Krizin nedenleri

‘’Söyle o İsmail’e!’’ Fenerbahçe’de başkanların soyunma odalarına kadar indiği, takımlarına taktik verdiği hocalara ‘sen şöyle çekil bi kenara!’ dediği ayniyle vakidir.

 

Kürt sorununda yeniden şiddetin öne çıkmasına yol açan nedir?

 

Muhalif seslere sorarsanız, bu politika Erdoğan’ın 7 Haziran’a verdiği cevaptır. PKK’yı kriminalize ederek HDP’yi barajın altına itmeyi ve erken seçimle AKP’yi yeniden tek başına iktidar yapmayı amaçlıyor Erdoğan. Aynı çevreler Diyarbakır’da patlayan bombalardan sonra da iktidarı adres göstermişlerdi. Provokasyonun amacı Kürtleri kışkırtmak, sokaklara dökmek ve seçmeni HDP’den uzaklaştırmaktı. Fakat HDP oyuna gelmemişti bu yoruma göre.

 

Sıradan insanların bu tür “politik okumalar”ın hakikati açıkladığına inanması çok şaşırtıcı olmaz. Ancak siyasi süreçlerin merkezlerinde yer alanların; siyasi hareketlere entelektüel cephane taşıyanların bu “tahlil”lerden medet umuyor duruma düşmesi, onların konumuna ilişkin ciddi bir meşruiyet krizine işaret ediyor. Çünkü iddiası olan hiç kimse söyleyecek başka sözü varsa, sakin bir aklın ciddiye almayacağı; olguları bu denli yok sayan, neden-sonuç ilişkisini hafife alan, inandırıcılığı yerlerde sürünen açıklamalara sarılmaz. Şiddete getirilen bu “izahlar”, PKK’nın neden silahlı mücadeleyi bırakmadığı sorusuna kabul edilebilir bir cevap bulamamakla ilgilidir. 

 

PKK polisleri neden uykuda vuruyor? Neden asker ölümleri başladı? Adam kaçırmalar, baraj basmalar, pusular neden oluyor? Hangi koşullar bu saldırganlığı meşru kılıyor?

 

Dolmabahçe mutabakatının kenara itilmesi mi? Anadilde eğitimin özel okullarla sınırlı tutulması mı? Yerel yönetimlerin istenildiği kadar güçlendirilmiş olmaması mı?

 

Bunların hangisi “askerleri vurmalıyız, insanları kaçırmalıyız, halk savaşını başlatmalıyız” çağrısını haklı çıkartır? Demokrasi- barış- daha fazla özgürlük vaatleriyle seçime girerek 80 milletvekiliyle çok önemli yasal siyaset gücüne kavuşmuş bir hareketin şiddetten umduğu yarar nedir? Madem Erdoğan bu hareketi “kriminalize etmeye çalışıyor”, neden ekmeğe yağ sürülüyor? Kimsenin üstünden atlayıp geçemeyeceği sorular bunlar. Satır aralarında “yanlış yapıyorlar” diyerek, olup biteni Erdoğan’ın iktidar oyunu olarak yorumlamaya devam etmenin, asgari mantık tutarlılığıyla ilişkiyi kesmek anlamına geldiği görülmüyor olamaz.

 

Çözüm sürecinden sapılmış olmasının altında, esas olarak PKK’nın Suriye krizinden yararlanma siyaseti yatıyor. Bilerek söylenmeyen söz budur. PKK; Esad’ın sıkışmışlığı ve IŞİD varlığının, kendisine iktidar alanı açtığını düşündü. Türkiye’ye entegrasyon ve zamana yayılabilecek bir demokratikleşme perspektifine kıyasla, daha cazip bir imkân bulduğunu varsaydı. “Kürt yükselişi”nin kaldıracının Suriye’ye kaydığına inandı. Öcalan’ın açık çağrısına rağmen Türkiye’de silahlı güç bulundurmaya devam etti.  Çünkü Kandil, kendi perspektifinin çatışmasızlık politikasıyla uyumlu olmadığının farkındaydı. Çözüm Sürecinin temel mantığı PKK’nın bağımsız Kürt devleti hedefini terk etmiş olmasına dayanıyordu. En kalabalık Kürt nüfusu barındıran Türkiye’nin, büyük gövdesiyle kendi sınırlarında konumlanmış bir Kürt örgütünün Ortadoğu’da devletleşme arzusunu tehdit sayacağını görebilecek tecrübeye sahipti.

