Tarih hızlandı yeniden: Kuzey Afrika’da son gelişmeler üzerine notlar

Tunus, Fas, Cezayir… Bu ülkelerin adının son aylarda medyada sıklıkla geçmesi tesadüf değil. Magrip’te Fransa Cumhuriyeti’nin yeni sömürgecilik zincirinden kurtulmak isteyenler, Afrika’da ciddi atılımlar yapan Çin Halk Cumhuriyeti’ne yaklaşıyor. Rusya Federasyonu yanında Türkiye Cumhuriyeti’nin de bölgesel bir orta güç” olarak Afrika’da etkinliğini artırması Fransa’nın tepkisine, kıskanmasına yol açıyor.

Tunus’ta İslamcı partiler, dernekler, sendikalar ve benzeri örgütlerle, Cumhurbaşkanı ile hükümetin, ordunun, polis teşkilatının önemli bir bölümünün temsil ettiği laik devlet arasındaki öteden beri dinmeyen gerilim sürüyor. Cumhurbaşkanı, 25 Temmuz’da ordunun desteğiyle “devlet içi hükümet darbesi” yaptı. Anayasal olarak hükümeti görevden alma yetkisi var. Ama otuz gün içinde yeni hükümeti ataması lazımdı. Bunu yapmadı.  Seçimlerin ne zaman yapılacağını da açıklamadı. Anayasal hakkını kullandı ama yarattığı fiili durumla bütün yetkileri elinde topladı. Bu fiili durum nereye kadar ve nasıl gider göreceğiz.

Arap baharları arasında doğuş/taban/yaratıcılık ilkelerine en az düzeyde de olsa uyan, ender devlet olarak Tunus özgünlüğünü koruyor. Ama Burgiba’dan beri yerleşmiş ve gittikçe kötüleşmiş devlet alışkanlıkları da değişmiş değil. Sistem değişmiyor. Değişse bile gelişmiyor. Bu arada son müdahalede Covid belasının yol açtığı, akıl almaz boyutlara ulaşan ölüm ve hasta sayısının da rolü var. Turizme kapıların sınırsız açılması ciddi bir acemilik ve tutarsızlıktı.

Cezayir yangınları ve Fas

Cezayir, Berberilerin oturduğu bölgelerde ve Fas sınırında Atlas dağlarındaki yangınlardan Fas hükümetini sorumlu tutuyor. Berberilerin geniş özerklik talebini savunan “yasa dışı” siyasi örgütleri desteklemekle suçluyor, ciddi hiçbir belge göstermeden. Bu nedenlerle Cezayir, Fas Krallığı ile diplomatik ilişkilerini kesti. Geçmiş on yıllarda, 1963’te ve 1976’da, bu iki devlet bir sınır meselesi ve Batı Sahra’nın bağımsızlığı konuları üzerine kısa süreli savaşmışlardı. Her iki devletin tutumları (bilhassa Cezayir), iç dertlerini (kitlesel gösterilerle kendinden söz ettiren sıkı muhalefet) unutturmak için dış macera arıyor dedirtiyor. Fas’ın İsrail’le diplomatik ilişkiler kurması ve iki hafta kadar önce büyükelçiliğinin açılışı için İsrail Dışişleri Bakanı’nın Fas’ı ziyareti gerilimi biraz daha artırdı… Trump’un giderayak Batı Sahra’nın Fas eğemenliği altında olduğunu resmen tanıması da aynı etkiyi yapmıştı.

Magrip (Kuzeybatı Afrika): Gerilim tırmanıyor

Fas’ın egemenliğini seksen kadar devletin tanıdığı Batı Sahra’daki geniş toprakların bağımsızlığı için mücadele eden ve bu toprakların bir bölümünde devlet hücresini genişleten Polisario (örgüt/devlet-parti/gerilla-ordu) Cezayir tarafından başından beri ve kesintisiz destekleniyor. Fas ve Cezayir yeniden savaşır mı? Fas “Grand Maroc” (“Büyük Fas”) rüyasından uyanır, Batı Sahra halklarının kendi kaderini kendilerinin tayin etmesine evet der mi?

Magrip’te Fransa Cumhuriyeti’nin yeni sömürgecilik zincirinden kurtulmak isteyenler, Afrika’da ciddi atılımlar yapan Çin Halk Cumhuriyeti’ne (ÇHC) yaklaşıyor. ÇHC Afrika’da birçok devlette, örneğin (1980’lerde iki yıl ders verdiğim) Nijer’de (Nijerya Federasyonu değil, uranyumu ile ünlü Nijer’de), alışılmış diplomasisini yürütüyor: Devletlerin kapısını çalmasını bekliyor. Sonra alt yapı ve üst yapı yatırımlarıyla geliyor ve “yerleşiyor”. Bu konuda son yıllardaki örneklerden biri Kenya’dır: Özel olarak incelenmeye değer.

Afrika ve Magrip’te Fransa İmparatorluğu kalıntıları temizlenirken veya tek tek çökerken ÇHC birinciliği almak üzere. Yeri gelmişken ekleyeyim: ÇHC, deniz filosunda ABD’yi geçerek, birkaç ay önce ilk kez bir konuda birinciliği kazandı.

Rusya Federasyonu yanında Türkiye Cumhuriyeti’nin de “bölgesel bir orta güç” olarak Afrika’da etkinliğini artırması Fransa’nın tepkisine, kıskanmasına yol açıyor. Türkiye sadece Libya’da etkili değil, birçok ülkede ciddi yatırımları var ve “din kardeşliği” bu alanda da rol oynuyor.

Toparlamak için, jeostratejik açıdan, özetle şu birkaç nokta öne çıkıyor:

Magrip’te (Batı’da) ve Maşrik’te (Doğu’da), Fransa’nın dayanak noktaları azalıyor. Sadece sözle meseleleri çözmeye, “dostu” da düşmanı da medyalarla ikna etmeye çalışan, Magripli ve Maşrikli devletlerin “adamı gözünden tanıyan” yöneticilerinden zayıf not alan bugünkü cumhurbaşkanı ile Fransa dibe vurmak üzere. Diplomasi “müsamereye” gelmez. İş, faaliyet, kalıcı ve olumlu sonuç şart.

ABD, 1940’ların başından itibaren Fransa’nın yerini doldurmak için çabaladı. Magrip’te yürümedi. Veya istediği ölçüde yürümedi. “Büyük Orta Doğu Projesi” tarihin trajikomik bir tiyatro oyunu olarak maziye karıştı. Afganistan’daki fiyaskodan sonra ABD yeniden “izolasyon” politikası mı uygulayacak? Örneğin Ukrayna yöneticileri Afgan örneği sonrasında panikteler. ABD onlara ve herkese “yardımım, desteğim sonsuza kadar süremez. Önce kendiniz mücadele etmeyi, savaşmayı öğrenmelisiniz” mesajı veriyor. Anlayana.

ÇHC, dünya liderliğine oynarken Afrika’da birinci olmak üzere.

Rusya Federasyonu Suriye ve Irak’ta yaptıklarıyla yeni askeri üsler ve iyi notlar topladı jeostratejik açıdan inanılmaz adımlar attı: Suriye-Türkiye sınırında bile askeri var! Daha ne olsun? Akdeniz yakasında da üsleri.

Tarih hızlandı yeniden. Tarih yeniden koşmaya başladı.

Önceki İçerikBir soruya cevap (3) Eski Yunan’da fahişelik ve oğlancılık
Sonraki İçerikÜlkü Ocakları ve kolluk kuvvetleri arasında ziyaret trafiği yoğun