Bir soruya cevap (3) Eski Yunan’da fahişelik ve oğlancılık

Gene Attika bölgesinden, siyah zemin üzerine kırmızı figürlü bir çömlek dekorasyonu. Solda yetişkin, sakallı bir erkek, bir “erastes” (sevici diyelim). Sağda genç bir oğlan, bir “eromenos” (Osmanlı karşılığı mahbûb olabilirdi). Livata yok; başka her şey var. Resmin sadece üst tarafını verebiliyorum. Daha aşağıda, Eski Yunan’ın “paiderastia” kültürüne özgü, duhulsüz bir eşcinsel ön-sevişme yaşanıyor.

[30-31 Ağustos 2021] Kadınlar toptan eve kapatılır, kamusal alandan neredeyse tümüyle dışlanırsa ne olur? Cinsiyetler arasında günlük temas kalkarsa? Kadınlar ve erkekler birbirini göremezse, konuşamazsa, sohbet edemezse, buluşamazsa, gezinemezse, yürüyemezse, birlikte hiçbir sosyal aktiviteye katılamazsa? Kur yapamazsa? Sevemezse, sevilemezse? Dengi dengini, beğenen beğendiğini ya da beğenilen beğenenini bulamazsa? Mutlak iktidar, ahlâkın ve mülkiyetin bekçisi erkeklerin — babaların ve kocaların elinde toplanmışsa?

Beklediklerinin bir bakıma tam tersi olur aslında. Meydan bir yanda özel, kurumlaşmış fahişelere (hetair’lere ve geyşa’lara), diğer yanda erkek eşcinselliğine kalır. Kadın eşcinselliği de vardır anlaşılan, ama ikinci plana itilir; şair Sappho değilseniz, Thukidides’in sessiz ve görünmez olmasını istediği kadınlar kadar sessiz ve görünmez olur. Erkekler kendi eşcinselliklerini över, terennüm eder, resmini boyar, heykelini yapar, şiirini yazar. Gel zaman git zaman, kültür değişir. Modernite ve Batı değerleri gelir. Eşcinsellik, ahlâksızlık sayılmaya başlar. O sonraki kuşakların, aslında ataları kadar kadın düşmanı, kadını kapatma ve kadına hükmetme yanlısı erkekleri, ne diyeceğini bilemez yüzyılların bu ahlâksızlığı karşısında. Kimi susar. Kimi yok sayar. Kimi arızîydi, istisnaydı, münferit bir olaydı der. Hem dinî inançlar, hem millî tarih baskı altına alır bilimsel vicdanı. Kimse, bunun erkekler yüzünden olduğunu, patriyarka yüzünden olduğunu, erkeklerin ahlâkçı tahakkümünün bu şekilde geri tepip şimdi ahlâksız sayılana yol açtığını aklına bile getirmez. (Bir bakın, Türkiye’de İstanbul Sözleşmesi feshedilsin diye kıyamet koparan kâh İslâmcı kâh ulusalcı erkeklere.) Hem eşcinselliği kınama ve yasaklamaya, hem de kadınları daha fazla ve daha fazla tahakküm altında tutmaya (en azından denemeye) devam ederler.  

*          *          *

Osmanlı’dan (diyelim Kanunî’den, Nedim’den, Lâle Devri’nden) yaklaşık iki bin yıl önce, Arkaik (İÖ 800-500) ve Klasik Çağların (İÖ 500-300) Atina’sı ile hemen bütün diğer Antik Yunan kent-devletleri, çarpıcı biçimde tanıklık ediyor bu sosyal belirlenime. (1) Gizlisi saklısı yok bu eşcinsellik olayının. Herodot da yazıyor, Platon da, Ksenofon da, Aristo da, daha bir yığın ünlü düşünür de. (2) Cinsel yönelim (tercih) bir kimlik göstergesi oluşturmuyor. Eski Yunan toplumunda, seks ilişkilerinde kişilerin cinsiyeti değil ön planda kaydedilen. Önemi olan, (cinsiyeti ne olursa olsun) her katılımcının cinsel eylemde oynadığı rol: aktif mi, pasif mi olduğu. Bu aktif/pasif kutuplaşmasına hükmeden veya boyun eğen sosyal konumlar karşılık geliyor: bir yanda erkeklik/erkeksilik, yetişkinlik ve yüksek statü; diğer yanda kadınlık/kadınsılık, gençlik ve daha aşağı sosyal statü. Osmanlı’yla çarpıcı bir paralellik arzediyor.

