Salgınlara Venedik kriteri

 

 

 

 

 

Zaman hızla akıp gidiyor. Koronanın Avrupa’ya başlıca turistik kapısı Venedik’ten girdiği unutuldu bile.

Tarihsel bir karşılaştırma iklim kriziyle zaten yerle bir olmuş insani gelişmeyle ilgili son iyimser kanaat kırıntılarını da yok ediyor:

 

Cruz ve Venedik

 

Karantinanın İtalyanca Quaranta (kırk) sözcüğünden türediğini ben de yeni öğrendim. Veba salgınını Venedik’e sokmamak için Akdeniz ticaretinin düğüm noktası bu limana gelen gemilerin mürettebatını kırk gün boyunca indirtmeyip gemilerinde tutmalarından geliyormuş sözcük.

Venedik daha ortaçağda turizmin gözdesiymiş. Venedik’i gördüklerini henüz orada çektirdikleri fotoğraflarla kanıtlayamayan İngiliz soyluları Venedik deneyimlerini zamanın kent ressamı Canaletto’nun onlar için yapıp stokladığı Venedik resimlerinden birini götürüp salonlarına asarak kanıtlarlarmış.

 

Canaletto’nun Venedik resimleri

 

Canaletto’nun,  Palladio’nun Vicenza bazilikasıyla Rialto köprüsü mimari yarışması için tasarladığı uygulanmamış köprü projesini Canal Grande kıyısında yanyana getirerek resmettiği capricio’su

 

Gel zaman git zaman, turizm sektörü öylesine gelişmiş ki Venedik’te bulunmak İngiliz soylularına has bir ayrıcalık olmaktan 

çıkıp bütün dünyanın orta sınıfları için mümkün bir gezintiye dönüşmüş. Birkaç bin kişiyi lüks otel standartlarıyla dünyayı dolaştıran Cruz gemileri (70’lerdeki gözde tv dizisinin adıyla “Aşk gemisi”) şehrin nüfusunun katlarını tek seferde oraya taşır hale gelmiş. Artık kendi fotoğraflarını çekebilen bu turistler de dünyada kol gezmeye başlamış korona virüsünü Venedik’e taşımış.

 

 

Yediyüz yıl önce birkaç yüz kişi için aldığı tedbiri bu binlerle turist için alamayıp birkaç günü daha gemideki odalarında geçirmelerini isteyemeyen yönetimler bulaşıcı virüsün de Avrupa’ya girişine kapı açmışlar. Ortaçağda Akdeniz ticaretinin başlıca kavşağı olmasıyla dünya ticaretinin de kilit noktası statüsüne yerleşmiş Venedik’in zaman içinde işlediği kapitalizmin, gemileri 40 gün limanda tutacak esnekliği varken yüzyılların gelişmeleriyle dünyayı kuşatmış haliyle günümüz kapitalizminin aynı performansı gösterememesinin hesabını tutmak da biz muhaliflerine değil, direksiyonundaki iş ve siyaset dünyasına düşer herhalde.

 

NY-Rockefeller Center

 

Venedik sadece tarihsel kıyasın çarpıcı örneği: Peki Venedik eli kolu bağlı beklerken dünyada ne olmuş? Gelişmesini yerküreyi ısıtarak yok edebilecek derecelere vardırmış kapitalizmin bünyesindeki halklar beceriden ve bilimin güvencesinden yoksun otoriter yönetimlerin elinde salgının yayılmasını çaresizce izler hale gelmiş. Kapitalizmin en gelişmiş lideri Amerika görgüsüz bir cahilin başkanlığında dünyanın en riskli bölgesine dönüşüp maskeye muhtaç olmuş. Dünyanın en hareketli ve canlı şehirlerinden New York’u daha yasakların çok öncesinden sokaklarında inle cinin kol gezdiği bir ıssızlığa mankum etmiş.

 

 

Bu arada Trump’un cehaletinin kendisini dünya ekonomi politiğinde yarım yüzyıldır gerçekleşen başlıca aşikar gelişme olarak Çin’in rota ve yön değiştirirken Amerika’dan boşalacak liderlik koltuğuna yerleşmeye aday yegane güç olduğu gerçeğinden de habersiz bıraktığı; hayali atışmasını komunist Çin ile sürdüren demeçleriyle ortaya döküldü. Öte yandan o gölge boksunu sürdürürken Çin global piyasa ekonomisinin direksiyonunu çoktan ele geçirmiş, iş son kertede muhattaplarını caydırıcı bir büyüklükteki uçak gemisi filosundan ibaret bir askeri güç eşliğine kalmıştı.

 

 

Başka bir dikkat çekici odak olarak; koronaya kadar dünyaya kendini sambası ve futboluyla tanıtmış kıta büyüklüğündeki 

kalabalık ülke Brezilya; faşist lideri Bossonaro’nun siyasi tutumuyla dehşet haberleri ve manzaralarıyla akla gelir olmuş.

 

Bizim otoriter yönetimde ise sürpriz bir çatlağa yol açtı ve yönetimin belkemiklerinden Süleyman Soylu kriz yönetimindeki ayyuka çıkmış beceriksizliklerini gerekçe göstererek istifa etti ama görevden ayrılamadı.

 

 

Bu korona günleri kaotik hatıralarının yanı sıra yeni ideolojik ayrışma işaretlerinin de kaynağı oldu: Mesela bozulan ekonominin kurtarılması gerekliliğini ağırlıkla statükocu muhafazakar sistem savunucuları dile getirirken; eleştirel muhalifler öncelikle artan işsizliği ve bıraktığı hasarın telafi yollarını konu ettiler. Birincilerin mevcut ilişkilerin teminatı sisteme, ötekilerin de o sistemin mağdur ettiklerine kafa yormalarında şaşırtıcı bir şey yok. Kriz ezeli bir ayrımı ortaya çıkardı sadece.

 

 

Ama her şey bir tekrardan ibaret olmadı. Mesela yoksulların yaşam biçimi ve standardı için hayati önem taşıyacak şekilde “asgari ücret”ten ayrı bir kavram, hatta mücadele alanı olarak “temel gelir”(basic income) gündeme geldi ve devletlerin topladıkları vergilerin yeterli kısmını makul yaşam standardını tutturamayan sınıflara koşulsuz destek için kullanmaları gerekliliği kalıcı şekilde kayda geçmiş oldu.

 

 

 

Daha da önemlisi koronanın görünür kıldığı zaafların, iklim krizi olgusuyla ilişkilendirilerek yaşam şekillerimizi kökten değiştirip kapitalizmin dışladığı dayanışmacı önceliklerle yeniden kurma çağrısına yeniden yer açılması oldu.

 

 

Böylelikle Greta kuşağının liderliğinde tarihinde ilk kez anlaşılır ve makul maddi talepler etrafında global dayanışma içinde örgütlenmiş insanlığın bu hamlesi pekişirken yaşamları tarihin bu dönüm noktasına denk düşmüş kuşaklar da ömürlerinin kalanını bir talihsizlikler silsilesinin kurbanı gibi görmekten kurtulup; sonunda nihayet ete kemiğe bürünmüş bir insanlık idealinin tanıklığı olarak yaşama fırsatı buldular.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Önceki İçerikSon 24 saatte 41 kişi hayatını kaybetti
Sonraki İçerikBüyüyen davalar, küçülen insanlar…