“Örgüte çıkış kapısı bırakalım” tezi

Kandil ile nasıl bir arka oda diplomasisi düşünülebilir? Yeniden Oslo benzeri bir görüşme mi, yoksa çözüm sürecine dönmek mi düşünülmeli? Devlet aklı, yeni bir sayfa açmaya hazırlanırken bir taraftan da örgütün bu girişimden güçlenerek çıkmamasına çalışıyor. Bir müzakere sürecine girmekten ziyade, arka oda diplomasisiyle yemeği pişirip sürpriz şekilde servis etmeyi düşünüyor.

11.05.2019 10:37
Cengiz-Kapmaz



 

PKK yönetim kademesi, çözüm süreci sonrası yeniden başlayan çatışmaların umdukları sonucu yaratmadığını, hesap hatâsı yaptıklarını görmeye başlamıştı. Kandil’de, çatışmalarda ısrarın örgütü tarihinin en kötü noktasına, hattâ marjinalleşmeye götürebileceği değerlendirmesi yapılıyordu.

 

Bu değerlendirmenin istihbarat radarına takılmasından sonra Ankara’da şu durum analizi ve gelecek öngörüsü ön plana çıkmaya başlamıştı: Sıkışan, kan kaybeden, daha fazla gidemeyeceğini gören örgüt için Rojava çıkış kapısı gösterilerek PKK’nin silâhsızlandırılması sağlanabilir mi?

 

Rojava bağlamında Amerika ile Türkiye’nin ulusal güvenlik sorunlarını tehdit etmeyecek bir anlaşma, PKK’nin silâhsızlandırılması hedefinde tarihi bir dönüm noktası olabilir mi?

 

İmralı-Kobani temas hattı

 

Açık kaynak bilgilerine göre, devlet aklından geçenleri hayata geçirmek için bir süredir Suriye sahasında “faaliyet” yürütüyor. Bir taraftan ABD, PYD-YPG ve Rusya ile çoklu görüşmeler yapıyor. Diğer taraftan PYD-YPG’nin nabzını yokluyor.

 

Karşısına iki sorun çıkmış görünüyor. İlki PYD-YPG’nin tutumu. PYD-YPG, müzakere şartı olarak Türkiye’nin Afrin’den çekilmesini, Rojava’nın statüsünü tanımasını istiyor. İkinci sorun, ABD ile Rusya’nın senkronize olamaması. Bölgesel ve uluslararası bağlam, hâlâ sorunu çözme yönünde bir irade sergilemiyor.

 

Yine açık kaynak bilgilerine göre devlet, PYD-YPG engelini aşmak için iki enstrümandan yararlanıyor. İlk enstrüman ABD. Görevi arabuluculuk ve kolaylaştırıcılık. İkinci enstrüman Öcalan. Kendisinden bilek bükücü bir barış aktörü olarak davranması, PYD-YPG engelini aştırması isteniyor. Al Monitor’a göre, YPG üst düzey yöneticileriyle yapılan görüşmelerden sonra Öcalan’la görüşülmüş. Sonra aynı yetkililerle bir kez daha bir araya gelinmiş.

 

Devlet tüm yumurtaları tek sepete koymuş da değil. İmralı-Kobani hattını işler hale getirirken ABD ve Rusya’nın da dahiliyeti ve rızasını önemsiyor. ABD’yi arabulucu yapması, S-400 gibi konularda Rusya’yı üzecek tutumlardan özenle kaçınması bunu gösteriyor.

 

Görüşmeler sürüyor. Henüz kesin bir uzlaşma noktasına varılmış değil. Ancak PYD-YPG, Öcalan’ın söylediği gibi üniter yapı içinde yerel bir yapı olmayı kabul ederse, bir uzlaşmaya varılmaması için bir neden yok. Zaten YPG’den Öcalan’ın açıklamalarına gelen ilk tepkiler de olumlu yönde.

