Maria Ressa: Nobel ödüllü ilk Filipinli, hem de gazeteci, hem de kadın…

Ressa Nobel Ödülü almasının hemen ardından Rappler’da ve dünyanın dört bir köşesindeki medya organlarında yayımlanan söyleşilerinde de bu “hakikat” konusuna vurgu yapıyor. Gerçeklerin ortaya çıkarılması için uğraştıklarını çünkü uzlaşılan bir hakikatin olmadığı bir dünyanın güvenilir olmadığını anlatıyor heyecanla ve gülen gözlerle.

2021 Nobel Barış Ödülünü iki gazeteci kazandı: Filipinler’den Maria Ressa ve Rusya’dan Dmitry Muratov. 1935 yılında Almanya’nın savaş sonrası gizli silahlanma programını açıkladığı haberlerle ödüle layık bulunan Alman gazeteci Carl von Ossietzky’den 86 yıl sonra yeniden gazetecilere verildi ödül. Başka bir deyişle, gazetecilik mesleğinin barışa katkıda bulunabilmesi ihtimalinin altı çizildi.

Türkiye gündemine Nobel Barış Ödülü almasından birkaç hafta önce girdi Maria Ressa.

15 Eylül’de 2021 Hrant Dink Ödülünün avukat ve hak savunucusu Canan Arın ile birlikte Filipinli araştırmacı gazeteci Maria Ressa’ya verildiğini öğrenmiştik, üstelik yaptığı nefis “ödül konuşmasını” da okumuştuk. (http://www.agos.com.tr/tr/yazi/26189/maria-ressa-cevrimici-siddet-gercek-hayatta-da-siddet-getiriyor)

1963 yılında Manila’da doğan, bir yaşındayken babasını kaybeden ve on yaşındayken ailesiyle birlikte ABD’ye taşınan Maria Ressa Princeton Üniversitesinde moleküler biyoloji ve tiyatro eğitiminden sonra İngiliz Dili yüksek lisansı yapmış. 1986’da, diktatör Marcos’un devrilmesinin ardından Filipinler’e dönmüş ve Diliman Üniversitesinde politik tiyatro alanında çalışmış.

Sonrasında, artık 35 yılı aşmış olan gazetecilik serüveni başlamış. 18 yıl CNN’de muhabirlik, Manila ve Jakarta’da CNN haber bürosu şefliği… Güney Doğu Asya’da terör olaylarına odaklanmış bir dönem. 

2011’de önce Facebook’ta bir sayfa olarak başlayan Rappler’ı, 2021 yılında üç kadın gazeteci arkadaşıyla birlikte web’e taşıyorlar. Hayalleri “editoryal bağımsızlık”. Şu anda Rappler Filipinler’in dijital mecrada en büyük haber sitesi, bünyesinde büyük çoğunluğu kadın yaklaşık 100 gazeteci çalışıyor. Güney Doğu Asya’da her türlü baskıya rağmen bir bağımsız gazetecilik mücadelesi veriyorlar. Mücadele rasgele bir ifade değil burada, kelimenin tam anlamıyla mücadele veriyorlar. Malûm, gazeteci olmak çok zor bizim diyarlarda, kadın gazeteci olmak ise tehditlerin niteliğini de niceliğini de kat be kat artıyor.

Tıpkı Muratov’un Putin ile anılması gibi, Maria Ressa da  Filipinler’de 1980’lerin sonlarından beri siyasette önemli bir yere sahip 2016’dan beri Cumhurbaşkanı olan Duterte ile birlikte anılıyor çoğu zaman.

“2015’te, cumhurbaşkanlığı seçim kampanyası sırasında söyleşi yaptığı Rodrigo Duterte’ye, 1980’lerde, Davao şehrinin belediye başkanıyken üç kişiyi öldürdüğünü itiraf ettirdi. Rappler’daki çalışma arkadaşlarıyla, Duterte’nin ‘uyuşturucuya karşı mücadele’sindeki yargısız infazları ve insan hakları ihlallerini ortaya çıkardı; 2016’da cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından faaliyete geçen ‘trol ordusu’nu araştırırken iktidarın baskılarıyla karşılaştı. Çeşitli iddialarla, hakkında 10 kez tutuklama kararı çıkarıldı ve hapis istemiyle yargılandı. İlk sekiz tutuklamadan kefaletle serbest bırakıldı. 2019 yılının Şubat ayında ‘siber iftira’ suçundan tutuklanması, uluslararası kamuoyunca siyasi bir karar olarak değerlendirildi. Son olarak, geçen Ağustos ayında, Duterte hakkında yaptığı haberler nedeniyle açılan dava mahkeme tarafından reddedildi. Hakkındaki çeşitli davalar hâlen devam ediyor.” (http://www.agos.com.tr/tr/yazi/26172/oduller-canan-arin-ve-maria-ressa-nin)