(3) Gene Osmanlı’da da olduğu gibi, konumuz tamamen kentler ve kentliler. Kırsal alan ve köyler değil. Orada, tarımsal üretim ve yaşam koşulları içinde mekânsal ayrışma ve  kadınların kapatılması olanaksız. Bu, sosyo-ekonomik bir mesele. Köy yeri sınıfsal açıdan yoksullukta yeknesak. İster Eski Yunan, ister Osmanlı’da, ne kadınları tarlada, bağda bahçede çalışmaktan alıkoyabilirsiniz, ne de kâh eğitilmiş fahişelerle eğlenmeye, kâh oğlancılığa vakit ve kaynak ayırmaya takatiniz olabilir. Şehirlerde ise hepsi mümkün; üstelik, servet ve statü merdiveninde yukarı çıktıkça daha mümkün ve daha yaygınlık kazanıyor. 

(4) Nasıl yani? Eski Yunan’da erkek eşcinselliğinin en yaygın ve sosyal hayatta ağırlıklı bir yer tutan biçimi, paiderastia. Kelimesi kelimesine “oğlan sevicilik” anlamına geliyor ve günümüz İngilizcesindeki pederasty terimi de buradan geliyor. Şu farkla ki, bu sözcüğün ve Türkçedeki oğlancılık karşılığının günümüzdeki olumsuz çağrışımlarını taşımıyor paiderastia. Tersine, bir tür yetişme-yetiştirme, rehberlik ve mentor’luk kültürüyle bütünleşiyor. Evlilikteki yaş farkına daha önce değinmiştim (30’larındaki erkekler 14’ündeki kızları alıyor). Aynı yaş farkı, paiderastia’da da söz konusu. Yetişkin bir erkek ile ergenlik çağındaki bir oğlan çocuğu arasındaki ilişki olarak tanımlanıyor. Yetişkin erkeğe erastes, oğlan sevgilisine de eromenos deniyor. “Oğlan çocuğu”nun konvansiyonel tanımı, henüz tamamen sakal bırakacak durumda olmaması (bu sakal/sakalsızlık meselesi de ilginç, Osmanlı’yla karşılaştırmalar açısından). Geleneğe göre, pederastik ilişki çocuğun/gencin vücudu tamamen kıllanıncaya kadar devam edebiliyor. Bu da 12 – 21 yaş arasına tekabül ediyor. Yetişkin erkeklerin 12 yaşından küçük çocuklarla böyle bir ilişkiye girmesi uygunsuz sayılıyor.

(5) Yukarıda da işaret ettiğim gibi, paiderastia sırf (eş)cinsel bir ilişki değil; yetiştirme, rehberlik ve sosyalizasyon boyutlarını da içeriyor. Yetişkin erastes’in, genç eromenos’unu sevmesi, eğitmesi, koruması ve onun için bir rol modeli oluşturması lâzım. Ödülü ise sevgilisinin gençliği, güzelliği ve gelecek vaadi. Oraya giden yolda ise, yetişkin erkeğin hoşlandığı oğlana kur yapması; karşılığında ise gencin hemen teslim olmayıp kendini bir süre esirgemesi bekleniyor. Bu bekleme (sözlülük? nişanlılık?) dönemi, çocuğun, talibinin kendisiyle sadece seks amacıyla ilgilenmediğine, aralarında gerçekten duygusal bir bağ olduğuna ve rehberlik sorumluluğunu yerine getireceğine güvenebilmesi için gerekli kabul ediliyor.

(6) İşin salt cinsel boyutunda, Osmanlı’daki erkek eşcinselliği ile önemli bir fark var. Anal seks istenmiyor. Başka tür sevişme ve cinsel tatmin oyunları meşru sayılıyor. Erastes’in eromenos’una duhul etmesi, paiderastia’nın ruhuna aykırı. Pasif partneri eziyor, aşağılıyor, dolayısıyla toplumsal normlara ters düşüyor. Aktif/pasif rol ve konumlar, anal seksteki rollere göre değil, biraz önce de izah ettiğim gibi, yaşa, statüye ve iktidara göre belirleniyor.

