Batı medeniyetini Salamis savaşına mı borçluyuz?

 

Antikite ve modern çağ savaşları üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan Dr. Victor David Hanson, İÖ 480 yılında Persler ile Yunanlılar arasında yaşanan Salamis deniz muharebesini Doğu ile Batı arasında yaşanmış bir üstünlük mücadelesi olarak değerlendirir. Hanson’a göre, eğer Persler kazansaydı, o zaman henüz embryo (rüşeym) halindeki Batı medeniyeti muhtemelen bugün olmayacaktı. Zira Greklerin yenilmesiyle Yunanistan Pers imparatorluğunun bir satraplığına (valiliğine) dönüşecek; antik Yunan şehir devletlerinden aldığımız demokrasi, özgürlük ve vatandaşlık gibi kavramlar belki de bugün hayatımızda olmayacaktı.

 

Savaş öncesi hazırlık ve tartışmalar

 

Dr. Hanson’un bu iddiasını tartışmadan önce Salamis’te ne olduğuna bir göz atmamız gerekir.  Çoğu zaman olduğu gibi, Herodot Tarihi gene en önemli kaynağımızdır.  Herodotos, Salamis savaşının Pers hükümdarı Serhas’ın (Xerxes, Kserkses) Atina’yı ele geçirip Akropol’ü yaktırmasından sonra vuku bulduğunu yazar.[1] Salamis, Saronika Körfezinde büyükçe bir adadır. Attika anakarasından dar bir boğazla ayrılır. Pers ordusu yaklaşırken Atinalılar kenti terkedip denizi geçerek bu adaya sığınmıştı. Diğer Yunan şehir-devletlerinden kaçıp gelenler de buradaydı. Boşaltılan Atina’da ise, 27 Eylül’de (İÖ 480) Akropolis’teki tapınakları yakıp yıkan Persler, kendilerince 18 yıl önceki İyonya ayaklanması sırasında ateşe verilmiş olan Sardes’in intikamını alıyordu (Bettalli:162). 

 

Salamis’de toplanan Yunanlılar, içine düştükleri zor durumdan nasıl çıkılacağını tartışmaya başladı. Bu kadar kalabalığın, geçim kaynakları sınırlı bir adada uzun süre barınması olanaksızdı. Farklı şehir devletlerinin lider ve komutanlarından çoğu, Isthmos’a (Peloponnez yarımadasını kuzeydeki Yunan anakarasına bağlayan kıstağa) çekilerek bu dar geçidi tahkim edip orada bir direniş sergileme eğilimindeydi. Yunan koalisyonunun resmi başkomutanı Spartalı Eurybiades’di. Ancak Atinalı devlet adamı Themistokles, daracık Salamis boğazındaki gemileri Isthmos’a çekip Peloponez önlerindeki çok daha geniş deniz alanında gemi sayısı bakımından üstün (ancak gemileri daha hafif) Perslerle savaşa tutuşmanın doğru olmadığını söyledi. Ayrıca Isthmos’a çekilmek, Salamis, Megara ve Aegina’nın da savaşmadan Perslere bırakılması anlamına gelecekti.

 

Persler denizde de karada da Yunanlılara sayıca çok üstündü.[2] Hanson, Salamis’teki Pers donanmasının Grek donanmasının üç dört katı olduğunu, anakaradaki Pers ordusunun da Grek ordusundan sayıca beş on kat fazla olduğunu yazar (Hanson:23). İki taraf arasındaki orantısızlığı hesaba katan Themistokles’e göre, sayıca çok daha büyük bir filo ile serbest manevra kabiliyetinin olduğu açık denizde savaşmak düşmanın yararına olacaktı. Ancak dar ve manevra alanı sınırlı bir yerde karşı karşıya gelmek, Perslerin sayısal üstünlüğünü nötralize edip Yunanlılara zafer kazandırabilirdi. Ayrıca Themistokles, kadın ve çocukların da sığındığı Salamis’i boşaltmak istemiyordu. Themistokles’i kaygılandıran diğer bir konu da, Perslerle açık denizde savaşa  girdiklerinde, zor durumda kalacak bazı generallerin savaşı bırakıp kendi şehirlerine çekilmeleri, dolayısıyla Perslerin Yunanistan’ın tamamını ele geçirmesi ihtimaliydi. 

