Bir kuvvetler ayrılığı müsameresi

 

Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) Grup Başkan Vekili Cahit Özkan, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın termik santrallere filtre takılmasını iki buçuk yıl daha ertelenmesini sağlayacak yasayı veto etmesinden sonra şu tweet'i attı:

"Bir tarafta parlamentonun gücü, kuvveti, diğer tarafta da Cumhurbaşkanı'mızın yetkisi var. Elbette yetkisini kullanacak. İşte bu kuvvetler ayrılığıdır… Bir türlü kabul etmeyenler için güçlü bir pratik oldu."

 

San ki ABD'desin, san ki Türkiye’de cumhurbaşkanı partisini mutlak olarak denetleyemiyor, san ki başkanla parti grubu arasında bitmez tükenmez bir güç yarışı var!

 

Ben, nevzuhur cumhurbaşkanlığı hükümet sistemimizde kuvvetler ayrılığı olduğunu "bir türlü kabul etmeyenler"den biriyim. Filtre mevzuundaki yasama süreci vesilesiyle idrak ettiğimiz "güçlü pratik" de bu konudaki inadımı kıramadı; tam tersine, yaşananlar bende bir kuvvetler ayrılığı müsameresi izlediğim duygusu uyandırdı.

 

Bugün size yaşanan süreci özetleyecek, bu yolla, yaşadığımız şeyin Cahit Özkan'ın iddiasının tersine neden müsamerenin ötesinde bir şey olmadığını göstermeye çalışacağım.

 

Erdoğan neden daha önce müdahale etmedi?

 

Kritik soruyu, konuya ilişkin haberinde BBC Türkçe sordu:

"Elbette asıl merak edilen, Erdoğan'ın parti grubunun bu girişimine komisyon ve daha sonra da genel kurul aşamasında neden müdahale etmediği, yani cumhurbaşkanı olarak yasal denetim yetkisini kullanmadan önce genel başkanı olduğu parti grubuna bir uyarıda bulunmadığıydı."

 

Haber diliyle ancak bu kadarı söylenebilir, fakat şöyle sormak herhalde daha açıklayıcı olacaktır:

"Elbette asıl merak edilen, Erdoğan'ın parti grubunun bu girişimine komisyon ve daha sonra da genel kurul aşamasında neden müdahale etmediği, yani cumhurbaşkanı olarak yasal denetim yetkisini kullanmadan önce genel başkanı olduğu parti grubuna neden 'ben bu yasayı istemiyorum, çekin' talimatı vermediğiydi."

 

Şurada yüz yüze bakıyoruz, Cahit Özkan dahil hepimiz biliyoruz ki, Erdoğan böyle bir talimat verseydi yasal süreç o noktada sönümlenecek, daha doğrusu başlamadan bitecekti. Fakat tartışmanın bu bölümünü zenginleştiren bir başka nokta daha var ki, ilk bakışta, yaşadığımız şeyin benim iddia ettiğim gibi bir "kuvvetler ayrılığı müsameresi" değil, Cahit Özkan'ın iddia ettiği gibi "güçlü bir kuvvetler ayrılığı pratiği" olduğunu gösteriyor. Dikkat ama: "İlk bakışta" dedim, o noktayı biraz daha deşip "ilk bakışta"nın ötesine gittiğimizde "müsamere" görüntüsü daha da netleşecek.

 

Erdoğan, istemediğini önceden ihsas etmiş

 

Termik santraller tartışmasının önde gelen figürlerinden AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mahir Ünal'ın yaz aylarında ve Erdoğan'ın vetosundan sonra konuya dair yaptığı açıklamalar, cumhurbaşkanının böyle bir yasaya taraftar olmadığı bilgisini de içeriyordu.

 

Ünal, 18 Temmuz 2019'da Afşin'i ziyareti sırasında termik santrallere filtre takılmasının ertelenmeyeceğini, cumhurbaşkanının görüşünün de bu doğrultuda olduğunu açık bir biçimde dile getirmişti.

 

Ünal, vetodan sonra da cumhurbaşkanının görüşünün bu doğrultuda olduğunun zaten bilindiğini birkaç kez tekrar etti.

