İlham kaynağı bir “deli”

Başarı eğer salt şampiyonluklarla belirlenecekse Marcelo Bielsa, aşağıda bahsi geçenlerle kıyaslandığında çok “başarısız” bir hocadır. Zira 1991’de başlayan uzun hocalık tarihinde, 2020’ye gelinceye kadar, sadece bir kez (2004’te Arjantin’i Olimpiyat Şampiyonu yaparak) şampiyonluk kürsüsüne çıkabildi. Fakat zaferlerden hep uzak kalsa da o futbola çok derinden tesir etti. O yüzden, Sabella’nın da işaret etiği gibi, Bielsa’nın değeri sonuç eksenli bir bakışla anlaşılamaz.

Futbolda başarı neye göre ölçülür? Bir teknik adamı başarılı kılan nedir?

Aslında, cevap basit; başarı, neticedir. Hedefi tutturmaktır. İpi göğüslemektir. Ligi zirvede bitirmektir. Şampiyon olmak, müzeleri kupalar ile doldurmaktır. Zidane’lar, Guardiola’lar, Mourinho’lar, Klopp’lar, eskilerden Ferguson’lar, bizden Terim’ler gibi boynuna sürekli madalyalar geçirmektir.

“Haticeye değil neticeye bak” lafının futbol aleminde bu kadar popüler olması ve sevilmesi boşuna değildir. Meşin yuvarlağın dünyası acımasızdır; kimse sizin yolda karşınıza çıkan zorlukları merak etmez, takımı sağ salim menzile ulaştırıp ulaştırmadığınızla ilgilenir. Hedefe vardınızsa ne ala, varmadınızsa -ne kadar meziyetli olursanız olun- kimse gözünüzün yaşına bakmaz.  

Tamam, sonuç, başarılı addedilmek için temel bir kriter, buna diyecek bir şey yok. İki gözümüzün bebeği Zizou gibi kısacık kariyerinizde evinizi dolduracak kadar kupa kaldırırsanız, elbette başınıza yemin edilir. Eyvallah. Zaten Zizou’yu, Pep’i, Mou’yu, Klopp’u başarılı saymayan çarpılır. Kabul.

Kabul de, hepsi bu mudur? Başarı, sadece sonuca bakarak mı tayin edilir? Tepeye çıkamayana, zafer türküsü çığıramayana, kupalara uzanamayana dönüp bakılmayacak mıdır? Her şey “netice” midir? “Hatice”nin hiç mi hatırı yoktur?

“Bielsa gibi olmak”

2014 Dünya Kupası’nın finali Almanya ve Arjantin arasındaydı. Mavi-Beyazlıları tutan herkes gibi ben de 1986’da Maradona’nın yaptığını bu kez Messi yapar umuduyla kuruldum maça. Lakin Garry Lineker’in o lanet kehaneti yine tuttu, Gonzalo Higuain saç baş yolduran goller kaçırdı, uzatmada Almanya Götze ile fişi çekti ve maçı kazandı. Hala hatırladıkça o finalde Higuain’in kaçırdığı gollere ve elden kayıp giden şampiyonluğa yanarım.

Arjantin’in başında o dönem Alejandro Sabella vardı. Gazeteciler bir keresinde Sabella’ya “Başarı nedir?” diye sorarlar. Muazzam bir cevap verir. Başarıyı sonuca bağlamaz; başarının dürüstlükte, haysiyette ve doğrulukta aranması gerektiğini belirtir. “Başarı, Bielsa gibi olmaktır” der Sabella ve ekler:

“Dürüst, ahlaki değerlere sahip, gecesini gündüzünü oyuncularının gelişmesini görmek için feda eden ve bunları sonuçtan bağımsız olarak yapmaya çalışan birisi olmak. Haysiyeti ve doğruluğu esas alıp yalnızca futbolcuları daha iyi birer oyuncu yapmak için değil, onları daha iyi bir insan yapmak için uğraşmaktır. Oyunculara geride bırakabileceğiniz bir mesajınız varsa, bir teknik adam olarak kazanabileceğiniz en büyük başarıyı kazanmışsınız demektir.” (https://www.socratesdergi.com/bielsa-gibi/)

Gerçekten de başarı eğer salt şampiyonluklarla belirlenecekse Marcelo Bielsa, yukarıda bahsi geçenlerle kıyaslandığında çok “başarısız” bir hocadır. Zira 1991’de başlayan uzun hocalık tarihinde, 2020’ye gelinceye kadar, sadece bir kez (2004’te Arjantin’i Olimpiyat Şampiyonu yaparak) şampiyonluk kürsüsüne çıkabildi. Fakat zaferlerden hep uzak kalsa da o futbola çok derinden tesir etti.