 

Themistokles’in büyük hilesi

 

Bu noktada, Themistokles için özel bir parantez açmak gerekir. Aristokrasiden gelmeyip demokrasi geliştiği ölçüde yükselen yeni bir politikacı tipiydi. İlk İÖ 493’te archon seçildi; İÖ 490’daki Maraton muharebesinde savaştı. Sonrasında liderlik konumuna geldi. Kurnazlığı ve uzak görüşlülüğüyle ün saldı. İÖ 483’te Atina yakınlarındaki Lavrion madenlerinde yeni bir gümüş damarı keşfedildiğinde, bu gümüşün o zamana kadar âdet olduğu üzere Atina vatandaşları arasında bölüştürülmesine karşı çıktı. Çarçur etmeyelim; devlet adına 200 yeni trireme (üç sıra kürekli ağır kadırga) yapımına harcayalım, ihtiyacımız olacak dedi. Çünkü Perslerin tekrar geleceğini öngörüyordu. İstediğini kabul ettirdi. Çok da haklı çıktı, çünkü bu Atina trireme’leri üç yıl sonra Salamis’te tâyin edici rolü oynadı.

 

Themistokles’in İM 480 harekâtı sırasında, Salamis’ten önce başvurduğu bir taktik de, su kaynakları civarındaki kayalara mesajlar yontarak, Ön Asya şehirlerinden Pers donanmasına katılmış olan gemileri tekrar saf değiştirip Yunan  tarafına geçmeye çağırmasıydı. Bu da aslen Yunanlı olan bu mürettebat arasındaki okur-yazarlık oranının yüksek olduğuna işaret ediyor (Bettalli:162).  Kuşkusuz Yunanlıların sadece denizcileri eğitimli değildi; Adam Smith’in de dikkat çektiği üzere, bütün Antik Yunan şehir-devletlerinde askeri eğitim, genel eğitimin bir parçası olarak tüm vatandaşlar için zorunluydu (Smith:885).

 

Bunu daha da büyük bir hile, gerçekten çok büyük bir kumar izledi. Yunan kampındaki çeşitli yönlere doğru dağılma eğilimlerine karşı Themistokles, daracık Salamis boğazında ağır Yunan kadırgalarının sağlam yapısı ile usta denizci ve kürekçilerine güvendiğinden, daha birleşik filo yerli yerinde dururken Pers filosunun bir an evvel saldırmasını istiyordu. Bu amaçla en sadık adamlarından birini Pers karargâhına ikili ajan olarak gönderdi. Yunan karargâhından kaçmış, saf değiştirmek isteyen bir hain gibi davranan bu kişi, Serhas’a Yunan filosunun ertesi gün Salamis’i terketmeye hazırlandığını, fırsatın bu fırsat olduğunu, hemen saldırırsa büyük bir zafer kazanacağını anlattı.

 

Persler inandı bu dezenformasyona. Zaten Yunanlılar ne yapacaklarını kendi aralarında tartışırken, Serhas da en yakın danışmanı, Kuzey Yunanistan fatihi Mardonius aracılığıyla, deniz savaşına girip girmeme hususunu kendi kaptanlarına sordurtmuş; konuşulan hemen her kaptan, deniz savaşına girmekten yana görüş bildirmişti. Sadece Artemisia adlı bir kadın, diğerlerinin görüşüne katılmayarak krala şunun iletilmesini istemişti: “Gemilerini sakın, denizde savaşa girme; bir erkek bir kadına ne kadar üstünse, buranın denizcileri de senin denizcilerinden o kadar üstündür. Denizde savaşa girmenin gereği nedir? Atina’nın, bu seferin baş nedeni olan yerin efendisi değil misin? Ve Yunanistan’ın geri kalan yerlerinin efendisi değil misin? Artık kimse senin önüne geçemez; yolunu kesmek isteyenler süpürülecekleri kadar süpürüldüler” (Herodotos:410).