(7) Eski Yunan’da, yetişkinler arasında anal seks içeren erkek eşcinselliği de yaygın. Fakat paiderastia paradigması içinde yer almıyor. Yetişkin erkeğin erkekliği, masculinity’si çok önemli. Anal seks ise, yaş ve statüye bağlı aktif/pasif rollerin üzerine bir de kadınlaştırma katıyor. Paiderastia’dan geçen ve çıkan gençler, ilişkiyi bitirdiklerinde genellikle kadınlaşmış kabul edilmiyor. Sonraki hayatlarında, pederastik ilişkideki pasif konumlarını tersyüz edip, bundan böyle kendi eromenos’ları karşısında üst ve aktif konuma yerleşecekler. Yetişkinliğe eriştiği halde eşcinselliği sürdüren ve hele anal sekste pasif role giren erkekler ise “kendi kendini kadınlaştırmış” diye horlanıyor. Ama aktif konumdakiler böyle bir damgalamaya maruz kalmıyor.  

(8) Yukarıda 4-5-6’da özetlemeye çalıştığım ideal haliyle paiderastia, Atina ve diğer bazı kent-devletlerinde, sosyal hayatta önemli bir yer tutuyor. Daha ziyade üst sınıflar, elit, aristokrasi nezdinde, toplumu ve devleti bir arada tutmaya yarıyor. Günümüz tarihçiliğinde, bir kent-devletinin bütün yetişkin erkek vatandaşlarının, peşpeşe dizilmiş saflardan oluşan ağır piyade phalanx’ında yanyana yer almaları ve omuz omuza mızrak-kalkan savaşı vermeleri ile o kent-devletinin (demokrasisinin) yaşama gücü arasında bir tamamlayıcılık, bütünleyicilik ilişkisi kurulmakta. Şimdi benzer bir ilişki, devlet (kent yönetimi) ile paiderastia arasında da öneriliyor.   

(9) Bu da bizi erkek eşcinselliğinin Eski Yunan ordularındaki rolüne getiriyor. İşin iki yönü var. İlki, zaten yaygın olarak konuşulan ve edebiyatta dile getirileni. Bu da, sevgililer yan yana daha iyi savaşır ve birbirini korur, kollar; hiçbiri geri çekilmez fikri. Bu gerekçe veya tasavvurla, erkek sevgili çiftlerinden oluşturulan askerî birimlere erken bir tarihten itibaren rastlanıyor. Kendisi de hem komutan, hem tarihçi, üstelik bir de filozof olan Atinalı Ksenofon (İÖ 430 – 354), erkek eşcinselliğinin kendisini eleştirmeksizin, bir organizasyon ilkesi haline getirilmesine karşı çıkarken, işin içine bir kişisel güvensizlik veya kıskançlık boyutunun girebileceğine dikkat çekiyor: “… sevdikleriyle yatıyor ve sonra da savaşta onlarla yan yana yer alıyorlar… bizim [Atinalılar] için ayıp olan şey, onlar [Elisliler veya Thebaililer] için yerleşmiş bir âdet… sevdiğin kişiyi yanına koymak, bir güvensizlik işaretini andırıyor… Spartalılar… sevdiklerini o kadar mükemmel davranış modelleri haline getiriyor ki… kendi sevgilileri değil de yabancılarla yan yana konuşlandırılsalar bile, yoldaşlarını terketmekten utanç duyuyorlar.”

Ksenofon’un, İÖ 360 dolaylarında kaleme aldığı, Sempozyum [Şölen] başlıklı, Sokratik ve Sokrates taklidi diyalogunda geçen bu pasajda, Thebai’ye ve Thebaililere değinmesi boşuna değil. Epaminondas (İÖ 418-362), Antik Thebai’nin en ünlü generali ve devlet adamı. Sparta’nın Peloponez Savaşı’nda Atina’yı yenerek ulaştığı üstünlüğü kırıp, yerine kısa süreli de olsa bir “Thebai hegemonyası” kurmasıyla ünlü. Yunan kökenli Roma tarihçisi Plutarkhos’un (İS 46-119) çok sonra aktaracağına göre, iki erkek sevgilisi var: Asopikhos ve Kafisodoros. İlki, Epaminondas’ın Sparta’ya karşı İÖ 371’de kazandığı Leuktra muharebesinde öyle korkusuzca savaşıyor ki, sonradan dikilen zafer anıtını kalkanında resmetme ayrıcalığı tanınıyor. İkincisi, yani Kafisodoros ise İÖ 362’de Mantinea’da Epaminondas ile omuz omuza savaşıyor. Birlikte ölüyor ve (Eski Yunan’da sadece evli kadın-erkek, karı-koca çiftleriyle sınırlı olması gereken bir törenle) birlikte gömülüyorlar.

