Ahmet Maranki vakası

Bir süredir toplumda alttan alta bir konu konuşuluyor. Sosyal medyada iddianın biri bitmeden diğeri başlıyor. AK Parti’nin ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, seçimleri kaybetmeleri halinde sayısız gerekçelerle ve çeşitli yollara başvurarak iktidarı bırakmayacağı ileri sürülüyor. Buna inanan da var! Gerçi deli saçması gibi geliyor. Ama nedense, olur olmaz her yerde ve her olayda Marankigiller zırt diye ortaya çıkıyor.

31.05.2018 10:09
Atilla-Aytemur

andaytemur@ttmail.com

 

Seçim günü yaklaşırken muhalif partilerin açtığı stand ve çadırlara saldırı ve tahrikler, rakipler arası afiş ve pankart kavgalarına dair haberler dikkat çekmeye başladı.

 

Ama Akit TV’deki “Bilgi Savaşları” programına katılan Ahmet Maranki diye birinin söyledikleri hepsinin üzerine çıktı.

 

Kim bu Ahmet Maranki? Asıl tanınırlığının, alternatif tıbbın “bitkisel tedavi” alanında olduğu söyleniyor. Karmakarışık CV’si epey ilgi çekiyor. Doktorluk ve profesörlük ünvanları tartışmalı görülüyor. Pazarladığı bitkiler hakkında bir hayli kitabı da var ama bilimsellikleri meçhul deniyor.  

 

İşte bu Maranki, söz konusu TV programında konu politikaya ve yaklaşan seçimlere geldiğinde, öyle inanılmaz şeyler söyledi ki sunucuyu da  şaşkınlık ve hayret içerisinde bıraktı, siyasal havayı iyice bozdu ve Türkiye’nin gündemine oturdu.

 

Ne demek istedi?

 

Söylediği sözlerden basbayağı “iç savaş” tehdidi çıkıyor.

Bire bir söylediği cümle şöyle : “Bizim şayet aksi olursa gidecek hiçbir yerimiz yok. Ben onun için, umudum Kaf Dağı'nın arkası 25 Haziran'dır. Olmadı zaten, o zaman artık Belgrad Ormanı'nda ağacın dibinde, talim şeyimizi oraya gömdük. Çıkaracağız sokağa artık, ‘Bismillahirrahmanirrahim’ diyeceğiz…”.

 

Bu sözler karşısında sunucu “ Yok o kadar da değil de…” diyerek hafiften itirazını yükseltince Ahmet  Maranki sözlerini açıklamaya kalkıyor. Savunma babında, bu sefer de “Ama adam sana topla saldırıyor. Senin tüfeğinle saldırıyor. Tankınla atıyor kardeşim. Gerektiğinde bu millet ona hazır. Onu söylemek istedim” diyor.

 

Yani,  24 Haziran Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Genel Seçimleri’nin sonuçları umdukları gibi olmazsa, iktidar yanlılarının bir yerlerde sakladıkları silâhlarıyla sokaklara dökülüp, demokratik bir seçimle iktidarın el değiştirmesine müsaade etmeyeceklerini söylemeye çalışmış.

 

Sunucunun “Yok o kadar da değil de…” şeklindeki uyarısı karşısında ise, konuyu açayım derken ne var ne yok iyice ortaya dökmüş.

“Ama adam sana topla saldırıyor. Senin tüfeğinle saldırıyor. Tankınla atıyor kardeşim. Gerektiğinde bu millet ona hazır. Onu söylemek istedim.”

 

Sözlerinden, (a) 15 Temmuz veya benzeri, toplu-tanklı darbe girişimleri ile seçimlerde olası bir yenilgiyi aynı şey gibi gördüğü; (b) dolayısıyla ikincisine karşı da silâhla direnmeye milletçe hazır olmayı meşru saydığı sonucu çıkıyor.

 

Seçime mi, savaşa mı gidiyoruz!

Aynı ülkenin yurttaşları olarak ülke yönetiminde görev almak üzere demokratik seçimlere gidilmiyor da, sanki düşmanla kanlı bir savaşa hazırlık yapılıyor.

 

İktidar koalisyonundan henüz olayı kınayan bir açıklama duymadım. Neyse ki Küçükçekmece Cumhuriyet Savcılığı “Basın yoluyla halkı kin ve düşmanlığa sevk etme” temelinde bir soruşturma başlatmış ve Maranki’yi ifade vermeye çağırmış.

 

Ahmet Maranki’nin o sözleri sarhoşken söylemediği, dilinin sürçmediği, ilk kez televizyona çıkan birinin yaşadığı şaşkınlığın eseri olmadığı muhakkak. Fakat şimdi geri adım atma ve tevil etme ihhtiyacı duyduğu kesin. Savcılıkta verdiği ifadeye ilişki (30 Mayıs tarihli)  haberlere bakılırsa, vakti zamanında Belgrad Ormanları’na gidip toprağa “talim şeyleri”ni [silâhlarını?!] değil sadece “öfke”lerini gömdüklerini savunuyor.

 

Meğer nasıl bir hazırlık içindeymişler!