 

Artemisia’ya göre, Perslerin bir deniz savaşına girmeden kıyı yolundan Peloponez’e doğru ilerlemesi daha güvenliydi.  Zira Yunanlıların karadan Pers ordusuna saldıracak gücü yoktu; ancak denizde alınacak bir yenilgi, kara ordusunun da durumunu zaafa uğratabilirdi. Ayrıca Artemisia, Serhas’ın “müttefik” birliklerine; ordusundaki Mısırlılara,  Kıbrıslılara, Kilikyalılara ve Pamfilyalılara güvenmemesini istiyordu. Ancak Serhas, Atina yolunda Euboia (Eğriboz) açıklarındaki ilk büyük deniz muharebesinde büyük yararlılık göstermiş olan Artemisia’nın sözlerini önemsemekle birlikte, esas olarak Themistokles’in hilesini yuttuğundan, büyük çoğunluğun kanaatini de dikkate alıp ertesi gün filosunu Salamis boğazına sürdü.

 

Pers filosunun büyük yenilgisi

 

Sonuç, her bakımdan Themistokles’in umduğu ve planladığı gibi oldu. Pers filosu sabahtan Salamis boğazının girişine dayanınca, Yunanlılara hemen oracıkta savaşı kabul etmekten başka çıkar yol kalmadı. Deniz alanının darlığı ise, Doğu Akdeniz ve Ege kıyılarından devşirilmiş Pers filosunun sayısal üstünlüğünü değerlendirip, Herodotos’un yaklaşık 380 gemi dediği Yunan (esas olarak da Atina) filosunu sarmasına izin vermedi. Yukarıdaki haritaya bakınız. Bunun yerine, (mavi işaretli) Pers gemileri boğaza tek sıra halinde girip, sırtlarını Attika kıyısına vererek mevzilendi. İş cepheden, göğüs göğüse, gemi gemiye çarpışmaya kaldı. Themistokles komutasında, bitişik ve disiplinli saflar halinde saldıran büyük, ağır ve sağlam Yunan kadırgaları, düşmanın merkezine çullanıp görece hafif Pers gemilerini mahmuzlamayı, usta kürekçileri sayesinde derhal siya yapıp tekrar saldırmayı ve bu sefer başka bir Pers gemisini mahmuzlamayı, aynı manevrayı defalarca tekrarlayarak Serhas’ın filosunu perişan etmeyi başardı. Dareios’un oğlu ve Serhas kardeşi amiral Ariabignes başta olmak üzere, Perslerin, Medlerin ve müttefiklerinin ileri gelenlerinden pek çok kişi hayatını kaybetti. Buna karşılık Yunanlılar çok az kayıp verdi.  Gemisi batan Yunanlılar yüzerek Salamis’e çıkarken, “barbarlarıın çoğu” yüzme bilmediği için denizde boğularak can verdi. Batmayan, karaya oturmayan veya Atinalıların eline geçmeyen Pers gemileri, haritada kesikli çizgilerle işaretlenen rotayı izleyerek boğazdaki hengâmeden kaçıp kurtulmayı başardı. 

 

Herodot’tan hoş hikâyeler

 

Savaşı, Attika sırtlarına (haritada mavi yıldız işaretli noktaya) kurdurduğu tahtından izleyen Serhas’ın, Pers donanmasının beceriksizliğine rağmen Artemisia’nın yiğitçe savaştığını görünce, “Erkekler bugün kadın gibi, kadınlar da erkek gibi davrandı” dediği rivayet edilir. Herodot, Atinalı komutanlara Artemisia’yı diri getirene 10 bin drahmi ödül verileceğinin söylendiğini de aktarır (doğruysa, belki de tarihte başına ödül konulan ilk kadın Artemisia’dır), ancak Artemisia’nın gemisi boğazdan çıkabilenler arasındaydı (Herodotos:416).

 

Serhas’ın Atina’yı aldığı haberi imparatorluğun başkenti Susa’da büyük bir sevinç ile karşılanmış; sokaklar mersin dalları ile süslenerek tütsüler, kokular yakılmış; kurbanlar kesilerek bayram edilmişti. Lâkin sonradan ulaşan bozgun haberi Persleri derin bir üzüntüye soktu; genel yas ilân etmelerine yol açtı.  Bir süre önce zaferle coşanlar, şimdi üstleri başlarını paralayıp çığlıklar atıyordu. Bu matem havası Serhas dönünceye kadar devam etti.

