Nafakaya muhtaç kadınlar olduğu sürece nafaka mağduru (!) erkekleri konuşamayız

Boşanmayla birlikte ailenin geçimi, çocukların bakımı, eğitimi gibi her türlü sorun kadınlara yüklenmiştir. Üstelik çoğu kez bu kadınların hiçbir ekonomik güvencesi de yoktur. Çocukları kadınlara zimmetleyen bu durum değişmedikçe nafaka meselesini konuşamayız.

Diyarbakır Barosu Kadın Hakları Merkezi, 2 bin 97 boşanma davası dosyasını inceleyerek hazırladığı raporu, geçtiğimiz Mart ayında kamuoyuna duyurdu. Türkiye’nin yoğun siyasi gündeminde kendine yer bulamayan rapor, nafaka konusuyla ilgili önemli veriler içeriyor. Konuya ilişkin Kadın Dayanışma Vakfı, İstanbul Barosu Adli Yardım Bürosu, Gaziosmanpaşa Adli Yardım Bürosu’nun hazırladığı raporlar da var. Birbirlerini destekleyen ortak bulgulara sahip olan bu raporların verileri, TÜİK ve Bakanlıkların verileriyle de örtüşüyor.

Raporların nafakaya ilişkin ortak bulgularını altı başlıkta toplayabiliriz

  1. Genelde boşanmayı kadın talep ediyor
    Kadınlar en çok ilgisizlik (%61), şiddet (36,4), aldatılma (%32,2), içki (%23) ve kumar (12,9) nedeniyle boşanıyor (TÜİK, 2017). 1 yıldan az olan evliliklerde boşanma oranı ise %2,6. (TÜİK, 2020).
    Boşanma verileri bize fiziksel şiddet ile psikolojik şiddetin iç içe geçtiğini gösteriyor. Yasaya göre nafaka ağır kusur ya da eşit kusur halinde ödeniyor. Bu veriler aynı zamanda boşanmadaki kusur oranını ve bu kusur dolayısıyla kadınların yaşadığı mağduriyeti de belgeliyor. Bu durumda mağduriyetlerin kadınlarda açtığı derin yaraları konuşmadan nafaka meselesini konuşamayız.
  • Boşanmayla çocukların velayetini talep eden de, velayeti alan da kadınlar

Tarih boyunca çocuklarına her şartta sahip çıkan genelde anneler olmuştur. Bu zorunluluk çarpık bir biçimde anneleri çocuğun sigortası durumuna getirmiştir. Kadınlar çocuklarını her durumda kendi hayatına öncelemek zorunda kalmış, baba evine dönerken de, sığınma evine giderken de çocuklarından vazgeçmemiştir. Bu durum boşanma verilerine de yansımakta.


Kadın Dayanışma Vakfı’nın raporuna göre çocuklarının velayetini talep eden kadınların oranı %90. Diyarbakır Barosu’nun verilerine göre ise kadınlar %74,3 oranında çocuklarının velayetini alırken, erkeklerde bu oran %17,1’e kadar düşmektedir.

Boşanmayla birlikte ailenin geçimi, çocukların bakımı, eğitimi gibi her türlü sorun kadınlara yüklenmiştir. Üstelik çoğu kez bu kadınların hiçbir ekonomik güvencesi de yoktur. Çocukları kadınlara zimmetleyen bu durum değişmedikçe nafaka meselesini konuşamayız.

3-Boşanan kadınlar eşlerine göre hem eğitim, hem de ekonomik olarak dezavantajlı konumdalar

MEB verileri, kızların eğitim oranının erkeklere göre düşük olduğunu gösteriyor. Ancak eğitimli olsalar da kadınların istihdama katılma oranlarının çok düşük olduğunu biliyoruz. Bunun bir nedeni de yaşlı, engelli, hasta ve çocuk bakımında kadınlara duyulan ihtiyaç. Diyarbakır Barosu’nun raporuna göre, 112.000 kadın yaşlı bakımı için, 260.000 kadın kreşlerin pahalılığı nedeniyle, 900.000 kadın “Çocuğuma ben bakmalıyım” düşüncesiyle işinden ayrılmak zorunda kalmış. Tüm bu sorumlulukları kadınlara toplum olarak biz yüklüyor, onları toplumun ve ailenin yaralarına merhem olmaya biz teşvik ediyor, hatta zorluyoruz. Ancak boşanma söz konusu olduğunda nafakayı bir külfet gibi gören yine bizleriz. Toplumun bu konforlu yaklaşımı kadınlar aleyhine bir çifte standart oluşturuyor. Önce kadınların ev içi emeğinden faydalanıp boşanmanın ardından “git, çalış, kendine bak”, demek ne tür bir vicdanın sesi olabilir.  Kadınların ailedeki bu merkezi konumu değişmeden nafaka meselesini konuşamayız.

Kadın Dayanışma Vakfı’nın raporuna göre boşanma davası olan kadınların %45’i herhangi bir gelire sahip değilken, bu oran erkeklerde sadece %5.  Asgari ücretin üzerinde çalışan kadınlar %12,1 iken, bu oran erkeklerde %44,3’tür. Bu tablolarda bir denge oluşmadan, kadın istihdam sorunu çözülmeden, kadın-erkek arasındaki ekonomik eşitsizlik giderilmeden nafaka meselesini konuşamayız. 

