Deli ve Dahi

TRT2’nin film kuşağında yayınlanan başyapıtlar karantina günlerinde çok iyi geldi. Lise çağlarından beri elimizden düşmeyen Oxford Sözlüğünün yazılış hikayesini anlatan yönetmen Farhad Safinia’nın Deli ve Dahi’si (The Professor and The Madman 2019) dil ve sözcükler için verilen mücadelenin şöleni.

Oxford Üniversitesi Tarihi Prensiplere Dayanan İngilizce Sözlük’ün hazırlanması için uzun tartışmalardan sonra prof. James Murray’i görevlendirir ve film boyunca bu seçimin ne kadar isabetli olduğu kanıtlanır. 

Yeni teknikler kullanılmasına rağmen klasik bir anlatımın pastel renklerin tercih edildiği filmde Murray için sözlük işi bir halk için son derece hayatidir. Adeta Tanrı tarafından dili toparlaması için seçilmiş gibidir, bir iş çıkarmanın çok ötesinde bir tutkuyla bağlanır kelimelere. Suyun nasıl kaynadığını, bunun ne kadar zaman aldığını, hayvanların bitkilerin evrimini, enlem ve boylamların dünya üzerindeki etkilerini araştırma ihtiyacı duyarak yaşadığımız dünyada, kelimelerin kaynağı  üzerine düşünmemek büyük gaflettir. Sözcük deryasında da bize rehberlik edecek çizelgeler ve pusulalar olmak zorunda ki kaybolup gitmeyelim. Bu dünyada yurtlandığımız yer olan dil, bu kadarcık merakı ve özenli bilgilenme arzusunu hak ediyordur, çünkü Yaratıcı’nın inayetiyle ilişkilidir. Bu yüzden sözlüğü duayla ve bir nevi ibadet şevkiyle yazar.   

Karısının bu çalışma aileyi hırpalayacak uyarısı yaptığı Murray, Katalanca Portekizce Almanca İtalyanca Fransızca Latince Yunanca Lehçe Flemenkçe Danca Rusça Arapça Aramice Süryanice İbranice Fenikecenin yanı sıra bazı dillerin farklı lehçelerini de konuşup yazabilen biri. İskoçya’da yoksul bir ketencinin oğlu olarak dünyaya gelen, “sezgisel biçimde hayatım boyunca bu görev için hazırlandım” diyen bir adamın coşkusu karşısında kim durabilir. Kelimeleri en güzel biçimde sıralamak, onları evrensel erişime açmak, hasılı İngilizceyi cennetin kapısına çıkarmak istemektedir. Mel Gibson ve Sean Penn’in oyunculukları her türlü övgüyü hak ediyor. Fakat gerçeklik duygusunu neredeyse bire bir yaşatan mekan ve eşya tasarımları o kadar özenli ki, gerçek yaşamdan çekilmiş belgesel hissi veriyor.

Kelimelerin imlası, telaffuzu, tarihi, çıkış kaynakları üzerine çalışmaya başlayınca bir okyanusta kaybolma ihtimalini film çok iyi açığa çıkarmış. Dilin saf ve rafine haline ulaşmaya çalışırken, yerli tınılarla dışarıdan gelen kelimeleri birlikte kucaklamanın mümkün ve mecbur olduğunu da. Bu kadar çok dil bilen birinin işin başına getirilmesi tesadüf ya da tevafuk değildir elbette, çünkü irtibatta olunan her kültür kendi kelimelerinden armağan ederek büyük bir zenginliğe yol açmıştır. Kelimeler ve anlamlar üzerinde değişiklik yapmak mümkün müdür ve buna kim karar verir tartışmaları bizdeki saf Türkçe tartışmalarını ve yetkisi kendinden menkul kişi ve kurumların emrivakileri hatırlatıyor. Tecrübe ettiğimiz gibi kelimelerin itham edilmesi, öncekiler sonrakiler olarak suçlanması, nice manaların mahkum edilmesi bir millet için ne kadar da ölümcül sonuçlar doğuruyor. Murray dilin geçerli bir parçası olan eski ya da yeni, kullanılan ya da kullanılmayan kelimelerin her türlü yolculuğunun üzerine titrerken geniş bir akla ve kalbe ulaşmanın peşindeydi. Özellikle edebi metinlere de eğilebilen gönüllüler sistemini bu yüzden oluşturdu. Üniversitenin sözlüğü denetleme heyeti sadece dil uzmanlarıyla işin götürülmesini sahih kabul ederken, filmin canalıcı noktası gönüllü hareketinin başlatılması. Binlerce kelimeyi teknik ve mekanik biçimde hem de tek bir ömrün yetmeyeceği sürede derlemek yerine, İngilizceyi konuşan herkesten, konuşulduğu yaşadığı her yerden, evlerden atölyelerden, kitapçılardan, sokaklardan, dillerin çarpıştığı sınırlardan derleme fikri.

Filmin ikinci ana karakteri burada çıkar karşımıza. Dr.Minor çağrıya cevap verir ve kısa zamanda bin kelimeyi edebi metinlerden kaynak ve anlamlarıyla birlikte derleyip yollar. Dil uzmanı olmayan cerrah, üstelik akıl hastanesine kapatılmış bir katildir. Fakat bu kelimelere hassasiyetle yaklaşamayacağı anlamına gelmez. Tersine hayatın ve deneyimin içinden çekip çıkarır dilin inceliklerini. Amerikan İç Savaşında insanları kurtarmakla görevliyken, İrlandalı bir askerin alnına kaçak manasına gelen ‘deserter’ın D harfini dağlamak zorunda kalınca dengesini kaybetmiştir. Dağlanmış askerin intikamcı hayali kaçtığı Londra’da da onu bulur. Kendini koruma adına yanlışlıkla altı çocuklu bir adamı öldürür. Sönen ve parlayan kelimeleri not etmek, edebi metinlerde yer alan, günlük hayatta gözden kaçan kelimeleri bulup çıkarmak ruhuna iyi gelirken, izleyiciye de okumak bir tutamak olarak gösterilir.

Aşk ise ana yolda ilerleyen güçlü bir yan hikaye ve kelimeleri incelten dil evlerinden biri. Kocasını öldürdüğü kadınla arasında nefretle başlayan duygusal ileti, hecelerin evrilmesiyle aşka dönüşecektir ama  varılan menzilin kelimesi aşkın ötesine geçen tazminat(assythment) olur. “Tazminat” hayatla sınanırken, kurbanın zararını tazminle, ödemekle sınırlı kalmaz, tövbe bağışlanma pişmanlık duraklarından geçer.

Kelimelerden biri de karısının Murray’i savunurken kullandığı “diligence.” Sözlükte sıralanan; özenle çalışan, hamarat, işine düşkün, hedefe ulaşmak için daimi verilen emek manaları, yaşam içinde genişler ve zahmet ve acıyı da içerir. Kelimenin karşılığını ailece göğüslemişler, büyük bir ailenin direği olan adam bu işe ömrünü adarken hayattan çalınmış, nice mağduriyetler yoksunluklar yaşanmıştır. 

Murray’in T harfine kadar tamamladığı sözlük 1884’te yayınlanmaya başlamış. Emekleri devlet onur nişanı ile taltif edilmiş. Peki dr. Minör sevdiği kadınla bir araya gelebiliyor mu, aşkın kadim ayrılık kuralı nedeniyle elbette ki hayır. 00000010000

Önceki İçerikElif ve Deniz LGS kapısında
Sonraki İçerikSonuçta ‘özel bir sektör’