Türkiye’nin yeri Avrasya bloku mu?

 

Türkiye ile Rusya arasında yaşanan uçak krizinin ve ilişkilerin gerilmesinin ardından, Putin’in dış politika baş danışmanı Alexander Dugin Türkiye’ye birkaç ziyarette bulunarak, iki ülke arasındaki ilişkilerin tekrar normal seyrine dönmesi anlamında ciddi katkılar sağladı. Alexander Dugin, daha Başkan Boris Yeltsin döneminde, Yeltsin’in özellikle ABD ile yakınlaşma politikalarını sert bir şekilde eleştirmiş bir Rus milliyetçisi. Milliyetçi ve anti-Amerikancı duruşu, Başkan Putin’in de dikkatini çekti ve Putin’nin sempatisini kazanan Dugin, milletvekili olarak Rusya parlamentosunda yerini aldı.  Putin kendisi KGB’den gelirken, Dugin’in babasının da bir zamanlar KGB başkan yardımcılığı yapmış bir korgeneral olması, Putin-Dugin yakınlaşmasında bir diğer etken sayılmalı.

 

Dugin ve Avrasyacılık

 

Alexander Dugin’nin Rus dış politikasının mimarları arasında yer alması, onun Avrasyacılık akımının öncüsü, hattâ kurucusu olması ve Putin’nin de bu akıma oldukça değer biçmesinden kaynaklanmakta. Kısacası Dugin, Rusya’da ordu, istihbarat ve derin devlet üzerinde etkin bir konuma sahip.  Ayrıca Dugin, Rus medyasında ve medya camiasında da oldukça tanınan bir sima olup, başta Tsargrad televizyonu olmak üzere pek çok medya kuruluşunun da sahibi. Dugin’in diğer bir özelliği, imanlı bir Ortodoks olarak Rus Provoslav kilisesinin  danışmanlığını yapması. Tabii Dugin’in çok yönlü bir “danışman” olduğu gözden kaçmıyor.

 

Alexander Dugin’nin, 14 Temmuz günü Türkiye’de olduğu ve 15 Temmuz darbesi konusunda Türkiye’deki yetkilileri uyardığı dahi rivayet ediliyor. 9 Ağustos’da gerçekleşen Erdoğan – Putin görüşmesinin alt-yapısının hazırlanmasında başat bir rol oynadığı ise daha güvenilir bir haber. Zira Dugin’in 9 Ağustos öncesinde Türkiye’yi üç kez ziyaret ederek, iki ülke arasındaki ilişikilerin normale dönmesinde bir hayli çaba sarfettiği biliniyor.

 

Buraya kadar anlattıklarım, uluslararası ilişkilerde olması gereken, normal bir duruma işaret ediyor.  Serbestiyet sitesini izleyenler hatırlayabilir. Ben uçak düşürülmesi krizinin ilk günlerinde, Türkiye-Rusya ilişkilerinin savaş gibi mantık dışı bir sürece doğru gitmeyeceğini, her iki ülkenin de Suriye krizi eksenli olarak karşı karşıya geldiklerini, Suriye’de asgari müştereklerde anlaştıklarında veya ortak bir zeminde buluştuklarında bu krizin son bulacağını söylemiştim.

 

Avaztürk sitesinin 14 Ağustos’ta sayın Alexander Dugin ile yaptığı gayet güzel bir röportaj var. Ancak ben bu röportajdan birkaç alıntı yapmadan önce, naçizane bir saptamada bulunmak istiyorum. Uluslararası politikada, rakibinin herhangi bir çatışmadaki nihai stratejisini bilmek, bir poker oyununda rakibinin elindeki tüm kartları bilmek gibidir.  Oyuncu olarak, siz rakibinizin elini tam olarak bildiğinizde, artık oyunu kurmak ve rakibinizi yönlendirmek size kalmıştır.

