Sur ve Cizre’yi “Barzani yıkmış”!

Bir süre önce KCK eşbaşkanı Besê Hozat, “Sur, Cizre, Nusaybin ve Yüksekova'yı KDP/Barzani yıktı” diye bir açıklamada bulundu. Pek çok haber sitesinde yer bulan bu açıklamalar, nedense yoruma tabi tutulma bâbında Kürtlerin ilgisini pek çekmedi. Yurt içinde ve yurt dışında yüzlerce haber sitesine sahip olan Kürtler, bu konuda sessiz kalmayı tercih etti. Acaba bu sessizlik bir onaylama mıydı, yoksa ciddiye almama mıydı? Doğrusu ben de pek anlayamadım. 

 

Kürtlerin üzerinde durmadığı bu konu, Türkiye basınında yer bulmuş ve Diriliş Postası gazetesinden Fatih Sevgili, 20.06.2016’da Dilşad Derkari’den yaptığı uzun bir alıntıyla Mesut Barzani’nin hendek ve barikatlar konusundaki tutum ve düşüncelerini özetlemiş.

 

Şimdi Dilşad Derkari’nin 22.04.2016 tarihinde kaleme aldıklarına bir göz atalım: “10 Aralık 2015 tarihinde. Bölgede henüz operasyonlar başlamadan önceydi. Barzani Ankara’da Yüksekdağ başkanlığındaki HDP heyeti ile bir toplantı yaptı. Toplantıdan önce Barzani, Türkiye yetkililerinden operasyonu bir süre ertelemeleri, bu süre içerisinde belki diyalog ile hendeklerin kapatılabileceği yönünde bir ricada bulunmuş; Türk yetkililer de Barzani’yi kırmamış operasyonları ertelemişti. Başkan Barzani bu toplantıdan sonuç alacağını ve HDP’nin halkı ateşe atmayacağını umuyordu.

 

“Barzani toplantıda HDP heyetine, bölgede yaşanacak bir savaşın en çok Kürtlere zarar vereceğini; hendek kazmanın, çoluk çocuğun içine bomba yerleştirmenin mantığını anlamadığını, kendilerinin yıllarca Irak ile savaştıklarını ama asla bu savaşı sivillerin içine taşımadıklarını ve kaldı ki iki asker veya polis öldürerek de Türkiye devletine zarar veremeyeceklerini söyledi.

 

“Barzani, yarın Kürt çocuklarının cesetlerini sokaklarda görmek istemiyoruz; hemen hendekleri kapatıp sivillerin içinden çıkın dedi. Başkan özellikle sağında oturan Leyla Zana’ya bakarak konuşuyordu.

 

“Konuşması biter bitmez solunda oturan Yüksekdağ söze başladı: ‘Önerileriniz için teşekkür ederiz. Yalnız bunlar bizim iç işlerimizdir ve başka birilerinin müdahale etmesi doğru değildir. Halkın devletle de bir sorunu yoktur, sorun AKP ve saraydır, bunun tek çözümü de AKP’nin istifa etmesidir. AKP istifa edene kadar sokaklarda direnmeye devam edeceğiz. Bu sorun Türk halkının iç meselesidir, dışarıdan müdahale etmenizi kabul etmeyiz’ dedi ve sözü bitirdi.

 

“Başkan Barzani, ayağa kalktı ve Zana’nın elini sıkarken ‘Tarihinden ders çıkarmayan tek halk Kürtlerdir’ dedi ve çıktı.”

Bu konuşmadan birkaç önemli şey öğrenmiş oluyoruz.

 

(1) Türkiye Cumhuriyeti ve AK Parti iktidarı, çocuklar ölmesin ve kan dökülmesin diye, Başkan Barzani’nin ricası üzerine operasyonları ertelemiş. Bu durumda “PKK müdahale etmese de devlet yine savaş çıkartacak ve bu şehirleri yıkacaktı” görüşünün doğru olmadığı anlaşılıyor. Ayrıca hendek kazılmayan ve barikat oluşturulmayan yerlere müdahale edilmemiş olması da bu tezi destekliyor.

 

(2) Barzani, Türkiye Kürtlerinin hak ve özgürlük mücadelesini, daha ilk günden itibaren sivil ve demokratik siyaseti esas alarak sürdürmelerini söyledi; her durumda demokratik mücadele ekseninden ayrılmamalarını önerdi. Hendek siyasetini, daha ilk günden itibaren yanlış bulan ve şiddetle karşı çıkan Barzani, ne şekilde Sur ve Cizre’nin yıkılmasına sebep oluyor?

