‘Kusursuz’

Hayatlar dolusu, kitaplar dolusu yollar. Yollar ve düşler…Sararmış sayfalar üzerinde karmakarışık ayak izlerin.Ve toza toprağa bulanmış göğüs kafesleri,kafatasları, kurbanlarının:ümitleri, emelleri ve ihtirasları,vaslına ermişler mi, ermemişler mi,belli olmayan yolcuların!Yollar ve düşler, bana öğrettiler mi,-bilgiye yem olmadan, kemiklerime kadar -neyi bilmeliyim ki, hakkında senin,sen avlarını peşinden koşturan avcı,öğrenmem gerekmesin her şeyi,kurduğun her tuzağı tek tekişlediğin her cinayeti?Gençken, ardında bıraktığın efsanelerin,zalim bir sevdanın, bazen tek bir bakışınalıp götürdüğü sahralarda, savanalarda,sönmüş ocaklarda ve yıkılmış yuvalarda,izini bulduğumda, ey ‘kusursuz’, senin,ayak izini yahut konak izini…cihangir sanırdım kendimi.Yaşlandım, yaşlandım ve şimdilerdesadece hayalini değil, hayır, gölgeni değil,yüzünü, ruhunu, künhünü görsemhatta kollarımda sarsam, etinlekemiğinle cismini, senin,bu yalnızca hüzün veriyor bana;hüzün… fetih sevinci değil!Çünkü çölde kızgın kum üzerinedüşer düşmez uçup giden yağmur damlaları gibibeyaz ayacıklarınla önce kalbimde,sonra beynimde, sonra dizelerimdeöyle kalpsiz, öyle umursamaz sekip gittiğino acılı, öfkeli günlerden bir gün,belki canım biraz fazla yandığı için,tutup sana ilk kez katıksız aklınkeskin bakışlarıyla bakayım dedim;baktım ve ne göreyim, o güne kadarey benim kusursuz bildiğim Güzel,koşarken hafifçe topallıyorsun!Tıpkı Saba Melikesi Belkıs’ınki gibi,senin de bir bacağın, meğer, hafif kısaymış!Ve sen ey erişilmez güzel sözlerin sihri,sen de, hikâyedeki o azize gibi,belki lekesiz tenine değdiği içinnadan bakışları bir ölümlünün,o gün o yıkılan düşler altındahüzünle donup kalan, hüzünle gülümseyengörülmemiş güzellikte bir ölüye dönüşüverdin!Bir ölü ki, başında ıskatçılar bekliyor,sazdan sözden kesilmiş yaşlı şairler:kâhinleri, rahipleri, meczupları, şiir tapınağının…Ve göğsünde, nice sevdalı başınyaslanmak istediği o gökçe yerde,şöhret denen zehirli mi zehirlibir yılan çöreklenmiş,bir yılan ki, cennetinkapısı gibi süslü…‘Yürekte Bekletilen Şarkılar’ Kitabı

Önceki İçerikAnayasa Mahkemesi (2): Kılıç’ın konuşmasındaki doğrular
Sonraki İçerikEgemenliğe karşı jüristokrasi