Epaminondas’un önde gelen komutanlarından Pammenes de, erkek sevgililerin birlikte savaşmasından yana. Gene Plutarkhos’tan öğreniyoruz ki, Homerik destanlarda geçen Akha liderlerinden (Pylos kralı ve bilgeliğiyle ünlü) Nestor, Pammenes’e bakılırsa hatâ etmiş, Yunanlılara kabileler halinde saf tutmayı öğütlemekle. Âşıkları ve sevgililerini bir araya getirse daha iyi edermiş. “Zira tehlike ağır bastığında aynı kabilenin erkekleri pek bir değer biçmez yekdiğerine. Ama aşk temeline dayalı dostlukların perçinlediği bir birim [savaşçı grubu] altedilemez.”

Bunun somut bir örneği de var, Thebai’nin en görkemli günlerinde. Hieros Lokhos, Kutsal Birim veya Kutsal Grup anlamına geliyor. 150 erkek sevgili çiftinden oluşuyor ve Thebai ordusunun en seçkin birliği kabul ediliyor. Narratif kaynaklarda, Epaminondas tarafından kurulduğu, gene Epaminondas’ın bir başka muharebede göğsünü siper edip ölümden kurtardığı bir diğer erkek sevgilisi Pelopidas’ın kumandasına verildiği ve Leuktra zaferinde tâyin edici rol oynadığı kaydediliyor. Ama Thebai ile Sparta birbiriyle didişirken, kuzeyde Makedonya yükselişte. Mantinea’dan sonra her ikisi zayıf düştüğünde, Filip (Filippos o Makedon; Büyük İskender’in babası; İÖ 382-336) çıkıyor sahneye. İÖ 338’deki Kharonea muharebesinde Thebai’yi mağlup ve bu arada Kutsal Birimi (sonuna kadar dövüştükleri için) toptan imha ediyor. Zaferden sonra savaş meydanını gezerken, yan yana savaşıp ölen erkek sevgililerinin cansız bedenleri karşısında, biraz Sparta ahlâkçılığını hedef alarak, “Lânet olsun, bu adamların utanç duyulacak herhangi bir şey yaptığı veya yaşadığını düşünenlere” diyor (bkz Plutarkhos’ta Pelopidas bölümü).  

(10) Filip’in Sparta’ya lâf çakması, bir bakıma Sparta’nın ikiyüzlülüğünden kaynaklanıyor. Bir yandan, agoge diye bilinen gayet katı bir eğitim sistemi söz konusu. Sparta vatandaşlarının (Spartiates) erkek çocukları, 7-14, 15-19, 20-29 diye üç yaş grubu şeklinde bu amansız eğitim ve disiplinden geçiyor. Çok genç bir yaştan itibaren, birlikte yaşıyor, birlikte yatıp kalkıyor, birlikte yemek yiyor (ve yiyecek çalmayı öğreniyor), âdetâ 19. yüzyılda Baden-Powell’ın “izcilik” adı altında yeniden icat edeceği, bugünün Survivor dizilerine taş çıkartan bir “vahşilik” öğrenimi görüyorlar. Bu genel çerçevede, 12 yaşından itibaren onlar da paiderastia’ya katılıyor, yani üst yaş gruplarından bir yetişkinin oğlan sevgilisi oluyor. Biraz sonra, özellikle ikinci yaş kademesinden itibaren, phidition denen, kulüp-kışla-yatakhane-yemekhane bileşimi birimlere dahil oluyor ve savaşa da bu müfrezeler halinde katılıyorlar. Yedikleri içtikleri ayrı gitmiyor. Ve ancak 30 yaşından itibaren hem kendilerine bir toprak kleros’u verilip mülk sahibi yapılıyorlar, hem de evlenip aile kurmalarına izin veriliyor.

