İstihbarat oyunlarının fazlaca belirleyici olduğu zamanlar genellikle halkların tarihsel gerçekliklerinin gözden düşüp değersizleştiği ve buna bağlı olarak yaşanan bir açık körlüğün egemen olduğu zamanlardır. Gizli olanı bilmenin yarattığı özgüven ve güç, duyup düşünmeyi, bakıp görmeyi fazlaca değersizleştirir. Gerçeği bildiğini sanan az sayıdaki “uzman” değerli hale gelirken kitleler sıradan rakamlara dönüşür. Bu durum, hakikati bilme yanılsamasının en dünyevi ve yanıltıcı halidir.
İstihbaratçılar, uzun süre kapalı ve gizli yaşamaktan kaynaklanan bir hakikat yanılsamasına düşerler. Savaş, gizli olan ne varsa açık ederek bu yanılsamayı hiç olmadığı kadar görünür kılar. “Savaş hiledir” sözü istihbari bir yenilgidir! Bu insanlar, hakikatin ancak gizli yollarla bilinebileceğini zannettikleri için tam da bir süre sonra sivil düşünme becerilerini yitirir -yerine savaşın gerçekliğini koyarak- gerçekle kurguyu ayırdedemez hale gelirler. (Bir istihbaratçı için savaş bir bilgisayar oyunundan farksızdır!) Esrarengiz ve ezoterik bir evrenden yetiştikleri için kariyerlerinin sonlarında üstlendikleri sivil görevlerde çok geçmeden yetersiz olduklarını belli ederler.
Hollywood yapımı filmlerde kendini sürekli tekrar eden temalar gibi Afganistan, Irak, Venezuela ve şimdi İran’da yaşananlar, hiçbir kalıcı etkisi olmayacak olan bir macera filmi gibi. (Tarihe ve kültürlere yapılan her saldırı gibi sonuçsuz kalacağı aşikâr.) Operasyonun isimleri bile filmlerden farksız: “Cesur Hücum”, “Kış Azmi”, “Karpat Vuruşu”, “Kahraman Hücum”, “Tetikteki Muhafız”… İran saldırısı için de Destansı Gazap (Epic Fury) bulunmuş -ne büyük yaratıcılık! “Fury” kelimesi özellikle önemli. Sözlük anlamı şöyle: “Kontrolsüz ve yıkıcı yoğun öfkeyi tanımlar ve mitolojik bağlamda intikam tanrıçalarını da çağrıştırır. Latince furia kökeni, delice öfkeyi kişileştirilmiş güç hâline getirir.” Bu bir “intikam” savaşı belli ki ama neyin intikamı olduğunu anlamak zor.
Amerikalılar, insanlar Hollywood filmi izleyip hamburger yedikleri için kendilerine benzemeyi çok istediklerini zannediyor olmalılar. Oysa, genel olarak dünya Amerikalıları komik, hafif, eğlenceli ve ilginç buluyor, o kadar. Hollywood filmlerinin çok izlenmesinin nedeni, zannedildiği gibi halkların Amerikalılar gibi olmak istemelerinden değil hiçbir zaman öyle olmayacaklarını çok iyi bildiklerinden. Hani, Anadolu’nun ücra bir yerine ezkaza bir turist denk gelir; şortu, şapkası, botu ve sırt çantasıyla dikkat çekici bir ilginçliktir. Ortada hiçbir neden yokken gülüşmeler başlar, bu kişiler nedensiz bir şekilde çocuksu ve komik görünmektedirler. Her yaştan insan bu çocuksu ilginçliğe durup dururken gülmektedir. Bu aslında tam anlamıyla bir doğu-batı karşılaşmasıdır!