O yüzden, Sabella’nın da işaret etiği gibi, Bielsa’nın değeri sonuç eksenli bir bakışla anlaşılamaz. Onu efsanevi kılan künyesinde sıralanan kupalar değil, birçok şampiyonun ilham perisi olmasıdır. Zidane’dan Pochettino’ya, Guardiola’dan Sabella’ya, Scolari’den Sampaoli’ye kadar birçok hocanın oynattığı oyunda onun izlerinin bulunmasıdır.

“El Loco” 

Bielsa’nın futbol alemindeki lakabı “El Loco” yani “deli”dir. Futbola dair kendi doğruları olan bir teknik direktördür. Bugün birçok şakirdi bulunan Bielsa daha yolun başındayken, bir başka Arjantin efsanesi Cesar Luis Menotti’yi kendine rehber edinir. Fakat her konuda mutabık değillerdir, Bielsa futbola ustasından farklı bir pencereden bakar. 1978’de Arjantin Dünya Şampiyonu olurken kulübenin patronu olan Menotti, Bielsa ile ayrıldıkları noktayı çok özlü bir şekilde ifade eder:

“Futbola dair kendi fikirleri var ve onları geliştirmeyi çok iyi biliyor. Birbirimizden ayrıldığımız yer ise başlangıç noktamız. O, futbolun tahmin edilebilir olduğuna inanıyor. Ben inanmıyorum.”

Sanırım Bielsa ancak bu kadar güzel izah edilebilir. Tahmin edilebilir olduğunu düşündüğü oyunda yanılma payını asgariye indirmek için dur durak bilmeden çalışır. Rakipleri hakkında tonlarca not tutar, onları ezberler, futbolcularına da ezberletir. Bir defasında basın mensuplarını esir etmiş ve tam yetmiş dakika boyunca rakibi nasıl analiz ettiğini bir slayt gösterisiyle anlatmıştı. Bu yüzden, rakip takımların hocalarının Bielsa’nın tanıdığı kadar kendi takımlarını tanımadıklarını söylemek abartı sayılmamalıdır.

“Bielsa takımı”

Detaylarla takıntı derecesinde ilgilenir. Taraftarların değerini anlamaları için, futbolculara stadın etrafındaki çöpleri toplatmak gibi sıra dışı motivasyon teknikleri kullanır. Sürekli geliştirdiği kendine has taktiklerine mutlak itaat bekler. Oyun planının sahaya tam yansımasını sağlamak için idmanlara aşırı bir önem verir. Taleplerinin öğrencileri tarafından adeta otomatik bir biçimde yerine getirildiğini görene kadar tekrar üzerine tekrar yaptırır. Dolayısıyla, büyük ya da küçük, şampiyonluğa oynasın ya da ligde kalmayı hedeflesin hiç fark etmez, hangi takımı alırsa alsın o takımı çok kısa bir vakitte bir “Bielsa takımı” haline getirir.

Velhasıl nevi şahsına münhasır bir kişiliktir Bielsa. Kendi adıma futbola değer katan Bielsa gibi hocaların -ister dünyanın en büyük kulüplerinden birinin başına geçsin ister bir okul takımını ya da amatör kulübü çalıştırsın- her yerde başarılı olmasını dilerim. Dolayısıyla Bielsa’nın Leeds United’ı 16 yıl aradan sonra Premier Lige taşımasından da büyük bir mutluluk duydum.

Onun saha kenarında çömelerek pür dikkat maçları takip etmesini ve “Bielsa’ya hem bir teknik direktör hem de bir insan olarak hayranlığım inanılmaz boyutlarda” diyen Pep’le, “Mütevazi bir adam” olan Klopp’la ve “özel bir adam” olan Mou ile kapışmalarını izlemek büyük bir zevk olacak.

Teknik direktörlüğe adım atarken Arjantin’e gidip Bielsa’dan el alan Guardiola kesinlikle çok haklı:

“Futbol her zaman için farklı tarzlara ve bakış açılarına açıktır. Bütün teknik direktörlerin takımlarına aynı futbolu oynatması gerçekten sıkıcı olurdu. Bu açıdan İngiliz futbolunun Marcelo Bielsa’ya sahip olması çok güzel.”

(https://www.goal.com/tr/haber/yorum-marcelo-bielsa-mimar/es95kdge5enw171g6v4k5k72y)

Önceki İçerikKongolu muhalif liderin Ankara’da olduğu açıklandı… Destekçileri ‘kanıt’ istiyor
Sonraki İçerikTwitter’da yeni dönem: Çin ve Rus haber hesapları ‘devlet-bağlantılı medya’ olarak etiketlendi