 

Dugin’in Avaztürk röportajı

 

Şimdi artık Alexander Dugin’le yapılan röportaja bir göz atabiliriz. Röportajın tamamına şu link üzerinden ulaşılabilir: http://www.avazturk.com/haber-erdogan-putin-gorusmesinin-perde-arkasi-ve-alexander-dugin-ozel-roportaji-16184.html.  Ancak özellikle şu soru ve cevabı, yanlış anlamalara meydan vermemek adına, kısaltmaya gitmeden aktarmak istiyorum:

 

Avaztürk: Kurucusu olduğunuz Avrasyacılık akımı ve kurulmasını hedeflediğiniz Avrasya blokunda Türkiye’nin yeri nedir? Türkiye’nin bu ittifaka katılması durumunda Nato ve Avrupa Birliği nezdindeki pozisyonu nasıl olur?

 

Dugin: Biz Rusya olarak, Türkiye’nin Amerika güdümündeki Nato ve Avrupa Birliği’nden uzaklaşmasını ve kurulacak Avrasya blokunun karar verici mekanizmalarından birisi haline gelmesini arzu ediyoruz. Zaten bu başarısız kalkışmayla [15 Temmuz darbesi – AK] görüldü ki Amerika, Türkiye’nin müttefiki gibi değil onu işgal etmek için yol arayan bir güç gibi davranıyor. Avrupa Birliği de zaten bir Hıristiyan topluluğu ve Türkiye’yi Müslüman bir ülke olarak birliğe katmamak için her zorluğu çıkarıyor.

 

Alexander Dugin’ın sözünü ettiği Avrasya bloku, Rusya, Çin, İran ve Türkiye’nin başını çekeceği bir blok olarak tasavvur ediliyor. Bu bloku, Şanghay Beşlisi veya Şanghay İşbirliği Örgütü ile karıştırmamak gerekir. Şanghay İşbirliği Örgütü 1996 yılında Rusya, Çin Halk Cumhuriyeti, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan arasında kuruldu. 2001 yılında Özbekistan’ın da katılmasıyla, üye sayısı altıya yükseldi. Avrasya bloku ise Şanghay Beşlisi’nin bir nevi bileşeni veya tamamlayanı olarak düşünülüyor. Alexander Dugin, Türkiye’nin NATO’dan çıkarak ve Avrupa Birliği’nden uzaklaşarak Avrasya blokuna dahil olmasını istiyor.  Dugin  bu daveti ABD’nin “Türkiye’nin müttefiki gibi değil onu işgal etmek için yol arayan bir güç gibi” davranmasına bağlıyor. ABD Türkiye’yi işgal etmek isteyen bir güç, Avrupa da bir Hıristiyan kulübü olunca, Türkiye’nin derhal Rusya blokunda yer alması gerektiği sonucu çıkarılıyor.

 

Alexander Dugin aynı röportajda, Türkiye’nin İslam âlemindeki rolü hakkında da şöyle bir değerlendirmede bulunmakta: “…Türkiye’nin Sünni İslam aleminin liderliğini alması, halifeliğini yapması, Rusya’nın desteklediği ve bu desteği her alanda göstermekten çekinmeyeceği bir durumdur. Sünni İslamın yaşandığı ülkelere Amerikan yanlısı Vahabilik ve Selefilik akımının etki etmesindense, Türkiye halifeliğindeki bağımsız bir Sünni İslam âlemi Rusya’nın çıkarları ile örtüşmektedir. Bu sebeplerle Rusya Türkiye’nin İslam halifeliği fikrini tam olarak desteklemektedir.”  Acaba Türkiye’nin İslam halifeliği gibi resmi bir görüşü mü var? Ben şahsen Türkiye dış politikasının böyle bir gündeme sahip olduğunu bilmiyorum. Bildiğim kadarıyla Araplar Osmanlı halifeliğini bile içlerine sindiremiyordu.

 

Alexander Dugin, aynı soru bağlamında İran için de şu değerlendirmeyi yapmakta: “İran’ın liderliğini yaptığı Şiilik akımı ise, bu Amerikan dayatması akımın [Selefilik – AK] karşısında denge unsuru oluşturan tek akımdır; Şiilik akımı Rusya menfaatlerine en uygun, Amerika’nın İslam dünyasını kontrol etme projesine karşı çıkan denge unsuru olması açısından en uygun akım olarak görülmekte ve desteklenmektedir.” 