Amerikalıların bilmesi gereken şey, çocuksu ve komik oldukları ve devasa savaş gemilerine ya da bomba atma kabiliyetlerine rağmen fazla ciddiye alınmadıklarıdır; hiçbir yetişkin, çocuklara özenmez çünkü. Hiçbir yetişkin ölümle oyun oynamaz çünkü! Her gerçek savaş, tarihi bir derinlik gerektirir ve Amerika bu nedenle çok istese de savaşabilecek bir ulus değildir. Savaş çıkarmakla savaşmak aynı şey olmadığından, Amerikan tarihi çıkarılan ama asla sonuçlandırılamayacak olan savaşlarla doludur. Bu, çok iyi silahları olan bir çocukla bir yetişkinin karşı karşıya gelmesi gibidir. Çocuk ne kadar çevik ve saldırgan olursa olsun galebe çalacak akla sahip değildir. Hiçbir savaş, oyun değildir çünkü!
Bir yetişkin, çocuk olmayı özler, zaman zaman iç geçirerek eskiyi hayal eder, içlenir, kederlenir ama asla çocuk olmak istemez. Amerikalıların doğuya cezbedici gelmesi elbette refah ve özgürlükler nedeniyledir ama karşılığında feda edilecek şey asla kadim kültürel değerler ya da uygarlıkların binlerce yıldır damıtarak getirdiği varoluşsal birikimler değildir. Amerika bu ülkeler için uzaktan izlenen bir hoşluktur, o kadar. Her kültür, tarihsel derinliği olan bir tercihler toplamıdır. Asla zorunluluk, mecburiyet ya da istenmeden katlanılan bir yaşama ve anlamlandırma biçimi demek değildir. Ne İranlılar ne Iraklılar ne de Afganlar zannedildiği gibi kendi ülkelerini Amerika yapmak istememektedirler. Amerika özgürlükleri temsil ediyorsa şayet, ilk yapacağı şey başka kültürleri ve kimlikleri özgür bırakmaktır. Aksi halde halkları, hele ki binlerce yıllık tarihi birikimi olan kültürleri hafife almak ancak bir çocuğun yapabileceği büyük bir hatadır. Afganistan savaşı sırasında Molla Ömer’in söylediği şey, bugün aynı çocuksulukla tekrarlanmaktadır: “Bugün, Afganistan’da bulunan ABD halihazırdaki gücünün kibriyle kendini oyalamakta ve kendi yazgısının öncekilerden daha iyi olacağını hayal etmektedir…Belli ki Afganistan’ın tarihini gereği gibi okumamış.” (s.26). ABD için tarih, büyük bir boşluk gibidir ve bu boşluğu doldurmak için olabildiğince savaş çıkarmak gerekmektedir. Ne var ki aynı zamanda gerçek bir mahkemedir. Romain Rolland’ın Pasifist Manifesto’da (fihrist; çev: Talat çalışkan) dediği gibi, “Bir gün, tarih, savaşa tutuşmuş her ulusun muhasebesini yapacak; her birinin hatalarını, yalanlarını ve nefret dolu çılgınlıklarını hassas terazisinde tartacaktır.”
“Kudret körlüğü”, 2007 yılında Türkçeye çevrilmiş bir kitabın bağlığı (Arkadaş yayınları, çev: Burcu Duman). Orijinal adı: Imperial Hubris; “Emperyal Kibir” ya da “Emperyal Küstahlık” diye de çevrilebilir. Eski bir Amerikan istihbarat görevlisi olan Michael Scheuer, özellikle Afganistan ve Irak müdahalelerinin içindeki büyük yanlışları, trajik hataları ve korkakça bir kibirden kaynaklanan yanılsamaları, bir istihbarat görevlisinden beklenmeyecek bir berraklıkla, “gözünü kırpmadan” anlatıyor. Bugün bir kez daha yaşandığı gibi, İslam toplumlarına karşı yapılan büyük saldırılar ve büyük haksızlıklar karşısındaki kibirli ve çaresiz Amerika’yı gözler önüne seriyor. Bu önemli kitabının başlığındaki “hubris”i ayrıca ele almak gerekiyor. Sözlükler şöyle diyor: “Kişinin sınırlarını aşan, kendine aşırı güvene dayalı kibirli tutumu anlatan sözcüktür; özellikle trajedi ve siyaset bağlamında kullanılır. Antik Yunanca hybris, tanrılara meydan okuyan küstahlığı ifade eden ahlaki bir kavramdır.”
