İktidar erkekleri sözleşmeyi neden sevemediler?*

Bir süredir çeşitli sosyal medya araçlarında kampanyaya dönüşmüş, çoğunun yazarı erkek olan iki talep var: 6284 sayılı yasa kaldırılsın ve İstanbul Sözleşmesi iptal edilsin. Geçenlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan da AKP İl Başkanlarıyla yaptığı toplantıda İstanbul Sözleşmesi hakkında “Çalışıp gözden geçirin, halk istiyorsa kaldırın” diyerek bu talebin gözden kaçmadığının işaretini verdi. https://www.haber7.com/siyaset/haber/2991537-cumhurbaskani-erdogandan-istanbul-sozlesmesi-talimati-halk-istiyorsa-kaldirin

Yasanın ve Sözleşmenin kısa bilgisini vererek başlayalım.

6284 sayılı yasanın tam adı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun. TBBM tarafından kabul edilmesinin tarihi 8.3.2012. Kanunda kadına yönelik şiddeti önlemek, şiddet uygulayanları cezalandırmak ve rehabilite etmek, şiddete uğrayan kadının şiddet ortamından uzaklaşabilmesi ve güvenli bir şekilde yeni bir yaşam kurabilmesi için gereken düzenlemeler var.

Kısaca İstanbul Sözleşmesi diye andığımız, kadına yönelik şiddet konusunda bağlayıcılığa sahip ilk uluslararası sözleşmemizin tam adı ise Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadele Hakkındaki Avrupa Konseyi Sözleşmesi. İstanbul’da imzaya açıldığı, ilk imzalayan ülke Türkiye olduğu için bu isimle anılıyor. Sözleşme 2011 yılında imzaya açıldı, 1 Ağustos 2014 tarihinde yürürlüğe girdi. Aradaki üç yılda ne oldu derseniz, Türkiye’nin etkili ve yetkili bakanları, siyasetçileri Avrupa Konseyine üye ülkeleri dolaşarak Sözleşmeyi tanıttılar, imzalanmasını sağladılar. Bugün Sözleşmede 46 ülkenin imzası var. 

Sözleşmenin içeriğini dört başlıkta özetlemek mümkün: kadına yönelik şiddeti önlemek, kadını şiddetten korumak, şiddet varsa kovuşturmak ve kadına yönelik şiddeti engelleyecek politikalar oluşturmak.

6284 sayılı yasa bir iç kanunken, İstanbul Sözleşmesi uluslararası bir belgedir. Bu yasa ve Sözleşmeye neden gerek duyulduğunu söylemek bile gereksiz ama yine de söyleyelim. Böylece belki “kaldırılsın” diyenlerin neyi beğenmedikleri de bir nebze anlaşılır hale gelir.

Türkiye’nin kadın cinayetleri konusundaki karnesi korkunç. Her gün basına yansıyan bir veya birkaç kadın cinayeti var. Sadece geçtiğimiz Haziran ayında 27 kadın erkekler tarafından öldürüldü. 2019 yılında 474 kadını cinayete kurban verdik www.kadincinayetlerinidurduracagiz.net

2018 yılında yasanın tedbir olarak koyduğu koruma kararını aldırmak için 83 bin kadın başvurdu, 11 bin kadının başvurusu reddedildi. Koruma kararlarının bile kadınları koruyamadığını biliyoruz. Ancak yasanın varlığı, kadınlar için bir dayanak.

6284 sayılı yasa ve İstanbul Sözleşmesi, insanın en önemli hakkı olan yaşama hakkını şiddete karşı savunmak için düzenlenmişken, ikisinin de kaldırılmasını isteyenler sizce aslında ne istiyorlar? Bu sorunun, son noktada cevabı şu: Kadınlara diledikleri gibi şiddet uygulayabilmek, şiddet uygulayarak kadınları köleleştirmek, namusu korumak kisvesi altında kadınları öldürebilmek.

Bunu açıkça söylemek her yiğidin harcı olmadığından, şöyle argümanlar ileri sürüyorlar: 6284 sayılı yasa, tüm bu uzaklaştırma kararlarıyla, karara uymayan erkeklere uzaklaştırma hapsi vermekle, kadınların cinsel ilişkiye hayır deme hakkını korumakla, zorla cinsel ilişkiye girmeyi suç saymakla kadını korumuyormuş, aksine “aile bütünlüğünü bozuyormuş!” Tüm bunların yaşandığı bir aileyi “bütünlüğü sağlam aile” saymak da nasıl bir mantığın ürünü, bunu çözmeyi size bırakıyorum.

