PKK ile yeni mücadele stratejisi

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “bundan sonra terörle daha farklı bir strateji ile mücadele edeceğiz” sözlerinden sonra, PKK’ye karşı izlenecek stratejinin yeni boyutları, medyaya yansıdı. Söz konusu strateji, beş maddeden oluşuyor.

 

Birinci madde, sivil toplum örgütü/örgütleri içinde faaliyet yürüten unsurlarla mücadele etmeyi amaçlıyor. Bu madde bize, PKK’nin toplumsallaşma amacıyla başlattığı sivil faaliyetlerin tasfiye edileceğini söylüyor.

 

İkinci madde, halkın içinde gizlenmiş, örgüte destek veren “kripto” kişi ya da gruplarla mücadele etmeyi hedefliyor. Bu maddeyi şu şekilde anlayabiliriz: PKK’nin örgütlenmede, eylemlerinde ve lojistik faaliyetlerinde destekleyici yani milis gücü olarak kullandığı unsurların üzerine gidilecek.

 

Üçüncü madde, belediyelere ya da kamu kurumlarına sızmış unsurlarla mücadele edileceğini söylüyor. Bu madde, PKK’ye yakın duran orta sınıfın kabul edilebilir sınırların dışına taştığında hedef alınacağını gösteriyor.

 

Dördüncü madde PKK’ye her ne sebeple olursa olsun ekonomik destek verenlerle mücadeleyi düzenliyor. Bu maddeyi açımlamaya gerek yok; ne demek istediği gayet sarih.

 

Beşinci madde PKK’ye sınır ötesi operasyon düzenleneceğini taahhüt ediyor.

 

Temel amaç, sosyal izolasyon

 

Yeni stratejiyi masaya yatırdığımda benim gördüğüm şu: PKK ile mücadelede iki yöntemden oluşan bir strateji belirlenmiş.

 

Birinci yöntem, stratejik seviyede caydırıcılık sağlamak. Bu stratejinin içeriğini sanırım şu duygu oluşturmuş: Size bir sınır çiziyoruz. Bu sınır, sivil hedeflere yönelmemeniz, stratejik ekonomik çıkarlarımıza dokunmamanızdır. Eğer bu sınırı geçerseniz ana karargâhınız ve liderleriniz hedef olur… Bu suretle, askeri strateji belirleyen, savaşı koordine eden ana beynin işlevsiz bırakılması amaçlanıyor.

 

İkinci yöntem, operasyonel seviyede caydırıcılık yaratmak. Bu yöntemin esası PKK’yi taarruzda değil savunmada tutmak. Buna bağlı olarak bir diğer enstrüman da PKK’nin toplumla kurduğu temas ve iletişim kanallarını tasfiye etmek. Amaç örgütü toplumdan izole bir hale getirmek; askeri ve silahlı unsurlarını toplumsal hayattan kopararak yalnızlaştırmak. Toplumdan örgüte, örgütten topluma gidiş-gelişleri önlemek… Bu amaçla orta ve üst ekonomik sınıf da mücadele kapsamına alınmış. Böylece PKK sosyal tabanının aktif moddan pasif moda geriletilmesi amaçlanmış.

 

Serhildanlar için ön tedbir

 

Belediye ve kamu kuruluşlarında çalışan, ağırlıklı olarak sendika ve derneklerde örgütlenen orta sınıfın kaderi, bugüne kadar iki kesim açısından da hep tartışmalıydı. Örgütün çözümlemelerinde oportünist sınıf denen, devletin ise rantçılar olarak tanımladığı ve yaklaştığı bu sınıf, ne örgüte ve ne de devlete yaranabilmişti. Ancak siyasette yükselme hırsları onları ağırlıklı olarak PKK-HDP siyasetine yaklaştırmıştı. Bu da PKK-HDP çizgisine toplum içinde aktif olma, meşruiyet bulma, toplumu yönlendirme kabiliyeti kazandırıyordu. Hattâ bazı kesimlerde bu durum “PKK orta sınıftan yararlanacağına orta sınıf PKK’den yararlandı” esprisine dahi neden olmuştu. Şimdi devlet ilk kez bu kesimin PKK-HDP çizgisi ile flört eden unsurlarının hedef alınacağını açıklıyor.

 

Devletin PKK’nin sosyal network’una dokunacak olmasında, PKK’yi yalnızlaştırma siyasetinin yanısıra “PKK’nin sosyal tabanının serhildanları” olasılığına yönelik tedbir alma ihtiyacı duymasının da etkili olduğu anlaşılıyor. PKK’nin halkla temas sağlayan kategorilerinin tasfiye edilmesinin, örgütün halkı ayaklandırma kabiliyetini de olumsuz etkileyeceği düşünülüyor.

 

Unutulan veya açıklanmayan iki boyut

 

Medyaya yansıyan ancak ayrıntılarına hakim olamadığımız bu stratejinin bize yansıtmadığı iki boyut var. Birinci boyut artık Türkiye’nin mücadele yöntemi, araçları ve tarzını etkilemeye başlayan Rojava’nın Türkiye’nin içini etkileme kapasitesine dair ne tür tedbirler düşünüldüğünün açıklanmaması. İkinci boyut ise sivil ve siyasal alanda ne tür “kazanımcı” adım ve politikaların izleneceğinin tanımlanmaması.

 

Artık kabul etmek gerekir ki Kürt toplumunun yüzde 30’luk bölümünü politize olmuş, politik bilinç kazanmış, kendisini bir örgütlülük içinde ifade etmek isteyenler oluşturuyor. Bu insanların politik arzularına yanıt verecek siyasal açılımlara gidilmemesi, bu kesimlerin başka ne şekilde kazanılacağı sorusunu gündeme getiriyor. Örneğin bu toplumsal kategorinin politik arzularına yanıt verecek etkili politik enstrümanlar (mesela sosyal, siyasal ve kültürel haklar ıskalasını genişletecek adımlar) devreye sokulacak mıdır? Zira içinde ana dilin de yer aldığı tanınacak haklar ıskalası, politize olmuş kesime şiddet yoluna ısrar etmek isteyenlerin niyetlerini sorgulatabilir. Ancak “politize olmuş sosyal kesiti PKK’yi destekleyecek şekilde kendisini ifade edecek araçlardan mahrum bırakmak yeterlidir” deniyorsa, bunun kısa vadede kazanımları olabilir — ancak uzun vadede ne getirip ne götüreceğinin iyi hesaplanmalıdır. Tüm bu tesbitler bize, stratejinin üçüncü ayağının, yani taktik caydırıcılık ayağının olmadığını veya oluşturulmadığını gösteriyor.

 

Öyle veya böyle; devlet PKK’ye karşı verdiği mücadeleyi derinleştiriyor. Amaç örgütü 1999 sınırlarına çekebilmek, eylem yapamaz hale getirebilmek. Dolayısıyla da barışa mecbur bırakmanın yolları aranıyor.