Şehir yaşamalı

 

Şehir Üniversitesi yönetiminin YÖK kararıyla Marmara Üniversitesine devrine giden süreçte kimler hata yaptı? Üniversite iddia edildiği gibi hesap kitap bilmeden aldığı ekonomik kararlarla bu sonucu kendisi mi ortaya çıkardı, yoksa kaçınamayacağı biçimde kendisini bir sorunun içinde mi buldu? Her iki durumda da garantör üniversite olarak Marmara’ya devir zaruri miydi, yoksa ekonomik sorunlar el koymanın mazereti olarak mı kullanıldı?

 

Kişisel olarak para, banka, kredi işlerinden fazla anlayan biri olmadığım için, el koyma kararının iktisadi ve hukuki gerekçelerinden tatmin olmasam da bu konuda iddialı değilim. Ama kanaatim odur ki, Şehir Üniversitesi yönetimi kendisine atfedilen bütün bu hataları yapmış olsaydı dahi, eğer ortam ve şartlar farklı olsaydı, böyle bir karar alınmayabilirdi.

 

Şimdi ne yapmalı?

 

Bu aşamada makul olan, aynı zamanda garantörlerden de beklenmesi gereken, el koyma gerekçesinin sınırları içinde kalmak olmalı.

 

Bunun da iki anlamı var:

Birincisi, eğer el koyma gerçekten de iddia edildiği gibi üniversitenin mali bakımdan iyi yönetilmemesinden ve ödeyemeyeceği kadar bir borca girmesinden kaynaklandıysa, o zaman yapılanlar sadece mali alanla, para kredi meseleleriyle sınırlı kalmalı. Akademik hiyerarşiye, akademik yapı ve işleyişe dokunulmamalı.

 

Mali kararların alınması ve uygulanması devam ederken, akademik özgürlüğe müdahale anlamına gelecek hiçbir tasarrufta bulunulmamalı. Bu hem YÖK’ün hem de Marmara Üniversitesinin sorumluluğu.

 

İkincisi, para-kredi, borç-ödeme gibi konularda gerekenler yapıldığında, zaman geçirmeksizin Şehir Üniversitesi kurumsal kimliğine yeniden kavuşturulmalı.

 

Üniversite kimliği uzun bir zaman zarfında, yıllar içinde edinilen ve kısa zamanda kaybedilebilen bir değeri ifade eder. Bu anlamda Şehir Üniversitesi, Türkiye’de değerli bir kimliğe sahip olan az sayıdaki üniversiteden biri. Bilim Sanat Vakfı’ndan miras aldığı eleştirel İslami perspektifi de içeren güçlü entelektüel altyapısı, oraya her gittiğinizde evrensel anlam ve içeriğiyle “üniversite”yi hissettiren atmosferi, içinden geçtiğimiz çalkantılı dönemlerde öğrencileri ve öğretim üyeleriyle tüm akademik topluluğunun akademik özgürlüğünü tanıma konusundaki hassasiyetiyle, ülke için muhafaza edilmesi gereken bir fikir mecrasını ifade ediyor.

 

Bu sorumluluk herkesin

 

Sağcısı-solcusu ve Şehir Üniversitesi konusunda ayrışan taraflarıyla ülkede herkesin hemfikir olacağını düşündüğüm bir sorunumuz var: Türkiye kendi birikimini heba etmede ve sürgünlerini biçmede istikrarlı bir geleneğe sahip.

 

Şehir Üniversitesiyle ilgili olarak da böyle bir durumun yaşanmaması için, onu gelip geçici tartışmaların, kişilere ve ayrışmalara damgasını vuran gerilimlerin yörüngesinden çıkaracak şekilde sorumlu bir tutum almak gerek. Uzun yıllar içinde oluşan değerli bir mirasın heba olmasını engellemek, bu anlamda herkese sorumluluk yüklüyor.  

 

Kimse bu mecrayı kurutmanın vebalini omuzlarına almamalı.

 

 

Önceki İçerikLibya tezkeresi TBMM’ye sunuldu
Sonraki İçerikAdalet arayan anneye soruşturma