 

Ayrıca Batı’yla olan ilişkisini abarttı. Erdoğan’ın hırçın siyasetine Batı’nın verdiği tepkilere fazla güvendi. Kanımca İktidarın gücünü ve manevra yeteneğini küçümsedi.

 

PKK’nın ateşkesi bitirdiğini ifade eden eylem hattı, ne Dolmabahçe mutabakatına yapılan itirazla ne de “masa yoktur” söylemleriyle açıklanabilir. PKK, iktidara “Suriye hesaplarımı bozarsan seninle savaşırım” diyor. Çözüm Sürecinin bozulması içeride olup bitenlerle değil, Ortadoğu beklentileriyle ilgilidir. HDP’nin seçim zaferini anlamsızlaştıran akıl budur.

 

Ortadoğululaşan PKK, Öcalan’ın Türkiyelileşme projesini boşa düşürmüştür. Bu trajik çelişkiyi ancak Erdoğan kızgınlarının kabul edebileceği argümanlarla gizlemeye çalışmak da Demirtaş ve takipçilerinin sırtında kalmıştır. Bugünün terörünü meşrulaştırmak için 80’lerin Diyarbakır Cezaevi’ne kadar uzanan açıklamalara bile rastlıyoruz. Silah siyasetine anlayış göstermemiz için Kürt isyanının tarihsel nedenlerini tartışmamız teklif ediliyor. Kısacası PKK politikası, demokratikleşmede Kürt hareketine bel bağlamış olanları bile sözsüz bırakıyor.

 

Öcalan, çözümün yerli olabileceğine; Batı ile olan ilişkilere güvenilmeyeceğine, Kürtlerin aktörleşmesinin Türkiye ile çatışmaktan değil, demokratik entegrasyonun zorlanmasından geçtiğine inanıyordu. Ulus devlet yüceltmesine karşı inşa ettiği eleştiri, PKK’nın çıkış noktasından radikal bir kopuşu anlatıyordu. Bugün de aynı görüşleri muhafaza ediyor mu bunu bilmiyoruz. Fakat yaşadığımız günler, Öcalan’ın Kandil’den daha gerçekçi olduğunu düşündürtüyor.

 

Öcalan’ın stratejisinin tek üstünlüğü realist olmasında da değildi üstelik. “Savaşı durdurun” çağrısı Türklere de Kürtlere de Ortadoğu cehenneminin dışında, medeni bir hayat davetiydi. Siyasetin şiddet dışına çekilerek normalleşmesini öngörüyordu. Ayrıca, kimi patolojik seslerin ima ettiğinin tam tersine kişilikli bir duruştu. Aynı çevreler, Kürt hareketini, Batı planının cılız bir oyuncusu olarak kaderini Ortadoğu dengelerine terk etmeye çağırıyorlardı. Esas niyetlerinin ise Kürt hareketiyle AKP iktidarının karşı karşıya getirilmesi ve iktidarın çökertilmesi olduğunu gizlemediler. Çünkü demokrasiye giden yol ne pahasına olursa olsun AKP’nin iktidardan uzaklaştırılmasından geçiyordu!

 

Bugün de gözümüze “Erdoğan’ın hataları” projektörünü tutup hakikat körlüğü yaratmaya çalışanlar işte bu takım.

 

Evet; Erdoğan siyasi hatalar yaptı.

 

Evet; Erdoğan, konjonktürden siyasi gücünü arttıracak yolları bulabilecek kapasitede bir lider.

 

Ama hayır; Barış Sürecinde yaşanan krizden esas olarak PKK sorumlu.

 

HDP’nin bütün barış söyleminin içini boşaltan; onu kişiliksiz, kof bir aktöre çeviren PKK.

 

Dönüp dolaşıp sadece Erdoğan’a parmak sallayanlar ne derse desin bu hakikat ortada duruyor.