24 Haziran (4) HDP ve Demirtaş (*)

Hendek, HDP’nin tılsımını bozdu. HDP seçmeni, partisine en sadık seçmen kitlesi; dolayısıyla bu kitle partisinin politikasını tasvip etmese de, yine büyük çoğunlukla ona oy verdi. Ancak hendekler karşısındaki tavırsızlık -- ve hattâ HDP adına konuşan bazı temsilcilerin hendekleri onaylayan tavırları -- HDP’ye yönelişin önünü kesti. Gelinen nokta, HDP’nin hendeklerle yüzleşmesini gerektiriyor.

19.07.2018 12:32
Vahap-Coşkun

vahapcoskun@gmail.com

 

 

 

24 Haziran öncesinde birçok defa vurgulandığı gibi, bu seçimlerde en kritik noktalardan biri HDP’nin seçim barajının altında kalıp kalmayacağıydı. Zira Meclis’te iktidar mimarisinin şekillenmesinde HDP’nin alacağı netice belirleyici olacaktı. Bundan ötürü gözler HDP’nin üzerindeydi.

 

HDP cumhurbaşkanlığı seçimlerine eski eş genel başkanı Selahattin Demirtaş’ı aday göstererek girdi. HDP’nin seçenekleri sınırlıydı; Edirne’de tutuklu bulunan Demirtaş da HDP için en güçlü adaydı. Çünkü partinin içinde kitlesel tabanı bu denli geniş ve farklı kesimlere de hitap edebilme özelliğini haiz başka bir isim yoktu.

 

Demirtaş, güç koşullara ve son derece kısıtlı imkânlara rağmen, etkili bir kampanya yürüttü. Bir bahsi diğer, ama belirtmeden geçmeyeyim: Demirtaş’ın kampanyasının en büyük handikapı, ciddiyet eksikliğiydi. Asık suratlı bir siyaset ortamında, güler yüzlü bir kampanya doğru bir fikirdi. Ancak burada aslolan kıvamı kaçırmamaktı. Neredeyse bütün mesajların espriler ve şakalar vasıtasıyla verilmeye çalışılması, bir müddet sonra hem sempatikliğini yitirdi, hem de mesajların içeriğini gölgeledi. Yine de Demirtaş’ın kampanyası, bilhassa sosyal medyada belli bir karşılık buldu.

 

Tamamlanan misyon

 

En güçlü isim olmasına rağmen Demirtaş’ın aday olması, bana göre yanlıştı. İki sebebi var bunun. Birincisi, Demirtaş’ın misyonunu 2014’te yerine getirmiş olmasıydı. 2014’te halk ilk defa cumhurbaşkanını doğrudan seçiyordu. Tek bir seçim vardı, bütün ilgi cumhurbaşkanlığı üzerinde yoğunlaşmıştı. İki muhalefet partisinin (CHP ve MHP) liderleri, Erdoğan’ın karşısına çıkacak cesareti gösterememiş ve o güne kadar kamuoyunun âşinâ olmadığı bir isimle (Ekmeleddin İhsanoğlu) yarışa girmişlerdi. Böyle bir ortamda Demirtaş, siyasi bir aktör olarak büyük bir rol oynayabilirdi.

 

Oynadı da. Demirtaş, seçim sürecinde gayet iyi bir performans sergiledi. Yüzde 10 oy alarak büyük bir başarıya imza attı ve HDP’nin parti olarak barajı geçebileceğine dair fikrin olgunlaşmasını ve destek bulmasını sağladı. Nitekim bir yıl sonra, 7 Haziran 2015’te yapılan seçimlerde HDP yüzde 13’e çıktı. Demirtaş, üzerine düşeni fazlasıyla yapmıştı.

