Beddua

Artık karar verildi, öfkeden başka bir şey gelmiyor elimizden. Fakat benim bir de bedduam var: Dilerim o hâkimler, davaya şerh düşen arkadaşlarının sözleriyle, “her türlü kuşkudan uzak, somut, kesin ve inandırıcı” hiçbir delil olmaksızın 18 yıl hapis biçtikleri arkadaşım Yiğit Ekmekçi’yi bir gün derinlemesine tanıma bahtsızlığına uğrarlar ve nasıl bir insan olduğunu anlarlar. Düşünüyorum ki, yargı süreçleri hâkimlerin bile bile haksız-hukuksuz bir cezaya çarptırdıkları insanları derinlemesine tanıyabilecekleri bir biçimde cereyan etseydi, böyle kararlar vermeleri çok daha zor olurdu ya da en azından sonrasında o kadar rahat edemezlerdi.

Kararlarını kendi iradesi ve vicdani kanaatiyle değil de algıladığı dış baskının doğrultusunda veren bir insan için hayat zordur; meğerki kendi varlığını hiçleştirmiş, ruhunu gerçek anlamda köleleştirmiş olsun.

Bu ama çok zor bir ‘mertebe’dir, çok az insan bunu ‘başarabilir…’ Dolayısıyla böyle kararlar mutlaka bir teessür duygusunun eşliğinde verilir.

Ruhunu tam anlamıyla köleleştirememiş, dolayısıyla baskı karşısında kararlarını değiştirdiklerinde az veya çok bir iç sızısı hisseden insanların güçlüğünü arttıran başka bir şey de ‘hak’ (daha doğrusu ‘başkalarının hakkı’) algısı… Çünkü hak (ki ‘hukuk’ onun çoğuludur), kendisinden ibaret bir dünyada yaşadığı için vicdan duygusuna sahip olmayan anti-sosyal kişilik bozukluğuna sahip olanlar dışında bütün insanlarda mündemiç bir duygu halidir.  

Anti-sosyal kişilik bozukluğuna sahip insanlar ‘haklı mıyım’ diye sormadan başkalarının hayatına son verebilirler ve bundan en küçük bir rahatsızlık bile duymazlar. Fakat bunlar cinayetlerin belki milyonda birini oluşturur; çoğu cinayette fail, kendi haklılığına dair kendinden menkul argümanlara sahiptir. Buna ihtiyaç duyarlar, çünkü “başkalarının hakkı” duygusu neredeyse bir içgüdü olarak neredeyse bütün insanlarda vardır.

Hele ki adalet dağıtma mevkiindeyseniz…

Kendi iradesi ve kanaati doğrultusunda değil de algıladığı bir dış baskı doğrultusunda karar vermek biz sıradan insanlar için bile çileli bir şeyse, işi adalet dağıtmak olanlar için ne kadar çileli olmalıdır, düşünün…

Yine, “hak çiğneme” biz sıradan insanlar için bile ne kadar çileli ve yıpratıcı bir şeyse, işi hak dağıtmak olanlar için ne kadar çileli ve yıpratıcı olmalıdır, düşünün.

Peki, Gezi davası kararına şerh düşen o hâkimin sözleriyle, “Her türlü kuşkudan uzak, somut, kesin ve inandırıcı delil”e değil de dış baskıya direnilemediği için kesilen ceza hükümleri nasıl bu kadar kolaylıkla verilebiliyor? Bu kararları verenler, insan olmaktan gelen, yukarıda anlattığım duygularını nereye gönderiyorlar da böyle kararlar veriyorlar ve daha önemlisi, sonra da hayatlarını sanki kendi doğal varoluşlarına karşı bir şey yapmamış gibi huzurla sürdürebiliyorlar?

Karar mekanizmaları böyle işleyenlerin -ve görünüşte bundan pek de rahatsız olmayanların- istifade ettikleri telafi mekanizmaları olmalı.

Düşününce benim aklıma bazı telafi edici unsurlar geliyor ama burada sadece birinden söz edeceğim: Anonimlik.

Birinin haksız-hukuksuz bir karar verip sonra da hayatına hiçbir şey olmamış gibi devam etmesinin başlıca nedenlerinden birinin, mağdur ettiğini tanımamasıdır diye düşünüyorum. Ütopik bir şey bu söyleyeceğim ama, yargı süreçleri, hâkimlerin bile bile haksız-hukuksuz bir cezaya çarptırdıkları insanları derinlemesine tanıyabilecekleri bir biçimde cereyan etseydi, böyle kararlar vermeleri çok daha zor olurdu ya da en azından sonrasında o kadar rahat edemezlerdi.

Gezi davasında 18 yıl hapis cezasına çarptırılanlardan biri de arkadaşım Yiğit Ekmekçi. “Her türlü kuşkudan uzak, somut, kesin ve inandırıcı delil”lerin zerresinin olmadığı hukuksuz bir davada, iktidarın siyasi hesaplarının dışına çıkmayı reddedemeyen bir heyet tarafından cezalandırıldı.

Onun cezalandırılması yönünde oy kullanan hâkimler, onu tanımamalarının avantajını kullanacaklar, bu sayede verdikleri karardan çok da rahatsız olmayacaklar. Tanısalardı, o kadar rahat olamayacaklardı.

Artık karar verildi, öfkeden başka bir şey gelmiyor elimizden. Fakat benim bir de bedduam var: Dilerim o hâkimler, hiçbir delil olmaksızın 18 yıl hapis biçtikleri arkadaşım Yiğit Ekmekçi’yi bir gün derinlemesine tanıma bahtsızlığına uğrarlar, nasıl bir insan olduğunu anlarlar ve huzurları biraz olsun bozulur.