Siyaset, yolsuzluklar ve ahlaki üstünlük

Pragmatik çalımlar, önce kurulup sonra bozulan ittifaklar, koşullara göre bir çırpıda ters yüz edilen sözler; daha neler neler… Bunların hepsi siyasetin “fıtratında” var, biliyoruz. Yadırgamıyoruz, yargılamıyoruz. Siyaset, hele bu coğrafyada kıran kırana yürüyen ölümüne bir güç kavgasından başka bir şey değil. Neredeyse her yol işletiliyor ve herkes biliyor ki altta kalan imha edilir. Naif bir ahlak takıntısının bedeli “Kellenizdir… Haklı mevtalar kulübü”ne yazılırsınız.Bunlar tamam da… Ne olursa olsun siyaset; samimiyet, inandırıcılık ve ahlaki üstünlük ölçütlerine aldırışsız duramaz. Paradoks gibi gözüküyor, fakat değil. Hangi manevrayı yaparsanız yapın; attığınız adımı topluma izah etmek zorunluluğundan muaf kalamazsınız. Gözünü size dikmiş tek tek insanların akılları ve vicdanlarında kabul görme ihtiyacınız vardır ve bu durum doğru ahlaki zeminde durmayı önemli kılar. Siyasi rakiplerinize kulaklarını ve duygularını kapatmış, gönülden size bağlanmış toplulukların olması “ahlaki üstünlüğün” işlevini azaltmaz. Çünkü en inanmış taraftar bile, desteklediği, aidiyet kurduğu siyasetin attığı adımlarla, savunduğu değerlerle gurur duymak ister. Hiç kimse toplumda yalıtılmış, kapalı devre dünyalara sıkışmış yaşamıyor. Her bir insan için özgüven çok önemli ve bu, samimiyet, inandırıcılık ve ahlakla yakından ilgili.Bu kadar soyut bir vaazın sebebi hikmeti, kolayca tahmin edilebileceği gibi, yolsuzluk iddialarına karşı AKP’de ağırlık kazanan siyasi tutumun bende yarattığı rahatsızlık.Kimilerine sarsıcı, incitici ve sert gelecek ama açık söyleyeyim; bence son iki hafta içinde tanık olduğumuz yoğun medya kampanyası ve öne çıkartılan siyasi figürlerin söylemiyle, AKP ilk kez ahlaki üstünlüğü sorgulanır bir yöne savruldu. Medya korkunçtu; kaş çatıp tıslayarak konuşmayı kararlılık gösterisi zanneden “kumpas tespit uzmanı” siyasetçiler ise ürpertici…Basılı gazete satın almayı aylar önce bıraktım. İnternet sitelerinden takip ediyorum ve köşe yazarlarını okuyorum. İlk kez dayanamadım 4 ve 5 Ocak günlerinde gittim bayiden Güneş, Star, Akşam, Sabah, Yeni Şafak ve Türkiye gazetelerini satın aldım. Evde satır satır okudum. Ve bu gazeteleri hayatımın sonuna kadar saklamaya karar verdim. Yeni Şafak ve özellikle de Türkiye gazetelerinin hakkını yemeyelim. Türkiye gazetesi “Kumpas” kampanyasına hiç katılmadı. Yeni Şafak ise insana “kerhen yapıyorlar” duygusu verecek bir mesafeden dokundu konuya.Diğer dört gazetenin tamamında manşetten verilen ve bütün baş sayfaya yayılan “haber”, “darbe girişimini” ifşa ediyordu. Ortada haber falan yoktu elbette. Hepimizin bildiği bir siyasi tez, bir analiz, “gerçek bir olgunun açığa çıkartılması” diliyle anlatılıyordu.Bize söylenen şuydu: “17-25 Aralık darbesi Anayasa Mahkemesi aracılığıyla sürdürülmek isteniyor.”Bu bir haber falan değil. Bu bir siyasi açıklama; bir yorum…Peki haklı bir tez olabilir mi? Evet olabilir. Gülenist hareket bakanların yargılanmasından yarar umuyor olabilir. Anayasa Mahkemesi’nin kararını etkilemeye çalışabilir.Ama durun bakalım; bakanlar suç işlememişlerse, ortada yolsuzluk, rüşvet yoksa bu darbeyi nasıl başaracaklar? Yeni bir durumdan, aniden ortaya çıkan tehditten bahsetmiyoruz ki! Bu meseleler bir yıl