 

(3) Barzani’nin özellikle Leyla Zana’ya dönerek bu sözleri sarf etmiş olmasının anlamı şudur:  “Sevgili Leyla, bu halkın içinden çıkmış, acı ve sevinçlerini en iyi bilen ve bu dava uğruna tam on yıl cezaevinde kalmış biri olarak sağduyulu davranın; Kürt çocuklarını, Türk evlatlarını ölüme göndermeyin, Kürtlerin evlerini yıktırmayın, Kürtleri sürgün ve yaban ellerde perişan etmeyin.” Ancak maalesef ne Leyla Zana ne de HDP içindeki diğer vekiller, bu konuda sağduyulu siyasi bir tavır benimsemediler, insani ve vicdani bir tutum sergileyemediler. 

 

(4) Barzani’nin çıkarken Leyla Zana’nın elini sıkıp “Tarihinden ders çıkarmayan tek halk Kürtlerdir” sözünü sarf etmiş olması da ayrıca önemlidir. Maalesef Kürtlerin çoğu tarihini bilmez. Oysa sadece Barzani Hareketinin ve Irak Kürtlerinin tarihini bilmiş olsalardı, asla 7 Haziran sürecinden sonra demokratik siyaset ekseninden sapmaz ve şiddet tuzağına düşmezlerdi.

 

(5) Bir neo-Kemalist olarak Figen Yüksekdağ, kaybedilen Kemalist iktidarı tekrar yeniden inşa etmek amacındadır. Tabii ki onun derdi AK Parti iktidarıyladır; ona göre, Kürtlerin dil hakları ve hak mücadelesi, Kemalist iktidarı yeniden kurma sürecinde dile getirilebilir. Mustafa Kemal de öyle yapmış, hattâ Kürtlere özerklik sözü vermişti.

 

(6) Figen Yüksekdağ’ın Kürt halkının sözcüsü ve temsilcisi olarak Mesut Barzani’nin yanına oturması ve Barzani’ye “bunlar bizim iç işlerimiz” demesi de anlamlıdır. Lâkin Kürt, buradaki derin anlamı;  Kürt hareketi içindeki Truva atlarını ve Odysseus aklını da anlamaz. Figen Yüksekdağ’ı Mesut Barzani’nin yanına oturtan “akıl” Kürtleri daha çok çeşmenin başına “susuz” götürüp, tekrar “susuz” geri getirir (deyimin Kürtçesi: Tî bir ser avê anî). Aynen 7 Haziran seçimleri sonrasında olduğu gibi.

 

(7) Eğer Kürtlerin derdi devletle değil, bu ülkede Kürt meselesini çözme anlamında ilk defa bir irade sergilemiş olan AK Parti’yle ise, bu işte bir terslik var. Öyle ya; zavallı Kürt, bir zamanlar bu ülkedeki bütün dindarların ve bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan’ının bile Kemalist devlet aygıtının mağdurları olduklarını nereden bilecek! “O bir daha muhtar bile olamaz” sözünü nereden hatırlayacak ki!

 

(8) KCK Yürütme Konseyi üyesi Rıza Altun da “Kürt devleti istemiyoruz; KDP'nin bağımsızlık oyunu bozulmalı” diyor. Tabii ister istemez insanın aklına şu da geliyor: Eğer IŞİD saldırıları olmasaydı, kim bilir belki de bu akıl, 1992’de olduğu gibi, Kürtler pardon “ilkel milliyetçiler” devlet kuruyor diye Irak Kürdistan’ına saldırırdı. Kürtler yeni bir “birakujî”( kardeş savaşı) yaşardı.

 

(9) Cemil Bayık da “Kürt devleti istemek gericiliktir; Kürtler devlet ve iktidar istemiyor, Kürtler iktidar ve devlet sizin olsun diyor” demekte. Anladık, Kürt devleti gericilik; devlet herkes için mubah, ancak Kürt için günah — ama o halde niye devlet bünyesindeki bir “özyönetim” için bunca kan dökülüyor, şehirlerimiz yerle bir ediliyor?  (Gerçi Figen Yüksekdağ, bütün bunların AK Parti’yi iktidardan düşürmek için yapıldığını söylüyor ve açıkça da savunuyor.)

 

(10) Sahi, Sur, Cizre, Nusaybin ve Yüksekova’yı Barzani mi yıktı? Sen gel, Hewlêr’i (Erbil) bir dünya başkenti yap, sonra kalk, Cizre ve Nusaybin’i yık!