Toplumsal barış

Bu yazı dizisinde tek bir soru hakkında bazı düşünceleri ortaya koymaya çalışacağım. Bu soru şudur: “Yahudi Soykırımı’nı gerçekleştiren kişileri Yahudileri yok etmeye zorlayan neydi?”

 

7 Haziran seçimlerinden sonra biten çatışmasızlık ortamı, yerini şiddetli çatışmalara, ölüm, kan ve gözyaşına bıraktı.

 

Toplum barışa inanmış ve kanıksamıştı. Çözüm sözü kimsenin dilinden düşmüyordu (ve düşmüyor). Kürt halkı için herkesin bir “çözümü” vardı. Amerika’nın başka, Avrupa Birliği’nin başka bir çözümü vardı. TÜSİAD’ın ve Genelkurmay’ın kendilerine göre çözümü vardı. TBMM’deki partilerin başka başka çözümleri vardı. Aynı kelimeye yüklenen anlamlar birbirinden çok farklıydı — ve gene öyle. Birçoğu genelde paketler halinde insan hakları, ifade özgürlüğü ve dil serbestliğiyle sınırlı. Bazı ekonomik ve kültürel reformlarla terörün sona ereceği, onların temel tezi. Ancak gerçek anlamda kimse sorundan söz etmek istemiyor.

 

Dört ülkede yaşayan Kürtlerin talepleri farklı. İran Kürtleri federasyon taraftarı. Irak Kürtleri zaten federasyonun bir parçası. Suriye’deki Kürtler özerkliğe gidiyor. Türkiye Kürtleri ise henüz siyasi taleplerini netleştirmiş değil.

 

İran Kürt sorununu tam olmasa da çözmüş durumda.  En azından ülke gündeminde yok artık.

Nasıl başardı bunu? İran İKDP’si, yani 16 Ağustos 1943’te kurulan Komela, yıllarca İran Cumhuriyeti ile savaştı. Bu savaşta İran devleti bir yandan müzakere ederken diğer taraftan İKDP lideri Dr Kasımlo’yu (Kassemlu) ortadan kaldırmak için planlar yapıyordu. 13 Temmuz 1989’da Avusturya’nın Viyana şehrinde gerçekleştirdiler bunu. Ardından, İKDP’nin genel sekreteri Dr Mihemed Sadıg Şerefkendi ve  üç arkadaşının da Berlin’de öldürülmesiyle yönetici kadroyu ortadan kaldırdılar. Böylece İKDP İran’da gerileyerek bitme aşamasına geldi.

 

Ancak iş bununla bitmiyor. İran devleti, Kürtleri kazanmayı başardı. İran’da İKDP’liler ile yapılan mücadelede, baskınlarda ve çatışmalarda halka asla zarar vermediler. Halkı hep ayrı tutmayı başardılar. Köylerde, kırsal alanlardaki çatışmalarda yerel halka asla zarar vermedikleri gibi, zarar ziyanlarını misliyle ve bekletmeden telafi ettiler. Bir köydeki en ufak bir zararı dahi karşıladılar. Girdikleri köylerde saklanan militanlarla çatışırken, saklandıkları evlerdeki insanlara asla dokunmadılar, hattâ zararlarını karşıladılar. Koruculuk sistemi onlarda da var. Fakat halkı hep sahiplendiler, yalnızlık duygusu yaşatmadılar.

 

Toplumsal barışı bir şekilde sağlamış oldular.

 

Ya bizde ne oldu? Ülkemizde terörle mücadele hep farklı algılandı. Tüm bölge halkı yıllarca terörist yerine konuldu. Köylerde, kırsal alanlarda PKK ile mücadele ederken köyler boşaltıldı. İnsanlar göçe zorlandı (İran devleti bunu yapmadı). Gece PKK’lılar bir köylünün 5 kilometre uzaklıktaki tarlasından bile geçmiş olsa, ertesi gün güvenlik güçlerine ihbar edildiğinde o köylü karakola alınır, günlerce işkenceden geçirilirdi. Cezaevine konur, haksız yere aylarca yatardı.  Serbest bırakıldığında yaşadığı haksızlığı anlatır ve çevresindeki insanların devlete karşı antipatik bakmasını sağlardı. Böylece insanlar PKK’ya sempati duymaya başlar ve katılım sağlanırdı. Zaten örgüt de bunu isterdi; yakalanacak veya yakalanan elemanlarına, verebildiğiniz kadar isim verin ki, derdi, devlet haksız yere yakalayıp zulüm etsin ve bizim için propaganda olsun; yandaş kazanalım.

 

PKK yıllarca böylelikle gücünü büyütüp yandaş topladı. Siyasi uzantıları oylarını artırdı.

Bu, aslında örgütün eleman kazanma konseptiydi. Maalesef devlet bu konuda çok yanıldı – ta 2000’li yıllara kadar. En son iktidar değişince bu konuda da çok şey değişti. AKP hükümeti bu konulara dikkat etti. Şimdi, aynı konular tekrar gündemde. Cizre, Nusaybin, Silopi, Derik ve Sur içinde yapılanları PKK istiyor. İstiyor ki devlet maddi, manevi zarar versin ve halk ayrışma yaşasın.  Örgüt bu argümanları kullanıyor. Devlet, İran hükümetinin yaptığı gibi zarar ziyanı acilen tazmin etmeli ve halkın yalnız olmadığı duygusunu yaşatmalıdır.

 

Bir şekilde toplumsal barışı sağlamalı, insanları sahiplenmelidir.

 

Toplumsal barış sağlanmalı; insan odaklı bir paradigma sürdürülmelidir.

 

Halk devlete olan güvenini yitirmemeli. Kürtler artık savaşmak istemiyor. Ölümler insanları korkutuyor.  Belki de devlet yıllar sonra örgüte olan psikolojik desteği kendine çevirmiş ve üstünlüğü ele geçirmiş durumda.  Bunu çok iyi kullanmalı.

 

İran başardı, Türkiye neden başarmasın?

                                         

 

Önceki İçerikYahudi Soykırımı [Holokost] Failleri Üzerine Görüşler-1
Sonraki İçerikBugünün sorusu: PKK Kürt halkını militanlaştırabilecek mi?