Rahip Aho ve Rahip Martens…

Geçen hafta Rahip Aho’nun hikayesini yeniden hatırladığımız günlerde Deutsche Wella’da bir başka rahibin hikayesi ile karşılaştık. Bu sefer hikaye Almanya’da geçiyor. DW twitter hesabında 13 Nisan 2021’de paylaşılan tweet’te şu ifadeler vardı: “Berlin'de bir rahip ülkesine geri gönderilmesi öngörülen mültecileri kilisesinde barındırarak mahkeme kararlarına karşı çıkıyor. (Rahip) Martens son 15 yılda yaklaşık bin mülteciye kilisenin kapısını açmış.”

13 Nisan 2021 tarihinde, her gün benzerlerini görmeye artık alışık olduğumuz bir kampanya başladı change.org’da: “Rahip Aho’ya Özgürlük”

Yukarı Mezopotamya’nın en eski kiliselerinden biri olan Mor Yakup Kilisesi Mardin Nusaybin’de, Suriye sınırına birkaç yüz metre uzaklıkta. Burada görev yapan Rahip Aho 9 Ocak 2020’de göz altına alınmış, ertesi gün tutuklanmış, 14 Ocak 2020’de de tutuksuz yargılanmak üzere bırakılmıştı. Tutuklanma gerekçesi bir itirafçının ifadeleri ve jandarma tarafından tutulan bir tutanak. Rahip Aho “örgüt üyesi” olmakla suçlandı ve dava geçen hafta sonuçlanırken “örgüte yardım” suçundan 2 yıl 1 ay hapis cezası aldı.

Geçen hafta başlayan kampanyada, “Sadece değerlerine göre hareket eden, isteyenlere ekmek ve su veren Rahip Aho hakkındaki tüm suçlamaların düşürülmesini ve kendisinin Türk hükümeti tarafından serbest bırakılmasını talep ediyoruz” deniliyor.

Günlerden bir gün bir terör örgütü mensubu üyesi olduğu rivayet edilen birinin teslim olduğu ve “pişmanlık yasasından” faydalandığı rivayet olunuyor. Bu terör örgütü üyesi bazı iddialar ileri sürüyor: “Manastıra gittiğimizde ekmek ve su alırdık.”

Üstüne bir de jandarma tarafından bir tutanak düzenleniyor: “7 HPG’li manastıra girdiler.”

Bunun üzerine manastırda yaşayan rahip ve çevresindeki kişiler yaklaşık 1.5 yıl önceye uzanan iddialar dolayısıyla göz altına alınıyor. Üstelik iddiaların gerçekliğine dair olgusal kontrol imkanları da fazla sorgulanmıyor. Tutanakta İHA’larla çekilmiş görüntülerden bahsediliyor ama bu görüntülere ulaşmak, her ne hikmetse, mümkün olmuyor, avukatlar bile ulaşamıyor.

Bu ve benzer suçlamalarla karşılaşmak hepimiz için ihtimal dahilinde. Gizli bir tanık bir gün sizin hakkınızda da gizli gizli bir şeyler söyleyebilir, pişmanlığını beyan ederken sizin üzerinizden iddialarda bulunabilir. Bu iddialar daha önceden savunduğunuz ve aklandığınız şeyler de olabilir. Sürekli kendinizi temize çıkarmak zorunda kalabilirsiniz.

İşte, Rahip Aho Bileçen da bu tip şeylerle uğraşıyor birkaç yıldan beri. 2018’de işlendiği iddia edilen suçla ilgili jandarma manastıra geliyor, Rahip avukatları aracılığıyla yaşananları anlatıyor:


“2018 yılında iki örgüt mensubu manastıra geldi. Benden yemek istediler. Ben de verdim. Daha sonra bu tespit edilmişti. Bunun üzerine dönemin Jandarma Komutanı Metropoliti devreye koyarak benimle görüştüler. Ben inkar etmedim. Olayın tekrar yaşanmaması için güvenlik önlemi alınmasını istedim ancak herhangi bir güvenlik önlemi alınmadı. Tutanak tutulmasının ardından konunun kapatıldığını sanıyordum. Kim kapıma gelirse veririm. Dini ve felsefi olarak vermem gerekiyor. Rahip olduğum için de yalan söyleyemem. Ben bunu herhangi bir örgüte yardım etmek için değil, inancım gereği yapıyorum. Felsefi anlamda ben ihbar da edemem. Dini anlamda da böyle. Ben zaten manastır dışına çıkamam.”