 

Bu durumda (ilk bakışta) mesele şöyle görünüyor: Cumhurbaşkanı Erdoğan, evet, "Torba yasadan çıkartın bu maddeyi" talimatı vermemiştir ama, bacalara filtre takılmasının ertelenmesine karşı olduğunu önceden ihsas etmiştir. Eh, bu da şu anlama gelir: AK Parti grubu, cumhurbaşkanının yaklaşımını bilmesine rağmen, Cahit Özkan'ın dediği gibi aksi yöndeki kendi yaklaşımını özgürce ortaya koyabilmiş, parlamentonun "gücünü, kuvvetini" neredeyse sadece kendi başına ortaya koymuştur.

 

Gel de inan!

 

İlk bakışta görünen bu tabloya inanmak, kuvvetler ayrılığı prensibiyle çalışan çoğulcu demokrasinin Türkiye'deki işleyişi için teselli verici bir sonuç olurdu. Fakat böyle bir şeyin gerçek olamayacağını hepimiz biliyoruz ve bu durumda da ilk bakışta görünenin dışına çıkıp, olan bitende çapanoğlu arıyoruz.

 

Kendi şahsi arayışımda bulduğum sonucu sizinle paylaşmak isterim.

 

Bana öyle geliyor ki, bütün bu olup bitenler tiyatro bile olamayan bir müsamerenin çıktılarıdır. Senaryom şöyle:

AK Parti milletvekilleri bir şekilde ertelemenin Meclis'ten geçirilmesinin iyi olacağı konusunda ikna edilmişlerdir. Reis'in çevresinden sızdırıldığı iddia edilen muğlak bilgilerle meclis grubunun kafasının bile isteye karışık tutulmasının temin edilmiş olması bence galip ihtimaldir.

 

Böylece milletvekilleri, "Eh, madem Reis'e yakın yöneticilerimiz yasanın meclisten geçmesini istiyorlar, vardır bir bildikleri" deyip "evet"i basmışlar, senaryonun yazarları da bu iradenin Reis'in arzusu hilafına tecelli ettiği varsayımı üzerinden şahane bir "kuvvetler ayrılığı" masalı üretmişlerdir.

 

Bu hikâyeye inanmamızı isteyen AK Parti Grup Başkan Vekili Cahit Özkan'ın sözlerini aktarmıştım. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mahir Ünal'ın benzer içerikli sözleri de şöyle:

"Nasıl ki orada yasalaşması bir hukuki süreçse, aynı şekilde Cumhurbaşkanımızın da yaklaşık 1 hafta sonra veto etmesi yine bir hukuki yol ve süreçtir. Dolayısıyla bu ikisi arasında ben bir çelişki görmüyorum."

 

Bir kazan-kazan oyunu

 

BBC Türkçe'nin yukarıda zikrettiğim haberinde yer alan şu ibare doğruysa, önümüzdeki dönemde bu türden "kuvvetler ayrılığı" gösterilerinin benzerleriyle sık sık karşılaşacağız demektir:

“Siyasi kulislerde yapılan bir başka yoruma göre Erdoğan'ın veto çıkışı, başkanlık sistemiyle ilgili yöneltilen ‘tek adam’ eleştirilerinin önünü kesmeye dönük siyaset stratejisinin adımlarından biri.

"AKP kulislerinde 'Vetoyu sindirmemiz lazım' esprilerine de yol açan veto kararının aslında muhalefetin çok eleştirdiği 'başkanlık' ya da iktidar partisinin tanımlamasıyla 'cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin' sağlıklı işlediğinin de göstergesi.

"Cumhurbaşkanlığı ile Meclis arasında kopukluk olduğunu düşünen bazı AKP'liler, 'Parlamento çok farklı, renkli bir yapı. Cumhurbaşkanı yürütmede tek olsun ama zaman zaman kendi partisiyle de çatışabileceği alanlar oluşsun. Bunu yönetimde istikrara gölge düşürecek bir yapı olsun anlamında söylemiyoruz ama iktidarı muhalefetiyle, yasamanın da kendi mührünü vurabileceği alanlar olmalı' görüşünü dile getiriyorlar."

 

İşte böyle bir müsamere: Parti grubu, yasama görevini Reis’ten bağımsız olarak yürütüyormuş gibi yapacak… Reis onları özgür bırakmış gibi yapacak… Sonunda da bir kazan-kazan oyunu ortaya çıkacak.

 

İnanmak isteyenlere iyi seyirler.

Önceki İçerikSinemada haftanın filmleri (6 Aralık 2019)
Sonraki İçerikSuudi askeri öğrenci, 3 Amerikan askerini öldürdü