 

Herodot’un aktardığı bir diğer rivayete göre, Salamis savaşından sonra Spartalılar Serhas’a elçi gönderip Termopil (Thermopylae) muharebesi için savaş tazminatı talep etti. Elçi Serhas’a “Medlerin kralı, Lakedaimon’lular ve Spartalı Herakles oğulları, bir ölüme karşılık senden tazminat istiyorlar, çünkü sen onların Yunanistan’ı savunan kralını [Leonidas’ı] öldürdün” deyince, Serhas (herhalde kendi kültür ufkunun tamamen dışında kalan, hayatında hiç karşılaşmadığı bu talep karşısında) kahkahalarla gülmeye başladı (Herodotos:424).

 

Salamis’ten sonra Yunanlı strategos’lar (generaller) aralarında bir “yiğitlik ödülü” oylamasına gitti. Bir birinci, bir de ikinci seçeceklerdi. Birincilik ödülünü herkes kendisine verdiği için birinci çıkmadı; ancak oyların çoğu ikincilik ödülü için Themistokles’e gitti. Böylece Themistokles “akıllılık ve ustalık” ödülüne lâyık görülüp kendisine zeytin dalından bir taç ve Sparta’nın en güzel arabası verildi.  Övgülere boğulan Themistokles’i, Sparta’dan dönüşünde, seçme üç yüz Spartalıdan kurulu “Atlılar” onur birliği Tegea sınırına kadar uğurladı (Herodotos:426).

 

İdeolojik efsaneler

 

Herodot’un aktardıklarına bakılırsa, Salamis’in mesajı açıktır: Özgürlük sevgisi Atinalıların içine işlemiştir; yeryüzünde tek bir Atinalı kaldıkça, Atina Serhas’a ve onun gibi Barbarlara teslim olmayacak; sınırsız kaynaklarına rağmen “Medler” Yunanistan’ı köleleştirmeyi başaramayacaktır. Çarpıcı bir “ilk milliyetçilik” örneğinde, bir Atina elçisi “bizde Helen yurdu duygusu var” ve devam eder: “kanımızla, dilimizle, aynı tanrılara tapmakta oluşumuzla, kurbanlarımızla, zevk ve töre ortaklığımızla bağlı bulunduğumuz Yunanistan’a ihanet etmek Atinalılar için iyi olmaz.”

 

Platon Yasalar adlı kitabında, Maraton (İÖ 490) muharebesinin Yunanlılar için kurtuluşun başlangıcı, Salamis’in de (İÖ 480) kurtuluş yolunda son durak olduğunu belirtir. Platon’a göre Yunanlıları köleleştirmek isteyen Barbarlar da (Medler-Persler) bu kanıdadır (Platon:161). Platon’un öğrencisi Aristoteles de Politika adlı eserinde, Atina' da demokrasinin güçlenmesinin bir nedeni olarak halkın donanmaya destek vermesini gösterir (Aristoteles:165).

 

Hanson, “eğer Maraton Perslerin işgal umudunu geciktirmişse, Platea (Plateia) bunu bitirmiş, Salamis ise işgâli imkânsız kılmıştır” diyor (Hanson:27). Ancak Hanson’un asıl tezi, yazının girişinde de belirtildiği gibi, eğer Yunanlılar yenilmiş olsaydı henüz o zaman yeni yeni uçveren Batı medeniyetinin ortaya çıkamayacağı fikridir. Gerçek şu ki Atina demokrasisi Salamis’ten sonra altın çağını yaşadı. Eğer Persler Salamis’te kazanıp Yunanistan’ı imparatorluğun bir satraplığına dönüştürselerdi, Atina’nın kaderi tabii çok farklı olur; Atina demokrasisi yeşermeyebilirdi. Her ne kadar Hanson yazısında hiç değinmese de, örneğin Mısır’ın bir Pers satraplığına dönüştükten sonra medeniyet anlamında belirgin bir varlık göstermemesi, bu açıdan Hanson’ı destekleyen bir gözlem olarak kaydedilebilir.