 

Kısacası Alexander Dugin’e göre, Türkiye ve İran, Rusya ile ortak hareket ettiklerinde, Ortadoğu’daki Sünni-Şii çatışması da derhal son bulacak. ABD’nin İslam dünyasını kontrol etme projesini ancak Rusya durdurabilir.  Peki, İran’ın Şii Hilali politikası ne olacak? Enerji hatları ne olacak? Son olarak Suriye meselesi ne olacak? Rusya’nın Suriye’deki varlığı ne anlama geliyor?  Türkiye, İran ve Rusya, Suriye meselesinde nasıl bir uzlaşma sağlayacak? Acaba sayın Dugin bu konularda ne düşünüyor? Verilen cevaplara bakılırsa, Suriye’de büyütülecek bir durum yok. Bütün mesele ABD’nin hegemonyasını kırmak. Dugin olayı şu sözlerle açıklamakta: “Suriye’de konuşlanmış Rus askerî üsleri, Amerikan hegemonyasının kırılması, Rus ordusunun Akdeniz ve sıcak denizlerdeki etki ve denge unsurunu oluşturması açısından oldukça önemlidir. Rusya’nın buradaki müdahalesi Suriye’nin toprak bütünlüğüne ve bağımsızlığına karşı yapılan saldırıları savuşturmak amaçlıdır. Bölgede bağımsız bir Kürt devletinin kurulması da Rusya’nın menfaatlerine ters düşmektedir. Suriye konusunda Türkiye ile ortak hareket edilerek bölgede huzurun ve demokrasinin teşkil etmesi sağlanabilir. Suriye konusunda Türkiye ile Rusya’nın menfaatleri asla ters değildir.”

 

ABD’nin ve Batılı ülkelerin 15 Temmuz darbesi konusunda iyi bir sınav vermediklerini hepimiz gördük.  Rusya bu anlamda onlardan daha namuslu davranmış olabilir. Ancak her şeye rağmen ABD ve Batılı ülkelerin demokrasi karnelerinin Rusya’dan daha kötü olduğunu söyleyemeyiz.  Acaba Rusya, İran’ın Şii Hilali vizyonunda hareketle Ortadoğu’daki enerji güzergâhlarını neredeyse tamamen denetim altına alıp Akdeniz’e de sıkı sıkıya yerleşirse, Türkiye için daha mı iyi bir stratejik ortak olacak? Söz konusu “sıcak denizler” özlemi yeni değil. Rus Çarlığının dış politikasının köşe taşıydı. Osmanlı devleti sadece 19. yüzyılda Rusya ile dört büyük savaş yaptı (ve bütün bu savaşlarda, Kürtler Osmanlının öncü gücü rolünü oynadı). Bu yüzden Rusların “Kürt nefreti” derin. Buna karşılık tarihe baktığımızda,  Sovyet Devriminin ilk birkaç yılı hariç “Türk sevgileri”ne yönelik pek bir şey gelmiyor aklıma. Bildiğim kadarıyla Osmanlı devletinin sonunu Batı değil Rusya getirdi; o dört savaş yedi bitirdi Osmanlıyı. 93 Harbi olarak bilinen 1877-78 Osmanlı-Rus savaşına, dedemin dedesi Şeyh Ömer, çoğu müritlerinden olmak üzere 5-6 bin kişilik bir orduyla katılmış. Mahiyetindeki cengâver Kürt yiğitleriyle savaşta gösterdiği fedakârlık ve kahramanlık vesilesiyle Sultan Abdülhamit tarafından, üzerinde bizzat sultanın mührünün olduğu bir sancak hediye edilmiş. Şeyh Ömer “Osmanlı devleti zor durumda” diyerek başka hiçbir maddi ödül kabul etmemişmiş

 

Acaba Türkiye NATO’dan çıkıp AB’den uzaklaşarak Avrasya blokuna dahil olduğunda dertlerine derman bulacak mı?  Sahi, Türkiye için şu Ortadoğu ve Suriye meselesinde herhangi bir üçüncü yol kalmadı mı?