 

2018’de ise şartlar farklıydı. Bir kere tek değil iki sandık vardı. HDP için yaşamsal derecede önem arz eden husus, tekrar Meclis’e girebilmekti. Parti -- doğal olarak -- cumhurbaşkanlığı seçimlerini değil parlamento seçimlerini önceliyordu. Yani ilginin odağında Demirtaş değil, seçim barajı bulunuyordu. 24 Haziran’a yaklaştıkça bu öncelik düşüncesinin HDP seçmeninde de yer ettiği görüldü. Önceleri Demirtaş’ın oyları HDP’nin önündeyken, zamanla HDP’nin oyları Demirtaş’ın önüne geçti.

 

Yeni hukuki pozisyon

 

Zaten Demirtaş da yüzde 8.40 oranıyla 2014’te aldığı oyun gerisine düştü. Dolayısıyla hem Demirtaş’ın hem de HDP’nin bu öncelik meselesini daha doğru değerlendirmeleri gerekirdi. Salt Meclis seçimlerine yoğunlaşan bir strateji izlemeleri, parti için daha olumlu bir tablo ortaya çıkarabilirdi.

 

İkincisi, Demirtaş’ın cumhurbaşkanlığı yerine milletvekilliğine aday gösterilmesinin daha yerinde olacağını düşünmemdi. Evet, cumhurbaşkanı adaylığının sembolik anlamı ağırdı. Lâkin bu, Demirtaş’a herhangi bir hukuki kazanım sağlamayacaktı. Oysa Demirtaş milletvekili adayı gösterilseydi, bundan bir sonuç alınacağı kesindi. Demirtaş, vekil olarak yasama dokunulmazlığına sahip olurdu. Elde edilen bu hukuki pozisyon üzerinden Demirtaş’ın özgürlüğüne kavuşturulmasının yolları zorlanabilirdi.    

 

“Post-modern parti kapatma süreci”

 

HDP, 24 Haziran’da 5.867.302 oy aldı, oranı yüzde 11.70 oldu. Bundan önceki iki seçimle kıyaslandığında manzara şöyle: HDP’nin 7 Haziran 2015 seçimlerindeki oyu 6.058.489, oranı yüzde 13.12 idi. 1 Kasım 2015 seçimlerinde ise HDP’nin oyu 5.148.085, oranı ise yüzde 10.78 oldu. Yani HDP şu anda 7 Haziran ile 1 Kasım arasında bir yerde duruyor; 7 Haziran’a nispetle (1.5 puan) geride, 1 Kasım’a nispetle (1 puan) ilerde.

 

Peki, bu sonuç nasıl okunabilir? Üç noktanın altını çizmek isterim:

 

(1) HDP, parti olarak, son iki yıldır büyük bir baskıya maruz kaldı. Milletvekillerinin dokunulmazlıkları kaldırıldı. Eş genel başkanları tutuklandı. Bazı vekilleri cezaevine kondu, bazı vekillerin vekillik sıfatları düşürüldü. Parti teşkilatlarına büyük operasyonlar yapıldı, parti yöneticileri tasfiye edildi. Partinin taraftarları ile olan bağları kesildi, parti fiilen çalışamaz hale getirildi.

 

Bir yazıda bu hali “post-modern parti kapatma süreci” olarak nitelemiştim. Parti hukuken kapatılmıyor, partinin hukuki varlığı korunuyor ama gerçekte partinin siyasi faaliyette bulunmasının önüne bariyerler konuyor ve parti işlevsiz kılınıyor. HDP’ye yapılan tam anlamıyla bu!

 

Bütün bunlara karşın HDP’nin yüzde 12’ye yakın oy alması, 67 milletvekili ile Meclis’te güçlü bir temsil gücü elde etmesi ve bir miktar oy kaybetmekle birlikte oy tabanını muhafaza etmesi azımsanmayacak bir başarıdır. Madalyonun bir tarafı budur.

 

Yüzleşme gereği

 

(2) Ancak madalyonun bir de diğer tarafı var. Orada ise HDP’nin geleneksel olarak güçlü olduğu illerde oylarının eridiği görülüyor. 1 Kasım ile karşılaştırıldığında HDP; Şırnak’ta 15 puan, Hakkâri’de  13 puan, Diyarbakır ve Siirt’te 7 puan, Ağrı, Batman ve Van’da 6 puan, Iğdır’da 8 puan oy kaybetti. Eğer karşılaştırma 7 Haziran ile yapılırsa, kayıp oranının daha yüksek olduğu ortaya çıkar.