Duterte tipik bir “hakikatin tek sahibi” cumhurbaşkanı. Daha belediye başkanıyken verdiği “vijilantizm” örnekleri cumhurbaşkanı olduğunda artık ayyuka çıkıyor. Üç kuvveti “şahsında” toplayan Duterte, diğer şahsi tasarruflarının ve baskılarının yanı sıra 10.000’den fazla kişinin uyuşturucu ile mücadele adı altında yargısız infazından sorumlu tutuluyor. Dolayısıyla dördüncü kuvvetten, dördüncü kuvvetin Filipinler’deki çok güçlü temsilcisi rappler.com’dan hiç hoşlanmıyor. Bu hissinde kendine göre gayet haklı çünkü Maria Ressa gibilerin yalınkat olguların ne olduğu ile, anayasal hakların savunulması ile, daha da fenası “hakikati” ortaya çıkarmak ile derdi var.

Ressa Nobel Ödülü almasının hemen ardından Rappler’da ve dünyanın dört bir köşesindeki medya organlarında yayımlanan söyleşilerinde de bu “hakikat” konusuna vurgu yapıyor. Gerçeklerin ortaya çıkarılması için uğraştıklarını çünkü uzlaşılan bir hakikatin olmadığı bir dünyanın güvenilir olmadığını anlatıyor heyecanla ve gülen gözlerle.

Halkın %97’sinin facebook kullanıcısı olduğu ve internetin facebook ile eş anlamlı algılandığı Filipinler’de, sosyal medyada yayılan manipülatif yalanların ve nefret söyleminin gerçeklerin üstünü örtmemesi için gazetecilerin üzerine düşen büyük sorumluluktan dolayı gazeteciliğin artık dezenformasyonla durmaksızın mücadele ederken aktivistlik yapmak anlamına geldiğinden bahsediyor. Facebook’un dünyanın en büyük haber dağıtıcısı olduğunu, öfke ve nefret söyleminin bu manipülatif yalanlar ağında hakikatin yerini almasını önlemek ve hükümet propagandasını boşa çıkarmak için “kutup yıldızı”nın arkasından koşmaya ve gerçeklerin üzerine yığılmaya çalışılan karanlığı aralamaya eskisinden de daha çok ihtiyacımız olduğunu söylüyor.

Nobel ödüllerinin arasında en tartışmalısı ve içeriğinden dolayı en siyasi olanı Barış Ödülü. Daha önce Nobel Barış Ödülü alanlara bakınca anlıyoruz bu tartışmalı durumu: Uluslararası Af Örgütü, UNICEF, Kızılhaç, savaş ve silah karşıtı kampanyalar, kurumlar bir tarafta, Martin Luther King, Henry Kissinger, Jimmy Carter, Barack Obama gibi ABD liderleri, Rahibe Teresa, Desmond Tutu, Nelson Mandela, Tenzin Gyatso, Yaser Arafat gibi efsanevi karakterler diğer tarafta… 2021 yılında iki “barış” gazetecisine verilmesinin önemi bu büyük büyük isimlere bakınca daha iyi anlaşılıyor.

35 yıllık gazeteci Maria Ressa “demokrasi ve kalıcı barışın ön koşulu olan ifade özgürlüğünü koruma çabalarından dolayı” layık görüldüğü ödülü yöneticisi ve editörü olduğu Rappler ve tüm meslektaşları adına aldığını alçakgönüllü, sağlam ve inandırıcı tavrıyla söylüyor. İyimser olmayı ve mesleğini iyi yapmayı yani iyi gazeteciliği dünyaya ödemesi gereken bir borç olarak gördüğünü de anlatıyor.

Maria Ressa, bence dünyaya olan borcunu fazlasıyla ödeyip alacaklı konuma geçmiş durumda. Aslında, yaptıkları, söyledikleri ve sürekli gülen gözleriyle, hâlâ hakikatle derdi olanlarımıza, gazeteci olsak da olmasak da, bu borç işini düşünmemizin vaktinin gelip geçtiğini de hatırlatıyor…

Önceki İçerikCumhurbaşkanı Erdoğan’ın gençlerle buluşmasının bant kaydı televizyonlardan aynı anda yayınlandı
Sonraki İçerikBeşar Esad, “Hama Kasabı” amcasını affetti: Rıfat Esad Suriye’ye döndü