benim için doğrudan Arkadaş Özger’dir:

yaşlanıyorum. çiçeksiz renksiz. bordo
bir daha bir daha çünki diyorum
çünki bordo bir intihara ancak bu kadar yaraşır

Arkadaş Özger hep bir gerekçe sunması gerekenlerdendir. Var oluşuna, kendini ifade ediş tarzına, herkesin ilk bakışta net gördüğünün ona farklı görünmesine zarif gerekçeler arar gibidir.  Kısacık hayatı “çünki”lerle ayrılmıştır diğerlerinden. 1960’ların sonlarında, 1970’lerin başlarında aykırı olmamaya çalışan çok aykırı bir sestir. Anlam başkalarında arandığından olsa gerek, ikna etmeye çalışır sanki herkesi. Kendiliğinden olanı kaybetmemeye çalışır. Neyse ki sık sık unutur kaç yılında, nerede, kimlerle yaşadığını, kendiliğinden anlatır:

güneşe ve erkekliğe büyüyen vücudum
düşüvericek ellerinizden ve
bir gün elbette
zeki müreni seveceksiniz
(zeki müreni seviniz)


Sorsak bilirler, sorulunca hepimiz biliriz: Dünyada ne kadar insan varsa o kadar çeşitlilik vardır, farklılık zenginliktir, insanın kendisini sürekli “çünki”lerle anlatmaya mecbur bırakılması haksızlıktır. Şimdi bile öyle ama 50 yıl öncesinin Ankarasını düşünün, “devrimci” “solcu” gençlerin ortak dünyasında “sakalsız bir oğlanın” kendine yer açmasının nasıl bir “tragedya” olduğunu düşünün. Hakkında çekilen belgeselde, arkadaşlarının çoğu hâlâ “eşcinsel”/“homoseksüel” kelimelerini bile telaffuz edemiyorlar. Öldürmemeyi bilen ama yaşatmak hakkında fikri olmayanların sıradan kötülükleri…

Belgeselin adı “Merhaba Canım”, Arkadaş Özger’in 1970 yılında Dost dergisinde yayımlanan şiirinin adından geliyor. Film 2020’nin sonlarında tamamlandı, bazı dar çevrelerde ya da online gösterimleri oldu. Nihayet 24 Ekim 2021’de Mubi’de gösterilmeye başlandı ve ben de merakla beklediğim bu belgeseli izleyebildim. Yönetmeni Ulaş Tosun. Arkadaş Özger’i, şimdi aralarında Eşber Yağmurdereli, Tuğrul Eryılmaz, Ertuğrul Kürkçü, Necla Zarakol gibi bilinen isimlerin de olduğu o dönemki arkadaşları/yakınları ve incecik zarif şiirleri anlatıyor. Şairin hayatı gibi kısa ve çok hüzünlü bir belgesel film. İzledikçe ne kadar zor bir dünyada ne kadar tek başına ve desteksiz kaldığını görüyoruz Arkadaş Özger’in.

Ben Arkadaş’la 1985 yılında çok yakın bir arkadaşımın hediyesi olan “Sevdadır” şiir kitabı ile tanışmıştım. Mayıs Yayınları, üzerinde 2. Baskı içinde 3. Basım yazıyor. Biz de tam yeni yetmeyiz o zamanlar. Çeşit çeşit samimiyet buhranına girmişiz, kitabın her yerine Arkadaş Özger’in hayatı gibi hüzünlü notlar şiirler yazmışız, dizelerin altını çizmişiz. Şiirlerini yüksek sesle okuduğumuzu hatırlıyorum, şairi gerçekten bir arkadaşımızmış gibi sevdiğimizi de. Elimizdeki bu kederli malzemeyi evire çevire kullanmışız, kitap şimdi lime lime ama Arkadaş Özger’in şiirleri, hayatı, incelikleri hep aklımda kaldı bu sayede.

Selanik göçmeni bir ailenin çocuğu, üniversiteye kadar Bursa’da yaşıyor. Ankara Siyasalda Basın Yayın okumuş, şiire, edebiyata, tiyatroya küçük yaşlardan itibaren meraklı. Ilk şiiri 17 yaşındayken yayımlanıyor. Bir şiir kitabı hayali var, ne zaman yayımlanırsa yayımlansın adının “Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası” olmasını istiyor.