Daha sonra da manastıra erişimin engellenmesi talebini tekrarlıyor. Malum sınır bölgesinde yaşanıyor her şey, sınır güvenliğini sağlamak ise bir rahibin yapabileceği bir iş değil. 

Sefer Bileçen Süryani bir rahip. Doğum yeri İstanbul. Dini eğitimini büyüdüğü yer de olan İstanbul’da almış. Sonrasında yurt dışında yaşamış bir süre.

Rahip olduktan sonra, “kardeş” anlamına gelen “Aho” kelimesini de eklemiş ismine. Şimdilerde daha çok Rahip Aho olarak anılıyor.

2010’ların başında tamamen kendi isteğiyle tüm Süryanilerin anayurt saydığı Tur Abdin’e (Mardin bölgesine) yerleşmiş. 2013 yılından itibaren ise Mor Yakup Manastırını mesken tutmuş. Az sayıda Süryani köylüyle birlikte manastırı ayağa kaldırmışlar. Hem fiziki mekan olarak hem de insanların mutlulukla gidip geldiği bir merkeze dönüştürerek. Aslında insanın kimliğine ve inançlarına nasıl sahip çıkabileceğinin alçakgönüllü hikayesini anlatıyor bize Rahip Aho. Ama maalesef hikayenin sonu şimdilik sınırları çok belirsiz bir suçla ilişkilendirilmeye ve cezaevine çıkıyor.

Geçen hafta Rahip Aho’nun hikayesini yeniden hatırladığımız günlerde Deutsche Wella’da bir başka rahibin hikayesi ile karşılaştık. Bu sefer hikaye Almanya’da geçiyor. DW twitter hesabında 13 Nisan 2021’de paylaşılan tweet’te şu ifadeler vardı: Berlin’de bir rahip ülkesine geri gönderilmesi öngörülen mültecileri kilisesinde barındırarak mahkeme kararlarına karşı çıkıyor. (Rahip) Martens son 15 yılda yaklaşık bin mülteciye kilisenin kapısını açmış.”

Mülteciler, kilisede kaldıkları süre boyunca ülkelerine geri gönderilemiyor. Rahip Martens kendisi ile yapılan söyleşide, kiliseye, dolayısıyla kendisine sığınan mültecileri korumasını ve Almanya mahkemelerinin kararlarını uygulamamasını Almanya’da yaşamanın da verdiği özgüvenle rahatlıkla savunuyor: “Bu konuda hiçbir kaygım yok, istiyorlarsa beni hapse atsınlar… Karnı aç birine yemek vermek yerine, ‘İsa seni seviyor’ deyip aç yollamak nasılsa bu durum da aynı. Birisinin hayatının tehlikede olduğunu görürsem ve bu konuda bir şey yapmazsam inandırıcılığımı kaybederim.”

Mardin Nusaybin sınırındaki manastırda yaşayan Rahip Aho ile Almanya’da Berlin’de bir kilisede yaşayan Rahip Martens inançlarını ve inançları dolayısıyla yaptıklarını aynı ilkelerle savunuyorlar.

Rahip Martens açıkça Almanya yargısının kararlarının by-pass edilmesine yardımcı olurken, kilisesinde görevine ve günlük hayatına devam ediyor. Rahip Aho ise makûl şüphenin kolaylıkla akla getirilebileceği bir konuda belirsiz ve ucu cezaevine açılan suçlamalarla karşı karşıya,

Demokrasi, inanç özgürlüğü ve adalet bir tarafta, inandırıcılık diğer tarafta. Türkiye’de azınlık bile sayılmayan Süryanilerin nefes alma çabaları ise ortada duruyor. Şimdilik bu kadar.

Önceki İçerikMesleğim yazarlık
Sonraki İçerikİçimdeki oda