Arkadaşım Rangin Afganistan’ı terk ederken

Batı, İslam dünyasının kodlarını okumakta zorlanıyor, o ülkelerin içinde yaşadığı toplumsal hikayeleri anlamıyor. İslam dünyası ise kadın meselesi dahil, özgürlükler, demokrasi gibi konularda zaaflar yaşıyor. Yoksulluk ve gerilik büyük çoğunluğa damgasını vuruyor. Arkadaşım Rangin Dadfar, ülkesinin modernleşme atılımına katılmak üzere Afganistan’a gitti ve Emanullah Han’ın çok farklı bir ortamda yaşadığı kaderi yeniden yaşadı.

Afganistan’ın eski dışişleri bakanlarından Rangin Dadfar Spanta son anda Kabil’den İstanbul’a gelebildi. Günlerdir kaderini merak ettiğim okul arkadaşım Rangin’in İstanbul’a ulaştığını duyduğumda mutlu oldum. Bir siyasi yolculuğun sonuna gelindiğini de kabul etmiş olduk. 10 yıl önce iktidarda Batılı ülkelerin desteklediği, modern dünyanın kodlarını benimsemiş bir yönetim vardı.

Bir dönem Dışişleri Bakanlığı yapan, daha sonra Cumhurbaşkanı Karzai’nin Güvenlik Başdanışmanlığını yürüten Mülkiye’den arkadaşım Rangin Dadfar Spanta içinden çıkamadıkları sorunları anlatırken şunu söylüyordu, “Benim Almanya’da öğretim üyesi olan kızım bile burada sokağa çıkarken örtünüyor. Bu geleneği değiştirebilmek kolay değil.” Rangin, Taliban’ın iktidardan uzaklaştırılmasının ardından Almanya’daki rahat akademik kariyerini bırakıp ülkesine dönenlerdendi.

2011 yılında çok sıkı korunan Başkanlık Sarayı’nda konuşmuştuk. Elinde silah, Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın önemli bir binasının kapısında görev yapan askeri bana gösteren Rangin, fısıldayarak şöyle demişti: “Şu askerin Talibancı olmadığını nereden bilebilirim?”

Otoriter modernleşme ve kadınlar

Şiddetin, iç savaşların, müdahalelerin egemen olduğu uzun bir tarihi geçmişi var Afganistan’ın. Bizim tarihimiz açısından üzerinde durduğumuz konu, Afgan modernleşmesi ve Atatürk – Emanullah Han ilişkisi. 1919’da Birleşik Krallık’ın (İngiltere) ülkedeki egemenliği son buldu. 10 yıl boyunca krallık yapan Emanullah Han, kabilelerden oluşan ve merkezi bir yapısı henüz kurulamamış bulunan Afganistan’da yasama reformu ve kadınlara siyasi haklar tanımaya yönelik tasarısını açıkladığında, muhafazakar çevrelerin, tutucu kabile reislerinin tepkisiyle karşılaştı. Çıkan ayaklanma sonucu iktidarı kaybetti (1928). Yurtdışında hayatını sürdürdü. Onun ardından gelen Zahir Şah, reformcu, modernleşmeci bir otoriter yönetim kurdu. Kabilelerden oluşan yapı merkezi bir devlete dönüşemedi. Sonra Sovyet müdahalesi. Batı’nın desteğindeki İslamcı hareketlerin Moskova yanlısı yönetime karşı örgütlenip direnmesi… Sonra 11 Eylül 2001 ABD İkiz Kulelerine El Kaide saldırısı ve ABD müdahalesi… Afganistan, Türkiye değil. Arkasında koca bir imparatorluk ve devlet geleneği bulunan ülke ile kabileler arası dengeler üzerinde durmaya çalışan geri bir ülkeyi karşılaştırmak doğru olmaz. Yine de iki çizgi, iki hayat tarzı çekişmesi, Afganistan’ın yüz yıllık tarihinin gelgitlerini anlamamıza bir ölçüde ışık tutabilir. Yoksul, az gelişmiş toplumların en büyük dertlerinden biri, bir çok temel özgürlük meselesiyle de bağlantılı olarak kadın haklarıdır. Kadınların hayatın içinde var olabilmeleridir.

YAZININ TAMAMINI OKUMAK İÇİN

Önceki İçerikTaliban liderleri hakkında bilinenler
Sonraki İçerikYÜKSEK ANALİZ | Doğu Perinçek: “Batı medeniyeti çökmüştür, bu da yırtık pantolonlardan bellidir”