İstanbul Sözleşmesinin iptali isteyenlerin ileri sürdüğü gerekçeler ise şöyle:

  1. Cinsi sapıklığın önü açılıyor-muş. Çünkü Sözleşme “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” diye fıtratı kaale almayan bir sosyal inşayı temel alıyor-muş. Evet, Sözleşmede böyle yazıyor, çünkü Sözleşme, kadının, erkeğin ve LGBTQ+ bireylerin şiddetten korunmasını amaçlıyor. Eşcinsellerin hakları korununca neden cinsi sapıklığın önü açılıyor, cinsi sapıklık nedir, cinsi sapık kimdir… gibi sorular ve cevapları bu tartışmada yer bulamıyor. Eşcinsellik günah, kadınlar fıtrat gereği şunu bunu yapamazlar, öyleyse neden korunacaklar ki? Korunmasınlar, öldürelim gitsin, demeye çalışıyorlar sanki.
  2. Dini hassasiyetler hedef alınıyormuş. Sözleşmenin 12. Maddesinde yer alan “Taraflar kültür, örf ve adet, gelenek, din veya sözde ‘namusun’ işbu sözleşme kapsamındaki herhangi bir şiddet eylemi için mazeret oluşturmamasını sağlar” ifadesi eleştiriliyor. Sözümona örf ve adet çiğneniyor, namus “kutsalı” etkisiz hale getiriliyor-muş. Her yıl yüzlerce kadının öldürülmesine sebep olan “namus” niye kutsal olsun? Herkes kendi namusunu koruyabilirken bu neden özellikle erkeklerin ve dinin hassasiyeti olsun?
  3. Kadınlara yönelik en küçük “müdahale” bile şiddet sayılıyor-muş. Yani bir koca, karısının kıyafetine karışsa, yaptığı yemeği beğenmese, kadının kendi ailesiyle görüşmesini yasaklasa, bu gibi “erkeğin karar vereceği konular” bile şiddet sayılabiliyormuş! Gülmeyin, koca, karısına böyle müdahaleler yapabilsin diye Sözleşmenin iptali isteniyor. Gerçekten.
  4. Sözleşmeyi, yerli ve milli olana düşman, ülkemizi içten çökertmeye kararlı Avrupalılar istiyor-muş. Onların toplumu çökertmeye yönelik bu oyununu bozmak için Sözleşme iptal edilmeliymiş.
  5. İstanbul Sözleşmesi ile aile politikaları feministlerin tehlikeli düşüncelerinin insafına bırakılıyor-muş.

Saydığım bu argümanları Yeni Akit gazetesinden, bazı yazarların köşelerinden, twitter ve TV’deki tartışma programlarından derledim.

Ülkemizdeki kadın sorunlarını bilen, takip eden, çözüm bulmak için uğraşan bir çok kişinin bildiği gibi, 6284 sayılı yasa ve İstanbul Sözleşmesi hakkıyla uygulansa, ülkemizdeki kadın cinayetlerini sona erdirecek potansiyel yaratılabilir. İkisinin de yokluğu, kadınlar için, cinsiyeti, cinsel kimliği, cinsel yönelimi yüzünden şiddete uğrayan herkesin koruma kalkanının kalkması demek. Türkiye’de önemli bir kadın hareketi var. Bu hareketten kadınlar ve feministler Yasaya ve Sözleşmeye sahip çıkmak için yıllardır mücadele veriyorlar. Bu mücadelede ama’sız, ancak’sız ve lakin’siz  herkesin yaşama hakkına sahip çıkanların yan yana durmasına ihtiyacımız var.

 ———————————————

(*)F. Çiğdem Aydın / Kader Eski Başkanı

Sosyal Dayanışma Ağı-SODA Psikolog, çevirmen, eğitimci ve aktivist. Kadın hakları, toplumsal cinsiyet eşitliği, kadınların siyasete katılımı ve güçlendirilmesi konularında çalışıyor. KA.DER’de yönetici, AÇEV’de danışman olarak uzun yıllar sahada çalıştı, Kadıköy Kent Konseyine başkanlık yaptı, pek çok kadın örgütüyle ortak çalışmalar yürüttü. Şimdi 2016 da arkadaşlarıyla birlikte kurduğu Sosyal Dayanışma Ağı Derneği -SODA’da toplumsal cinsiyet eşitliğinin yaygınlaştırılması, farklı gelişen çocuk ve gençlerin eğitimi ve güçlendirilmesi, 252 kadın örgütünün yer aldığı TCK 103 Çocuk Cinsel İstismarı Affına Karşı Kadın Platformu içinde savunuculuk çalışmaları yapıyor.

Önceki İçerikKoronavirüs: İspanya’da yapılan bir araştırma sürü bağışıklığı tezini çürüttü
Sonraki İçerikİslami kesimin önde gelen hukukçusundan Cumhurbaşkanı’na Çoklu Baro’ya hayır mektubu