Barzani’ye giden Suudi elçileri

 

Barzani’ye perde arkasında kimin göz kırptığı ve ne tür sözler verdiği, şu ana kadar berrak değildi. Ancak bu tür örtük gelişmeler ucundan da olsa aydınlanmaya başladı.

 

Bölgede kartlarını açık oynayan tek oyuncu İsrail’di. İsrail Başbakanı Netanyahu, İsrail’in Kürt halkının kendi bağımsız devletini kurma gayretlerini desteklediği  yolunda demeçler vermişti.

 

Buna karşılık “Ortadoğu’da her taşın altından çıkan” Suudi Arabistan, görünüşte Irak’ın birlik ve bütünlüğünden yanaydı. Ancak middleeasteye.net isimli internet sitesinde yazan dış politika uzmanı David Hearst aynı kanaatte değil. Suudilerin perde arkasında farklı dolaplar çevirdiğini öne sürüyor.

 

Hearst, Suudilerin bazı temsilcilerini referandum öncesinde Barzani’ye gönderdiğini; bu temsilcilerin Barzani’ye Irak devletini bölme, Türkiye ve İran’ın toprak bütünlüğünü sorgulama yönünde mesajlar verdiğini iddia ediyor.

 

Hearst isim de veriyor: Suudi ordusunda önemli bir generallik koltuğunda oturduktan sonra emekli olan Anwar Eshki. Şu anda Ortadoğu Stratejik ve Hukuki Araştırmalar Merkezi diye bir kuruluşun başkanlığını yapıyor.

 

Hearst, dikkatlerimizi bir de Eshki’nin ABD’nin önemli partilerüstü think tank’lerinden Council on Foreign Relations’da (Dış İlişkiler Konseyi) yaptığı bir konuşmaya çekiyor. Eshki o konuşmada, büyük ve bağımsız bir Kürdistan’ın barışçı bir şekilde oluşturulmasının Türkiye, İran ve Irak’ın hırslarını azaltacağını, çünkü böyle bir Kürdistan’ın her üç ülkenin üçte bir oranında toprak kaybına yol açacağını ifade ediyor. Eshki, Rus haber ajansı Sputnik’e verdiği demeçlerde de benzer düşüncelerini tekrarlıyor; Suudi krallığının halkın arzularına karşı durma niyetinde olmadığını, Kürtlerin kendi devletlerini kurma hakları olduğunu dile getiriyor.

 

Danışman da haritalı konuşuyor

Suudi Arabistan adına Barzani’ye destek çıkan bir diğer isim, Suudi Krallık Sarayı’na danışmanlık yapan Dr. Abdullah el Rabiah. Yine David Hearst’e göre, Rabiah bu yılın Mart ayında Barzani ile görüşmüş. Görüşme sonrası Suudi Arabistan’ın günlük Okaz gazetesine konuşan Rabiah, Kürdistan’ın kendi varlığı ve bağımsızlığını korumak için gerekli koşullara sahip olduğunu ifade etmiş.

 

Suudi Arabistan’ın yakın müttefiki olan Birleşik Arap Emirliği de Barzani’ye bağımsızlık için göz kırpan ülkeler arasındaymış. David Hearst, güvenilir bir kaynaktan aldığı bilgiye göre, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Mesrur Barzani’nin 25 Eylül referandumundan önce Abu Dabi’yi ziyaret ettiğini belirtiyor.

 

Hearst, Mesrur Barzani’nin Abu Dabi ziyaretinin Abu Dabi Prensi Muhammed Bin Zayid himayesinde gerçekleştiğini; görüşme sonrası Zayid’in danışmanı, araştırmacı Abdullah Abd al-Khaliq’in bir Kürdistan haritası yayınladığını; Khaliq’in, yıllar içinde kurulacak bir Kürdistan’ın 30 milyonluk bir güce kavuşacağını ifade ettiğini; Erdoğan’ı da referandum yüzünden Kürdistan’ı cezalandırmamaya çağırdığını anlatıyor.

 

Suudi Arabistan’ın Kürtlerle ilgili değişim sinyali gönderdiği bir başka yer ise Suriye olmuş. Hearst’e göre, bir hafta önce Suudi Arabistan Körfez İşleri Bakanı Thamer el-Sabhan (IŞİD’den yeni kurtarılan) Rakka’ya gizli bir ziyarette bulunmuş. El-Sabhan, IŞİD ile savaşan güçlerin komutanı Brett McGurk ve Rakka’ya Öcalan portresi asan Suriye Demokratik Güçleri askeri yöneticileriyle birlikte fotoğraf çektirmiş.

David Hearst, fotoğrafın ve ziyaretin Türkiye’ye yönelik bir mesaj olduğunu söylüyor.

 

Hatâlı okumalar

Dışarıda tablo bu şekilde iken içerde bizlerin son derece hatâlı okumalar yaptığımızı düşünüyorum. Örneğin küresel ve bölgesel ayak oyunlarını görmeden, Erdoğan’ın haklı Barzani uyarılarını yerden yere vuruyoruz. Bununla da yetinmiyoruz; İran, Irak’la gerçekleştirdiğimiz işbirliğine dair soru işaretleri yaratıyoruz. Kerkük veya Barzani politikasının İran karşıtlığı ve Haşdi Şabi karşıtlığı üzerinden oluşturulmasını istiyoruz. Kuşkusuz Türkiye, İran gibi güçlü bir bölgesel devletle iş yaparken dikkatli olmalı; yaş tahtaya basmadığına güven getirmeli. Ama bu, İran ile işbirliği yapmayacağı, ortak oyun planları kurmayacağı anlamına da gelmiyor.

 

Son iki ayda yaşadıklarımız bize şunu gösterdi: Türkiye, bölgesel aktörler ve komşularıyla oyun kurucu ortaklık ilişkileri geliştirebildiği oranda, olaylar üzerinde etkili olabiliyor. Türkiye için asıl tehlike, küresel aktörler… ve onların bölgedeki işbirlikçileri… her ikisinin bölgeyle ilgili niyetleri. O yüzden, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri perde arkasında Barzani’ye bağımsızlık için göz kırparken, İran ve Irak’la kurulan ittifak doğrudur. Ve sonuç alıcı niteliktedir.

 

Önceki İçerikElma dersem çık, armut dersem çıkma
Sonraki İçerikHapsedilmiş seçmen