 

Bu açıklama hiç ama hiç tatmin edici değil. Öfke “talim şeyimiz” diye tarif edilmez. Toprağa gömülmeyi bırak; topraktan çıkarılmaz. Ne demek, 25 Haziran’da gidip bir zamanlar “talim şeyimiz” diye toprağa gömdükleri “öfke”yi topraktan çıkarmak? Saçma. Ayrıca, “talim şeyimiz”i topraktan çıkarmanın tanka-topa-tüfeğe karşı koymak için gerekli olması da, o “talim şeyleri”nin salt ofke olamayacağını gösteriyor.

 

Geçelim. O cümleler küçük bir analize tabi tutulduğunda ortaya korkunç bir tablo çıkıyor.

 

Şöyle:

Öncelikle seçim, Türkiye’nin vatandaşları arasında yapılan demokratik bir yarış olarak görülmüyor. Tersine, iki düşman kamp arasında ölümüne bir kavga olarak ele alınıyor ve iktidarı kaybetmeleri halinde bu topraklarda kalamayacaklarını; başka gidecek yerleri olmadığı için de silâha sarılmaktan başka çareleri olmadığını düşünen bir zihniyet dünyası sergileniyor.

 

Yani, iktidarı demokratik seçimlerden başarılı çıkacak olanlara devretmemeye kararlı olan; bunun için de o şartlarda sokağa çıkarak silâhlı bir hareket başlatmayı son derece normal bulan; kendini buna ikna etmiş bir anlayış kendini ele veriyor. Ahmet Maranki “millet”in buna “hazır” olduğunu, onun içinden biri olarak emin bir edayla söylüyor.

 

Böyle bir düşünceye son günlerde varılmadığını; bir süredir böyle düşünüldüğünden silâhlanmış ve talim yapan örgütlü bir topluluk olduklarını ifşa ediyor.

 

İktidarı kaybetme ihtimalinin doğacağı günleri hesaba katarak, silâhlı hazırlık eğitimi yaptıklarını ve silâhları bir yerlere (simge olarak Belgrad Ormanı’nda bir ağaç dibine) gömdüklerini, kendinden emin bir şekilde ifade ediyor.

Ciddiye alsan bir türlü, almasan başka türlü…

Eğer bu konuşmanın arka planında binde bir de olsa böyle gerçekler var ise, yazıklar olsun!

 

Durumdan vazife çıkaran paramiliter ruh

 

Tabii ki bir dönem önce HÖH (Halk Özel Harekât) filan gibi isimlerle, özel armalar, üniformalar ve otomobillerle pıtrak gibi ortaya çıkıp, orada burada gösterişli edalarla boy gösterenleri toplum henüz unutmuş değil.

 

Çok değil, bazı il ve ilçelerin gözlerden ırak köşelerinde, iktidarın bilgisi dahilinde çok sayıda kişiye silâhlı eğitim verildiği yönündeki etkin kişilerin ihbarları ve konu hakkındaki ısrarları da, hükümetin “böyle bir şey yok” demesine karşın unutulmuş sayılamaz.

 

Yok muhtardı, yok şuydu buydu diyerek, alâkasız kişilere resmi poligonlarda kısa ve uzun namlulu silâhlarla talim yaptırılması saçmalığı da halen hafızalarda.

 

Demokratik imkânları son zerresine kadar değerlendirerek, her aşamada toplumun rızasını alarak iktidar olan AK Parti’nin bu saçmalıklara yol vermeyip üzerine gitmesini beklemek, bu ülkenin yurttaşlarının hakkıdır.

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’a fedai ruhuyla bağlı olduklarını ilân edip, farklı düşünenleri düşman gören ve gösteren, onlara her şeyi yapabileceğini düşünen, demokrasiyi ve seçimleri akıl ve havsalaları almayan bir topluluk oluşmuş galiba. Niceliklerini bilemiyorum. Ama bu ülke için de, AK Parti ve Erdoğan için de hayırlı bir durum gibi görünmüyor.

 

AK Parti, seçimle gelenin seçimle gitmesine inanmayanlara bir şeyler söylemeli

 

Demokratik seçimlerle iktidara gelen, demokratik seçimlerle gitmesini de bilmeli. Yurttaş bütün partilerden, kişi ya da parti ihtirası uğruna ülkeyi kana bulayacak kadar gözü kararanlara fırsat vermemelerini bekler.

 

Bir süredir toplumda alttan alta bir konu konuşuluyor. Sosyal medyada iddianın biri bitmeden diğeri başlıyor.

AK Parti’nin ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, seçimleri kaybetmeleri halinde sayısız gerekçelerle ve çeşitli yollara başvurarak iktidarı bırakmayacağı ileri sürülüyor.

 

Buna inanan da var!

 

Seçimli ve parlamentolu siyasi hayatı yüz elli yıla varan;  bütün eksiklerine rağmen genel seçimlerde hayli tecrübe edinmiş; darbeler bir yana bırakılırsa, iktidarın seçimler yoluyla el değiştirmesinin olağan şekilde yaşandığı ülkelerden olan Türkiye’de, aksini düşünmek deli saçması gibi.

 

Ama nedense, olur olmaz her yerde ve her olayda Marankigiller zırt diye ortaya çıkıyor.

Ülkenin ve yurttaşların ruh sağlığını korumak konusunda iktidarın yapacağı bir şeyler olmalı!

 

  

 

 

 

Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.