Osmanlı’da devşirme usulünü ve sonra bu yolla toplanan içoğlanlarından bir kısmının verildiği yeniçeri ortalarını düşünün. Keza son derece homojenleştirici, farklı düşüncelerin oluşmasına imkân vermeyen her iki sistem büyük benzerlikler arzediyor. Bu yekpare erkek ortamında, yıllar boyu erkek eşcinselliği de alıp yürüyor tabii. Osmanlılara, bu yazı dizisinin Eylül ortaları faslında tekrar döneceğim. Öte yandan Sparta hakkında şöyle bir problem de var: Ksenofon gibi tarihçilerin aktardığına göre, İÖ 9. yüzyılın efsanevî yasa koyucusu Likurgos, şiddetle kınamış ve yasaklamış erkek eşcinselliğini. Bu yüzden, resmî Sparta söylemleri bölünüyor gerçek ile gerçek-sonrası arasında. Direnciyle ünlü Sparta phalanx’ının bir dönem yenilmezliğinin ardında, phidition’da örülen erkek aşkları hem var, hem yok. Hem Thebai ile benzer şeyler yapıyor ve yaşıyor, hem de onları küçümsüyorlar. Makedonya kralı II. Filip biraz bunu imâ ediyor.

(11) Eski Yunan kültüründe, (a) yetişkin erkekler arasında derin duygusal bağlar ne zamandan beri mevcut? (b) Savaşa ve savaşçılar dünyasına nasıl yansıyor? Bir soruya cevap (1) yazımda (25 Ağustos 2021), başlık resmi olarak kırmızı figürlü bir Patroklos-Akilleos sahnesini kullanmıştım. İlyada’nın en dramatik episodlarından biridir. Akhaların en büyük kahramanı Akilleos, bir ganimet paylaşımı anlaşmazlığı nedeniyle krallar kralı (veya yüksek kral) Agamemnon’a küsüp çekilmiştir çadırına. Troyalılar bunu fırsat bilip saldırır ve Yunanlıları denize dökecek gibi olur. Akilleos’un en yakın silâh arkadaşı (Kitab-ı Dede Korkut ölçüleriyle konuşacak olursak, inak’ı veya inançlı’sı diyebileceğimiz) Patroklos gelip yalvarır, bari savaş arabanı ve Myrmidon’larını (özel savaşçı-muhafız maiyetini) ver de ben katılayım diye. Akilleos kabul eder, Patroklos savaşa girer, pek çok Troyalıyı öldürür, ama sonunda kendisi Troyalı Hektor tarafından öldürülür. Akilleos çılgına döner bu yüzden. Agamemnon’a küslüğünü unutur. Zırhını kuşanıp savaşa katılır. Hektor’u bulur. Kovalamaya başlar. Troya surlarını üç kere dönerler. Sonunda yakalar ve öldürür.

Nedir, nedendir, Akilleos’u bu kadar derin, bu kadar amansız bir keder, öfke ve intikam duygusuna kaptıran şey? İÖ 800 dolaylarında yazıya geçirilen İlyada, hiçbir cinsellik imâsında bulunmuyor bu noktada. Ama sonrasında, böyle bir imâ giderek belirginleşiyor Eski Yunan sanat ve edebiyatında. Akilleos ile Patroklos, biraz retrospektif biçimde, paiderastia paradigmasına entegre ediliyor. Kim erastes, kim eromenos? Yorumlar muhtelif. Patroklos hep daha yaşlı, yetişkin erkek rolünde kabul ediliyor. Sakalıyla resmediliyor, yukarıdaki gibi çömlek boyamalarında. Buna karşılık Akilleos, Yunan mitolojisinde neredeyse tanrılaştırıldığı halde, birlikte oldukları sahnelerde sakalsız parlak bir genç gibi gösteriliyor. Öte yandan, Patroklos daha yaşlı olsa da Akilleos’un çok daha güçlü olduğu âşikâr. Tragedyacı Aiskhylos’a göre, Akilleos intikam eylemi nedeniyle apaçık koruyucu rolünde. Buna karşılık Platon’un Sempozyum [Şölen] diyalogundaki misafirlerden Phaedros, Homer’in Akilleos’un güzelliğini vurguladığını iddia ediyor.

Evet. Nihil humani a me alienum puto.

Önceki İçerikBüyük büyük maymun dedem
Sonraki İçerikTarih hızlandı yeniden: Kuzey Afrika’da son gelişmeler üzerine notlar