Dini referanslı iktidar olma biçimleri: Nereye kadar?

 

17-25 Aralık 2013’le başlayıp bugüne gelen dini cemaatler arasındaki iktidar kavgası sürecindeki çatışma ve rekabet, birbirine ölümcül darbeyi indirme noktasına geldi. Türkiye’de Sünni kesimin dindarlarına devlet tarafından uygulanan engelleme, baskı ve şiddet, son birkaç onyıla kadar geldi. Şimdi, kendi karşıtını yaratmış görünüyor. Dindarların insan haklarına yönelik ihlâller, bugünün dinî referanslı siyasetçilerini iktidar savaşına, iktisadi bakımdan güçlenmeye, yani zenginleşmeye ve devletin kurumlarını ele geçirmeye yönlendirmiş durumda. Bu stratejiyi destekleyen taktikler ise çeşitli. Dini referans olarak kullanan iktidar, çeperde (periferide) yer alan ve kendisine oy veren çoğunlukların tekrar eski günlere dönme korkusunu lehine kullanmayı biliyor.  Keza, milliyetçi duyguları körüklemeyi ve “devletin bekası” meselesini gündemde tutmayı da.

 

Bu süreçte bence en ilginç gözlemlerden biri, 21. yüzyılın küresel dünyasında ve yeni yeni uyanan İslâm dünyasında, dinin siyasileşmesiyle ortaya çıkan iktidar olma biçimlerinin, İslâmiyetin bin küsur yıla dayalı önkabullerinin dondurulmuş biçimleriyle güncelleştirilmesi çabasına dayanması. Bu Türkiye’de de böyle, Ortadoğu’da da… ya da Müslüman nüfusun yaşadığı çoğu yerde.

 

Bu açıdan tanık olduklarımız, yaşayıp gördüklerimiz, İslâmiyetin bu çağdaki sınavından başka bir şey değil. İslâmiyet çağa ayak uyduracak mı? Yoksa dogmalarla ve dondurulmuş görüşlerle, İslâmiyeti savunmak adına her yolu mübah gören anlayışla, ahlâkî çöküşe uğrayan iktidar savunucularının elinde ufalanıp gidecek mi? Bugün Müslümanlar hangi referans noktası veya noktalarını temel alarak yaşamlarını düzenleyecek? Hadisleri mi? Kuran’ı mı? Her ikisini mi? Allah adına rüşvete, yolsuzluklara göz yuman, insanları işkenceyle öldüren, çocukları intihar bombacısı yapan iktidarları, inançlı kitleler — liderlerince istendiği gibi — hoş mu görecek, yoksa kabul edilemez yöntemler kullandıkları için dışlayacak mı? Şu anda, bu laboratuvardan çıkacak sonuçları gözlemleyebileceğimiz bir döneme tanık oluyoruz.

 

Benim görüşüm, dini referanslı hegemonyanın zamanla kaybedeceği ve daha “halk dini”ne, yaşanan dine, yerel deneyimlere, günlük yaşam pratiklerine uyarlanan inanç şekillerine geri dönüleceği yönünde.

 

İyimserlikten vaz geçmiyorum. Ancak böyle bir siyasi ortamda, kadın ve insan haklarına saygılı, demokratik bir muhalefetin nasıl örgütleneceği hususunda, ezberlere kapılmadan daha fazla kafa yormaya ihtiyacımız olduğu kanısındayım.

Önceki İçerikÖfkeli Cuma: İki ölü 767 yaralı
Sonraki İçerikABD’deki Hakan Atilla davasında bilirkişi konuştu