 

Öyle anlaşılıyor ki çoklu görüşmeler mevcut aktörlerle sınırlı kalmayacak. Türkiye, Öcalan’ın tezlerinin hayata geçmesi için bölgesel çerçeveye Suriye ve İran’ı da dahil edecek.

 

Ben bölgesel ve küresel kontekst örülür ve Suriye’de bir uzlaşma zemini aranırken, eşzamanlı olarak Kandil’in de kapısının çalınması gerektiği kanaatindeyim.  

 

Müzakere değil çözüm

 

Kandil ile nasıl bir arka oda diplomasisi düşünülebilir? Yeniden Oslo benzeri bir görüşme mi, yoksa çözüm sürecine dönmek mi düşünülmeli? Devlet aklı, yeni bir sayfa açmaya hazırlanırken bir taraftan da örgütün bu girişimden güçlenerek çıkmamasına çalışıyor. Fahrettin Altun’un açıklamalarının da gösterdiği üzere, geçmişteki gibi Öcalan ve örgüt propagandasına dönüşecek çözüm süreci benzeri prosedürlerden özenle kaçınıyor. Bir müzakere sürecine yeniden girmekten ziyade, arka oda diplomasisiyle yemeği pişirip sürpriz şekilde servis etmeyi düşünüyor. Yani müzakere değil çözüm düşünüyor.

 

Zaman yok. Ortadoğu’da kısa bir süre sonra köklü değişiklikler olacak. Bu değişiklikten güçlenerek çıkmak, yeni mevziler elde etmek gerekir. Devlet, İmralı ile Kandil arasında kopuk olmayan bir iletişime meylederse, Oslo’nun iki önemli aktörü Mustafa Karasu ve Sabri Ok’u bir şekilde İmralı’ya da götürebilir. Bu, örgüt ile Öcalan’ın direkt yüz yüze görüşmesine, sağlıklı iletişime olanak sunar. Endirekt görüşmelerle enerji ve zaman kaybının önüne geçer.

 

Kamuoyu bilmeyebilir ama Karasu ve Ok, doğrudan ölümlerle sonuçlanmış eylemlerle suçlanan kişiler değil. Karasu, uzun süre Diyarbakır Cezaevi’nde işkenceye maruz kalmış; çıktıktan sonra da “siyasi gerillacılık” yapmış bir isim. Elinde silâhla askeri bir faaliyet yürütmüş değil. Daha çok basın-yayın, kültür ve siyaset gibi konularda sorumluluk üstlenmiş bir isim. Sabri Ok da yakın bir zamanda 20 yıl cezaevinde kaldıktan sonra Kandil’e gitmiş, Kandil’de de sağlık sorunları nedeniyle pek öne çıkamamış bir aktör.

 

Devlet aklının Suriye’deki “Gordiyon düğümü” üzerinden PKK’yi silâhsızlandırma, ABD’den yararlanma, Rusya’yla işbirliği yapma girişimi doğru ve yerinde bir adımdır. Bu adım hem uluslararası kuşatma ile kaosa ve krize sürüklenme riski taşıyan ülkeye fırtınadan çıkış reçetesi sunuyor, hem de Türkiye’ye yakın müttefiki Amerika ile sorunların kaynağını teşkil eden problemi çözme fırsatı veriyor. Her zaman bir devlet adamı ciddiyeti ile milli meselelere yaklaşan Bahçeli’nin “Adaletli şekilde dönüşüp çok ve tok olacağız ya da ağır ağır yok olacağız. Ya bir olup zalimlerin oyununu bozacağız ya da bozguna uğrayacağız. Herkes aklını başına almalıdır” şeklindeki sözleri, devlet aklı girişiminin siyasiler tarafından da desteklendiğini gösteriyor. 

 

Nefesimizi tutmuş bekliyoruz. Umutluyuz. Ancak bir o kadar da ihtiyatlıyız.

 

Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.