Ölümünden kısa bir süre sonra şiirleri ilk kez kitap olarak yayımlanıyor, kitabın adı, “Şiirler”… Bu kitap 1984 yılında bir daha, bu sefer “Sevdadır” adıyla yayımlanıyor. Ve nihayet 2014 yılında Ve Yayınevi tarafından Arkadaş’ın şiirlerinin olduğu “Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası” çıkarılıyor, 41 yıl sonra Arkadaş’ın istediği kitap ismi kabul görüyor…

29 Nisan 1973’te Ankara’da sokakta ağır yaralı bir genç bulunuyor, 5 Mayıs 1973’te hastanede ölen bu gencin 25 yaşındaki Zekai Özger, kendi taktığı adıyla Arkadaş olduğu anlaşılıyor. Kız kardeşi anlatıyor, sokakta bulunmasından bir gün önce yeni gri takım elbisesini giymiş, evden çıkmış. Sonrası yok… Nasıl öldüğü hakkında tuhaf rivayetler var, bilinen ama Meşrutiyet Caddesinde ağır yaralı halde bulunduğu ve üzerinde kimliği olmadığı için bir süre teşhis edilemediği.

Yoksunluklar ve sağlık problemleriyle dolu bir hayattan çıkan sesini dönemin “ilerici” dergilerinde yayımlanan şiirleriyle duyuruyor. Bazılarını “ilerici” yayıncılar beğenmiyor tabii, geri adımlar atılıyor karşılıklı, zaman zaman, sonra yine tutamıyor kendini, aykırı şeyler yazmaya devam ediyor.

ben az konuşan çok yorulan biriyim
şarabı helvayla içmeyi severim
hiç namaz kılmadım şimdiye kadar
annemi ve allahı da çok severim
biz bütün aile zaten biraz
allahı da kedileri çok severiz

hayat trajik bir homoseksüeldir
bence bütün homoseksüeller adonisttir biraz
çünki bütün sarhoşluklar biraz
freüdün alkolsüz sayıklamalarıdır

Yaşasaydı şimdilerde 73 yaşında olacaktı. İnsan merak ediyor hâliyle, bu kadar erken ölmesine ragmen bu kadar derin izler bırakan birisi yaşasaydı nasıl olurdu? Dönemin tipik şair büyüklenmeleri ile dalga geçer gibi “önemsiz” nefis şiirler yazan bir gencin yolu nerelere uzanırdı acaba? “Merhaba Canım”ı izlerken arkadaşlarının şimdiki hâllerini görünce bunları düşünüyorum.

Her şeyin unutulduğu veya yok sayıldığı zamanlarda, böyle bir hayatı gündeme getirdiği, her zaman genç kalacak bu şairi daha önce tanışmamış olanlarla tanıştırdığı, bilenleri üzerine bir daha düşünmeye ve onu anmaya davet ettiği için bile çok iyi olmuş belgeselin çekilmesi. Üstelik Arkadaş’ın şiirlerini yeniden dinlememize de vesile oldu. Belki böyle sıra dışı hayatlar hakkında daha derinden, daha kontrolsüz yeni eserlere de kapı aralanır bu sayede. Belki kendimize “ilerici” demekle ilerici olmadığımızı, eşcinsellik gibi tabular söz konusu olduğunda alınan bir arpa boyu yolun bile ne kadar zorluklarla dolu olduğunu da biraz daha iyi anlayabiliriz.

Türkiye’nin o yıllarında, o çevrelerde fazla izleyici bulmayan “sakalsız bir oğlanın tragedyası”nın hakkını bu zamanlarda verebilmek için, belgeseli izlemenin yanısıra şiirlerini yeniden yeniden okumak gerek belki de…

bir gün ben
ergen olucam.olucam
ısıtıp kanımı ceninlerimle
kitapları insanları ve tanrıyı
en kirli çamaşırlarını vücudumun
arındırıp kanımı ceninlerimle
erkek olucam. olucam
ve erkekliğin ne işe yaradığını
louis charles royerden sorucam.