 

Öte yandan, Hanson’un ileri sürdüğü şekilde Batı medeniyetinin de olmayabileceği, çok daha ileri ve aşırı bir iddia. Burada Batı medeniyeti derken, birey hak ve özgürlüklerinin, dini hoşgörünün, vatandaşlığın ve  azınlık haklarının esas alındığı demokratik rejimleri kastediyoruz. Eğer Persler Salamis’te Yunanlıları yenselerdi, dünyada demokrasi hiç mi icat edilmezdi? Persler gerçekten barbar mıydı? Bugün bütün dünyadaki yönetimler krallık, hanlık,  hakanlık, hanedanlık, padişahlık veya sultanlık şeklinde mi olurdu? Bütün bunların “bozulmuş” hali olarak, Aristoteles’in işaret ettiği tiranlık mı alır yürürdü? Kölelik bugün de devam mı ederdi? Acaba Eski Yunan ile bu anlamda Batı medeniyeti arasında kopmaz bir bağ var mı? Eski Yunan gerçekten Batı medeniyetinin beşiği mi? Günümüz tarihçilerinden birçoğunun gözünde, bunlar çok tartışmalı, fazla özcü ve Batı-merkezci bulunan iddialar.

 

Bilimsel ciddiyet bir yana; galiba ben de bir Med torunu olarak (Medler Kürtlerin cedleriydi) atalarımızın Salamis’te yenilmesine sevinen “kansız”lardanım. Ayrıca bugün İran’daki Fars yönetiminin o muhteşem Med-Pers imparatorluğunun mirasıyla pek bir alâkasının kalmadığını düşünüyorum. Bir zamanların o muhteşem hoşgörü kültürü ve mirasından pek eser kalmamış gibi duruyor.

 

Kaynaklar

Adam Smith, The Wealth of Nations (Bantam Dell, 2003).

Aristoteles, Politika (Eski Yunancadan çeviren: Furkan Akderin; Say Yayınları, üçüncü baskı 2017).

Marco Bettalli, “Yunanlılar ve Persler”; Umberto Eco (der.), Antik Yunan (Çeviren: Leyla Tongüç Basmacı; Alfa Yayınları, 2012).

Victor Davis Hanson, “No Glory That Was Greece”; bkz Robert Cowley (der.), What If? The World’s Foremost Military Historians Imagine What Might Have Been (American Historical Publications, 1999).

Herodotos, Herodot Tarihi (Türkçesi: Müntekim Ökmen; Remzi Kitabevi, üçüncü basım 1991).

Platon, Yasalar (Türkçesi: Candan Şentuna – Saffet Babür; Kabalcı Yayınevi, üçüncü basım Nisan 2007).

 


[1] Herodotos,  Pers krallarından Dareios, Serhas ve Artaserhas adlarının sırasıyla “icra eden,” “savaşçı” ve “çok savaşçı” anlamına geldiğini, Yunanlıların kendi dillerinde çok haklı olarak  onları böyle andığını yazar (Herodotos:311).

 

[2] Herodotos,  atlılarıyla birlikte Pers ordusunun toplam 300,000 kişiden oluştuğunu söylüyor. Halil Berktay’ın da daha önce dikkat çektiği üzere, bu sayı oldukça abartılı olsa gerek.  Bkz. https://serbestiyet.com/yazarlar/halil-berktay/bir-milyonluk-ordu-neye-yarar-nasil-savasabilir-848044. Aynı zamanda büyük kalite farkları da söz konusuydu. Hassa ordusu veya hükümdarın özel muhafız birliği, (eksilenlerin yeri derhal doldurulduğu için sayıca hep aynı kalan ve dolayısıyla) “Ölümsüzler” diye bilinen çok elit bir piyade müfrezesiydi. Ama ordunun kalanı aynı seviyede değildi. Kendi ırsî reislerinin liderliğindeki kabile birimleri çoğunluktaydı. Etnik açıdan ise,  Persler ve Medlerin yanısıra imparatorluğun diğer halkları da bileşenler arasında yer alıyordu.

 

 

 

Önceki İçerikÜç yeni yazar Serbestiyet’te
Sonraki İçerikSiyasetin tehlikeli oyunu: Umursarken umursamaz gibi yapmak