Parantez ve bir yol haritası: önümdeki sekiz on yazı

 

[1 Aralık 2018] Neyin neresindeyim? Güvenli kıyılardan derin sulara daha fazla açılmadan, kerteriz alıp bir rota çizmekte yarar var. Marksizm ve ahlâk konulu 12 yazı yazdım (18 Temmuz – 25 Kasım 2018), araya tek tük başka şeyler de sokarak. Ardından, OKTÖ’den söz etsem mi diye düşündüm (= Osman Kavala Terör Örgütü). Belki ciddî sanılır diye vazgeçtim. Onun yerine, (1) Hukuk ve ahlâk diye bir şey çiziştirip (27 Kasım), tablonun bütününe daha soyut ve genel planda işaret etmeyi denedim. Oradan da, hukukun araçsallaştırılması, keyfîleştirilmesi ve manipüle edilmesi bakımından 20. yüzyılın ilk yarısından günümüze, ister sağdan ister soldan nelerin gölgesinin uzandığına girdim. (2) Bir hukukçu: Carl Schmitt örneğine eğildim (28 Kasım).

 

Bu yeni dizi epey uzayacak gibi. Onun için, nasıl planladığıma değineyim biraz. Elinizdeki kısa notu (3) kabul edersek, şimdi sırada (4) Nazizmin habercilerinden Heinrich von Treitschke var. Önce biraaz tanıtıp (6) Treitschke'de savaş ve devlet fetişizmi’ne geçeceğim. Sonra Türkiye’nin, Alman proto-faşizminden kuvvetle etkilenen kendi İttihatçı proto-faşistlerini hatırlatacağım: (7) Treitschke ve Ömer Seyfettin. Gürbüz Özaltınlı’nın bugünkü (1 Aralık 2018) “Adanmışlık” yazısından hareketle, herhalde (8) Ömer Seyfettin’in intihar bombacısı Ali/Aleko’ya değinmeden geçemiyeceğim. Bu Türkiye yan pistini, (9) Tarihçilikte Prusyacılık – Ömer Lütfi Barkan ve Heinrich von Treitschke ile tamamlayacağım.

 

Oradan, gene döneceğim totaliter savcı ve yargıç portrelerine: (10) Bir hukukçu: Roland Eisler; (11) Bir hukukçu: Otto Thierack; (12) Bir hukukçu: Andrey Vyshinsky. Sonuncu örnek, beni bir kere daha Sovyetlere götürüyor. Yakın zamanda Sabancı Üniversitesi’ne bağlı Sakıp Sabancı Müzesi’nde, çok önemli bir “Rus Avangardı” sergisi açıldı (gidip görmenizi öneririm). Serginin henüz yayınlanmadığını sandığım katalogu için, uzunca bir deneme yazdım, hem İngilizce hem Türkçe. Siyasî “öncü”nün sanatın “avangard”ını nasıl ezdiğini anlatmaya çalıştım. Kültür ve sanat alanında Zhdanov ne ise, hukuk alanında da Vyshinsky aynı şey benim için. Yollar kesişiyor. SSM’nin katalogu o zamana kadar matbaadan çıkmış olursa, kendilerinden izin alıp (13) [Once Upon a Time in Russia]’yı; (14) [Bir Zamanlar Rusya'da]’yı ve Mussorgsky’nin “Bir Sergiden Tablolar”ına nazire, (15) [Bir sergiden panolar]’ı, peşpeşe bu siteye taşıyabilmeyi umuyorum.  

 

Şimdilik kafamdaki son aşama, (16) Proto-faşizm ve organik lider teorisi. Haftada iki, bazen üç yazı yazabilsem ve/ya yükleyebilsem… 2019 Ocak ayının ortaları veya üçüncü haftasında bitiririm sanıyorum.

 

Şimdi aklıma geldi. Ne tuhaf, 11 yıl önce Taraf’ta da bir bakıma buna çok benzer bir yol haritasıyla başlamışım yazmaya. O sırada vesayet rejimiyle mücadele sürüyor. Almanya’nın 1918-1933 arasında yaşadıklarına benzetmişim. Bu konuda ne gibi kaynaklara başvurabiliriz, ben nasıl bir tarih literatürü içinde geziniyorum kabilinden, programatik denebilecek Mütevazi bir kitap listesi’yle başlamışım, Okuma Notları köşeme. 9 Kasım 2007’de yazmışım, 15 Kasım 2007’de, Taraf’ın ilk sayısında yayınlanmış. Bir Kronik: Weimar Türkiyesi (Kitap Yayınevi, 2008), s. 11-13’te yer alıyor. 

 

“Benim oğlum bina okur, döne döner gene okur.” Başka şey bilmediğimden olmalı; on küsur yıl sonra kendimi hâlâ benzer sorunlar ve kavramlarla uğraşıyor buluyorum.

 

Önceki İçerikDört adam, bir efsane (*)
Sonraki İçerikTreitschke’nin dünyası: liberalizmden milliyetçiliğe ve millî devrimlere