önce patladı. Açık ve sert bir siyasi mücadelenin merkezine oturdu. Toplum bu açık darbe girişimini gördü, Erdoğan’a ikna oldu ve onu darbecilere teslim etmedi. Bu farkındalığı, araya girmiş iki çok önemli seçimi, Gülen’in itibar ve inandırıcılığında oluşan ağır hasarı yok mu sayacağız?Bu günün koşullarında yürütülecek şeffaf bir yargılamayla, 17 Aralık’ın kirli puslu ortamında kurulan soruşturma tuzakları aynı şey mi? Bu günün Anayasa Mahkemesi ile, kendini Cemaat’e adadığı paçasından akan güvenlik ve yargı kadrosunu bir mi tutacağız? Onların en parlak zamanlarında başaramadıkları darbeyi, şimdi Anayasa Mahkemesi ve Haşim Kılıç mı başaracak? Hem de ortada yolsuzluk ve rüşvet yokken; hem de bakanlar masumken; hem de toplumun gözü önünde, medyanın ışığı altında…“Bakanlar masum fakat Anayasa Mahkemesi darbeci” tezinin bence hiçbir inandırıcılığı yok.Bu tezin inandırıcı olmaması, birazcık sağduyusu olan her insanın aklına “bakanlar suç işlemiş, AKP yıpranmak istemiyor” düşüncesini getiriyor. Başlangıçta açık bir gerçeği haklı biçimde ifade eden darbe tezi, giderek yolsuzlukların örtülmesi için araçsallaşmaya başlıyor. Ahlaki üstünlüğün kaybedilmesi dediğim pozisyon işte tam da bu.Darbe savuşturulana kadar bütün dikkatin darbe üzerine odaklanması, en yüksek sesle topluma ifşa edilmesi zorunluydu ve tamamen meşruydu. Darbenin de darbecilerin de beli büküldü. Bugün hâlâ, iki ay sonra emekliye ayrılacak olan Haşim Kılıç’ı parmakla gösterip yolsuzluk iddialarını yargı dışı tutmak ahlaki olarak taşınacak bir yük değil.Peki, bakanlar masum değilse? Ortada tatsız tuzsuz işler var ve deliller inandırıcı ise?Bu durumda darbe başarıya ulaşabilir mi?Hayır ulaşmaz. O tren kaçtı. Anayasa Mahkemesi önünde, her bir bakan hakkında ortaya dudak uçuklatacak kanıtlar saçılsa AKP’yi destekleyen kitleler gözünde Gülenist darbenin gerçekliği ve anlamı değişmez. AKP, bakanlar rüşvete bulaşmış ve yargılanıyor diye oy kaybetmez.“Evet,yapmışlar ve Gülen bu yolsuzlukları kullanarak hükümetimizi düşürmeye çalıştı. Darbeye direndik fakat yolsuzluklara da göz yummayız. Herkes yaptığının bedelini ödesin…” AKP’nin söylemi bu olmalıydı. Bu söylemin samimiyet, inandırıcılık ve ahlaki üstünlük açısından değerini tartışabilir misiniz?Bu söylemin sahibi bir AKP, seçmen tarafından cezalandırılır mıydı sizce?Daha tehlikeli bir soru sorayım: Bu söylemin AKP’yi asla aşındırmayacağını, bakanları yargıya göndermek yerine Anayasa Mahkemesi’ni darbe uzantısı ilan ederek korumaya alan siyasetin kurucuları göremiyorlar mı?En tehlikeli soruyu sona sakladım: O halde neden bu yolu seçtiler?Bu soruları şunun için soruyorum: Bunlar, sıradan, dürüst işleyen, kendini ya da başkasını kandırma derdi olmayan insan düşüncesinin seyir haritasını gösteriyor. Ben düşünüyorsam, ben kuşkulanıyorsam, ben bir köşeye kaydediyorsam biliniz ki milyonlarca insan da bunu yapıyordur. Sizleri seven, sizleri en uygun seçenek gören, sizlerin kaybetmesini istemeyen milyonlardan söz ediyorum. Yeminli düşmanlarınızdan değil…Bu soruları; düşüncenin makul seyrini ve ürettiği şüpheleri görün.Görün ve hiçbir partinin, hiçbir liderin tartışılmaz olmadığını, yanılmazlık ve kutsallık taşımadığını kabul edin.Eleştirmekle yıkmak arasındaki fark kadar önemlidir bunu görmek…