“Post-truth” toplumda huzura eriyorum

TRT spikerinin basiretli direncine karşın, tabii yerli ve millî olmayan bazı haber ajansları, üst aklın talimatıyla ve sırf milletimizi gıcık etmek için, Danimarka-Hırvatistan maçı vesilesiyle dünya kupalarının en hızlı golünün, yukarıda hayasız sevincine tanık olduğunuz FETÖ’cü hain tarafından atıldığını hatırlatıyor.

04.07.2018 13:24
Halil-Berktay
Yaşarken ve Okurken
yazarlar@serbestiyet.com
@HalilBerktay

 

[4 Temmuz 2018] Rüyamı anlattığım yazıdan sonra hipnozlu psikanalize gitmemi tavsiye edenler oldu. O bir türlü ulaşamadığım “deniz”in ne anlama geldiğini bulup çıkarmak için. Hiç gerek kalmadı. İki küçük olay meseleyi çözdü. Bilinçaltıma saklanıp beni oradan tâciz eden vicdanımın da defterini dürüp huzura kavuşmamı sağladı.

 

O yazının hemen ertesi gündü, yani 1 Temmuz (Pazar). Saat 17’de Danimarka - Hırvatistan maçını seyretmeyi planlamıştım (tabii Hırvatistan tarafında, küçük Luka Modric uğruna). Çalışıyordum da bir yandan. Zorla bilgisayar başından kalkıp televizyonu açtım. O da ne! Daha üçüncü dakika ve Danimarka 1-0 galip. Sonradan gördüm; uzun taç atışının kale önünde yarattığı karambolde, Jorgensen’in plasesini Subaşiç kolunun altından kaçırmış. Neyse ki fazla hayıflanmaya kalmadı; dördüncü dakikada başka bir karambolden bu sefer Mandzukiç beraberliği sağladı.

 

 Bunlar oluyor da, bir yandan da TRT 1’in spikeri Jorgensen’in golü hakkında konuşmaya devam ediyor. Efendim, 58’in saniyede gelen bu gol şimdiki Dünya Kupası’nın en erken golüymüş de, acaba bütün dünya kupalarının da en hızlı golü olabilir miymiş? Yok, tabii, daha çabuk atılan başka goller varmış o alanda; ama gene de, Jorgensen’in golü en çabuklarından biriymiş. Peki neymiş, kimlerden gelmiş o “tabii” daha çabuk atılan goller? Bu konuda en ufak bir bilgi yok spikerimizden. Bunda bir tuhaflık var, diyorum kendi kendime; bunlar bütün istatistikleri ezbere bilen adamlar; kim kaç yıldır hangi takımda oynuyormuş, oraya nereden gelmiş, kaç maçta kaç gol atmış, kaç asist yapmış (gol pası vermiş), habire sıralıyorlar. Ayrıca önlerinde internet var. Bunu mu bilmeyecek, ya da ânında bulup çıkaramayacaklar? Benim bile bunlardan birkaçını seyretmişliğim var ekranlarda. Bir Fransa-İtalya maçını hatırlıyorum örneğin, Fransa’nın hemen gol attığı ama daha sonra galiba İtalya’nın kazandığı. Daha sonra baktım; 1978’de Lacombe’un 31. saniyede attığı golmüş ve altıncı sıradaymış. Gene oynanırken gördüğüm bir İngiltere golü vardı Fransa’ya karşı. Onu da kontrol ettim; 1982’deymiş ve 28. saniyede Bryan Robson atmış; bütün zamanların “ilk on”unda dördüncü sıradaymış. Bu kadarını ben hafızamın derin dondurucusundan  çıkarabiliyorsam, onların da böyle birkaç anekdotu vardır kuşkusuz.  Bunları olsun anlatamazlar mı?

 

Zihnimde böyle bir geri gidip bir öne gelirken, Moskova’dan 1 Temmuz’da geçilen bir Associated Press haberini gördüm ve bütün meseleyi anlayıverdim. Kötü tarafından, yani eskilerin deyimiyle “mefhumun muhalifi”nden hareketle. Associated Press, dikkatinizi çekerim, asla yerli ve millî olmayan, yabancı, kökü dışarda, hem de Amerikalı bir haber ajansı. Ha AP, ha Moody’s (şu, ikide bir ekonomik savaş amacıyla Türkiye’nin kredi notunu düşüren uluslararası kuruluşlardan biri). İşte bu AP, mutlaka üst aklın talimatıyla olacak, sırf milletimizi gıcık etmek için derhal geçivermiş, FİFA’ya göre dünya kupaları tarihinin en çabuk atılan on golünü. Neden? Çünkü maalesef, maalesef, nasıl söylesem bilmiyorum ama, ilk sırada, Hakan Şükür’ün 2002’de Daegu’daki üçüncülük maçının 11. saniyesinde Güney Kore’ye attığı gol yer alıyor.   

 

Şimdi anlıyorum tabii, Danimarka - Hırvatistan maçının vatansever yorumcusunun nasıl bir basiret ve direnç gösterdiğini. Kazara konuya girip birkaç isim saysa, birinci hangisi sorusu büsbütün keskinlik kazanacak. Beka savaşı istisnasız bütün cephelerde sürüyor. Gerçek de neymiş? Siyaset mi önemli, o tarih ve gerçek dediğiniz ne idüğü belirsiz şeyler mi? Onlar kafa karıştırmaktan başka şeye yaramaz. Eski Marksist terminolojiyle, “baş çelişki”yi doğru saptamak ve “kavranacak halka”ya sarılmak lâzım. Gerisi fasa fiso. Şimdi Hakan Şükür’ün golünü hatırlatıp Amerika’ya kaçmış bir Gülenci üzerinden bütün FETÖ’ye prim mi vereceğiz yani? Hele devlet televizyonunda? İltisak diye bir şey var. Bir TRT spikerinin görev ve sorumluluğu asla bu olamaz.

 

Sanırım rüyamdaki “deniz” simgesiyle aradığım huzuru, gerçek-sonrası (post-truth) toplumumuzda buluyorum.

 

Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.