4-Yoksulluk nafakasına hükmedilen dosya sayısı az

Her boşanma davasının nafakayla sonuçlandığı algısı tamamen bir manipülasyondur. Yoksulluk nafakasına hükmedilen dosyalar ortalamanın da altındadır. Örneğin; İstanbul Barosu’nun incelediği 160 dosyadan sadece 20’sinde, Gaziosmanpaşa Adli Yardım Bürosu’nun incelediği 665 başvurudan sadece 71’inde, Diyarbakır Barosu’nun incelediği 1897 dosyalardan sadece 342’sinde yoksulluk nafakasına hükmedilmiştir.

Yoksulluk nafakasına yapılan başvurular bunun çok üzerindedir. Kadınların yoksulluk nafakasına muhtaçlığı giderilmeden nafaka meselesini konuşamayız.

  • Nafaka miktarları yoksulluk hatta açlık sınırlarının bile altında

Nafaka alan kadınlar için güllük gülistanlık bir durum da söz konusu değil.

Zira yoksulluk nafakası miktarının genel ortalaması 200-300 TL civarında. Daha az bir kesim ise ortalamada 500 TL civarı nafaka alıyor.
Kadın Dayanışma Vakfı’nın raporunda sadece %2’lik kesimin 2000 TL üzerinde nafaka aldığı tespit edilmiş. Diyarbakır Barosu’nun raporunda ise, 270 dosyadan sadece iki tanesinde nafaka miktarı 3.000 TL’nin üzerinde.

Nafaka miktarlarının açlık/yoksulluk sınırında olmasına rağmen bu paraya bile ihtiyaç duyan kadınlar olduğu sürece nafaka meselesini konuşamayız.

  • Nafaka yükümlülerinin yarısından fazlası nafakalarını ödemiyor
    Nafakaya hükmedilmiş olması nafaka alacağınız anlamına da gelmiyor.

Çünkü, nafaka yükümlülüğünü düzenli yerine getirenlerin oranı sadece %20,7. %50,7’si ise hiç ödeme yapmıyor. Bu durumu “Canım istemiyor” şeklinde açıklayanların oranı %40.

Bu durumda sorun nafaka değil, yükümlülerin ödeme yapmamasıdır. Eğer konuşulacaksa “canı istemediği” için ödeme yapılmamasını konuşmalıyız.

Halk süresiz nafakayı destekliyor

Ocak 2020’de KONDA’nın 3594 kişiyle yaptığı saha araştırmasına göre her 10 kişiden 7’si yoksulluk nafakasını da, iştirak nafakasını da destekliyor. Çünkü yaşanan boşanmalara ve boşanmaların mağdur ettiği kadınlar ve çocuklara en fazla şahitlik eden bizzat toplumun kendisi. O yüzden nafaka meselesinde halkın sağduyulu sesine kulak vermek gerekir.

Nafakanın yükümlülerini mağdur ettiği iddiası ispata muhtaçtır. Nafakaya muhtaç kadınların varlığı ise verilerle desteklenen apaçık bir gerçektir. Nafaka mağdurlarının (!) yasadan “süresiz” ibaresinin kaldırılması ve nafakanın 1 ila 5 yıl arasında sınırlandırılması talebi bu şartlarda kabul edilebilir değildir. Halkın beklentileriyle uyumlu da değildir.

Ruhunda açılan yaralar, yanında boynu bükük çocuklarla yeniden evlenmeyi hayal bile edemeyecek kadınlar olduğu sürece nafaka mağduru (!) erkeklerin yeniden evlenme zorluklarını konuşamayız.
Hakkaniyete uygun olan, yasadan “süresiz” ibaresi kaldırılmadan, somut olay adaleti çerçevesinde hâkimin nafakayı süreli ya da süresiz bir biçimde takdir etmesidir. Nafaka yükümlüsü olup “canı istemeyenlerle” devletin muhatap olması, ödemelerin devlet aracılığıyla yapılması gerekir. Böylece temiz ayrılık ilkesi hayata geçirilmiş, yükümlüyle alacaklı arasındaki olası ihtilaflara ve bu ihtilafların şiddete dönüşmesine fırsat verilmemiş olur. Ve asıl olması gereken kadının sosyo-ekonomik şartlarının iyileştirilmesi ve kadın yoksulluğunu ortadan kaldıracak politikaların hayata geçirilmesidir.

Kadınları başkalarının eline bakacak durumdan çıkarmadan yoksulluk nafakasının sınırlandırılmasını konuşamayız/konuşmamalıyız.

Not: Bu çalışmadaki veriler, Diyarbakır Barosu, İstanbul Barosu, Gaziosmanpaşa Barosu kadın hakları ya da adli yardım bürolarının hazırladıkları raporlar ile Kadın Dayanışma Vakfının hazırladığı raporlardan alınmıştır.

Önceki İçerikKılıçdaroğlu: “Binlerce kişinin ölümünün sorumlusu Erdoğan”
Sonraki İçerikOsmaniye Başsavcılığı, iddiaları reddetmek için yaptığı açıklama ile olayı doğruladı