Bir haftadır, doğunun kadim bir halkı hepimizin gözleri önünde kendisine tanrısal bir omnipotans atfeden, “tarihsiz -ve kültürsüz!- bir ülkenin” kibirli saldırılarına uğruyor. Amerikalıların söylemlerine bakılınca “hubris”in ne olduğu çok daha iyi anlaşılıyor. Şöyle laflar edilebiliyor örneğin: “Stoklarımız sınırsız.” Ya da “İspanya bize üstlerini kullanamayacağımızı söyledi. İstesek girer kullanırız.” “Dünyanın en iyi ordusu bizde.” Böyle bir sürü içi boş, her yanından kofluk okunan laf havalarda uçuşuyor. Son örneklerse en berbatları belki de; kendini bilmezlikle kendini kaybetme arasında gidip gelen bir hezeyanın çaresiz dışavurumları gibi. Amerikan Savunma Bakanı Pete Hegsethe şu cümleyi kurdu: “İslam Peygamberinin yanılgılarına saplanmış çılgın rejimler.” Son olarak, Beyaz Saray “İnanç Ofisi”nin başında olduğu söylenen kişi, “Trump’a hayır demek tanrıya hayır demektir.” diyebildi.
Scheuer’in kitabında sürekli vurguladığı gibi Amerika bu kibirli ve küstah cümleleri hep kurmuştur. İlk kez olmuyor. Afganistan ve Irak savaşlarında da benzer bir biçimde İslam’ın “radikalleşmesinin” Amerikan özgürlüklerine ve onun temsil ettiği değerlere, dünya demokrasisine büyük bir tehdit oluşturduğunu söylemişti. Oysa, Scheuer’in berraklıkla gösterdiği gibi Müslümanların Amerikan değerleriyle ya da onun temsil ettiği özgürlük ve demokrasiyle gerçekte bir meseleleri hiç olmadı. Onun gelip kendi ülkelerinin içinde yaptıklarıyla, eylemleriyle ilgili bir meseleleri vardı ve hep olacaktır. “Müslümanların ABD ulusal güvenliği için oluşturduğu hedefine kilitlenmiş ve ölümcül tehdit, Amerika’nın değerlerine kızmalarından değil, en sevdikleri ve değer verdikleri unsurların (Allah, İslamiyet, din kardeşliği ve Müslüman ülkeler) Amerika tarafından saldırıya uğradığını algılamaları (ki makul bir algılayış) yüzünden ortaya çıkmaktadır.” (s.11).
Müslüman düşüncesi genellikle başka din ve değer sistemlerini, olduğu gibi kabul etme üzerine kuruludur. Bunda kendi inancına fazlaca bağlı olma, fazlaca güven duyma da etkilidir, şüphesiz. Başlangıçta bir reddediş ve düşmanlık yoktur çünkü bu bizatihi İslam dininin herkese açık oluşuyla tezatlık içerir. Dolayısıyla “öteki” söz konusu olduğunda düşmanlık, düşünceye ya da değerlere değil eylemleredir (Bu durum kendi içinde tersine dönebilir ama bu ayrı bir yazı konusu.) Nitekim Scheuer de “Müslümanlar genel olarak dünyayı olduğu gibi kabul ederler” (s.11) dedikten sonra şöyle söyler: “İslamcı tehdide nasıl karşı konulacağı konusunda Amerikalılar için en büyük tehlikelerden biri (ABD’li üst düzey yöneticilerin de zorlamasıyla) Müslümanların bizden, yaptıklarımızdan çok, değerlerimiz ve düşündüklerimiz nedeniyle nefret ettiklerine ve bize bu yüzden saldırdıklarına inanmaya devam etmektir. İslam dünyası bize demokratik politika sistemimiz, bireysel hak ve özgürlüklerin teminatı olduğumuz, istediğimiz gibi oy verdiğimiz, düşüncelerimizi serbestçe ifade ettiğimiz ve ibadet özgürlüklerini engellemeye çalışabilecek unsurlara savaş bile açabilecek kilise ve devlet ayrılığı gibi bir ilkeye sahip olduğumuz için kızgın değil…Nedenlerden hiçbirinin özgürlüğümüz, hürriyetimiz ve demokrasimizle ilgisi yoktur. Hepsi, ABD’nin politikaları ve Müslüman dünyasındaki icraatlarıyla ilgilidir.” (s.10).
Kimsenin Amerika’ya düşman olduğu filan yoktur yani. Sadece sürekli tekrar eden bir film vardır ortada. Tıpkı Irak müdahalesi sırasında J.Bacevich’in Los Angeles Times’da yazdığı gibi: “Beyaz Saray’ın yalanlamalarına rağmen, kimse bizi bu savaşı başlatmaya zorlamadı. Bunu biz seçtik. ABD artık güç kullanmayı başvurulacak son çare olarak değerlendirmiyor. Bunun için tek bir sözcük var: militarizm.” (s.xvii). Böylesine büyük bir devlet, militarizmin pençesine düştüğünde her şey terine döner, savaş demokrasi ve özgürlükler için değil, demokrasi ve özgürlükler, militer amaçlar ve savaşlar için olmaya başlar. Ve militarizmin meşrulaştırıcısı her zaman için ideolojilerden daha fazlasıdır. İnançlar, tanrılar, tanrıçalar kol gezmeye başlar. Tıpkı ABD ve İsrail’in her defasında saldırılarının meşrulaştırıcısının hastalıklı bir din olması gibi: “İsrail ve Siyonist Hıristiyan hareketi, ABD’nin politikalarını istediği yönde idare etmesinde önemli rol oynadı. Bunu İncil ayetlerini istedikleri gibi yorumlayıp, ABD başkanları ve politikacılarının duygularını sömürerek yaptılar. B amaç için, İsrail ve Yahudilik’e, ABD ve Hıristiyanlık’a olduğundan daha sadık, çok sayıda radikal Hıristiyan çalıştırdılar.” (s.4). Esas radikalleşen belki de İslam değil dünyaya kapalı iki ezoterik dinin materyalist arzular ve yok olma korkusuyla dolu ABD değerleridir.
Müslüman ülkelerde insanlar İran rejimine ve devletine karşı ne düşünürse düşünsün, karşımızda söz konusu olan kaba silahlardan ve ekonomik üstünlüğe dayalı azgın bir kibirden başka gücü olmayan küstah bir saldırıdır ve bu söz konusu olduğunda ABD’ye yönelik bakış açısı büyük bir uzlaşıyla, Scheuer’in Irak işgali sırasında yazdığına katlanarak uymaktadır: “Amerika şimdi daha çok, Filistinli birkaç kuşağı beşikten mezara mülteci kamplarına terk eden, İsrail’i gözleri kapalı destekleyip uyguladığı Müslüman karşıtı şiddete silah ve mali destek sağlayan, Müslümanlarıysa kendilerini savunmaları için gerekli silahlardan alıkoyan, Rabat’tan Riyad’a Arap diktatörlüklerini koruyan bir ülke olarak görülmektedir.” (s.19).
ABD bu defa bütün maskelerinden sıyrılmış halde, tüm dünyanın önünde suçüstü yakalanmış haldedir, tevil edilecek, mazeret getirilecek, söylem üstünlüğü kurulabilecek, türlü oyunlarla algılar yaratılacak bir durum kalmamıştır. Bu yalnızca yitirilecek bir savaş değil çöken bir uygarlığın tanrılara karşı açtığı küstah bir savaştır.
Amerika artık, İran’da öldürülen masum kız çocukları ve Gazze’de öldürülen, yetim bırakılan, savaşın dehşetine tanık olan bütün çocukların aziz hatıraları karşısında zavallı bir ülke konumundadır.
Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?
Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.
Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.