 

Bu kayıpta en önemli sebep, 7 Haziran’dan sonra meydana gelen kırılmanın giderilememesidir. 7 Haziran, HDP’nin içinden çıktığı geleneğin tepe noktasıydı. Yakalanan hava, partiyi daha üst noktalara taşıma potansiyeline sahipti. Ancak 7 Haziran’dan sonra PKK’nin hendek ve barikatlarla çatışmaları şehirlere taşıması ve HDP’nin de buna karşı tavır geliştirmemesi, HDP’yi yükselten dalgayı kırdı. Aradan geçen süre zarfında da HDP bu kırılmanın üstesinden gelebilecek bir söylem geliştiremedi.

 

Hendek, HDP’nin tılsımını bozdu. HDP seçmeni, partisine en sadık seçmen kitlesi; dolayısıyla bu kitle partisinin politikasını tasvip etmese ve yanlış bulsa da, yine büyük çoğunlukla ona oy verdi. Ancak hendekler karşısındaki tavırsızlık -- ve hattâ HDP adına konuşan bazı temsilcilerin hendekleri onaylayan tavırları -- HDP’ye yönelişin önünü kesti. Gelinen nokta, HDP’nin hendeklerle yüzleşmesini gerektiriyor. Aksi takdirde ne 7 Haziran’dan sona kaybettiklerini geri alabilir, ne de parti tabanını genişletebilir.

 

HDP’yi CHP’ye borçlu çıkarmak

 

(3) Türkiye’de siyasi yorumcuların önemli bir kısmı, HDP’nin barajı aşmasını CHP’den gelen oylarla açıkladılar. Hattâ yorumcuların bazıları, HDP’nin gerçek oyunun Demirtaş’ın aldığı oy olduğunu söylediler. Demirtaş yüzde 8.40, HDP ise yüzde 11.70 almıştı; buna göre HDP oylarının 3.5 puanı CHP’lilerin stratejik olarak ona verdikleri oylardan ibaretti.

 

Baştan söyleyeyim, bu görüşe katılmıyorum. Bazı CHP’lilerin, AK Parti’nin Meclis’te mutlak çoğunluk oluşturmasını engellemek için HDP’ye oy verdiği muhakkak. Ama bu, iddia edildiği oranda değil. Çünkü CHP, 1 Kasım’da yüzde 25.32, 24 Haziran’da ise yüzde 22.65 oy aldı. Yani CHP’nin iki seçim arasındaki toplam oy kaybı 2.5 puan civarında. Bu durumda, HDP’nin CHP’den gelen oylar vasıtasıyla baraj altında kalmaktan kurtulduğunu savunanlara göre, CHP’den giden bütün oyların HDP’ye gelmiş olması icap eder.

 

Oysa gerçek böyle değil. CHP’den kaçan oyların birinci adresi İYİ Parti oldu, dolayısıyla CHP’deki kayıptan ziyadesiyle istifade eden de İYİ Parti idi. Çilek Ağacı’nın oy geçişlerini analiz eden raporundaki veriler de bunu doğruluyor. Çilek Ağacı, 2015’te CHP’ye oy veren her on seçmenden birinin İYİ Parti’ye oy verdiğini, CHP’den HDP’ye geçen büyük bir seçmen kitlesinin gözlenmediğini belirtiyor. Yine Çilek Ağacı’nın verilerine göre, HDP seçmen kitlesini en iyi koruyan parti oldu. 2015’te HDP’ye oy veren her on seçmenden dokuzu tekrar HDP’ye oy verdi. (Partiler arası oy geçişleri için yazının altında verilen grafiğe bakınız: http://cilekagaci.com/2018/06/30/haziran-2018-secim-analizi-ve-oy-gecisleri/)

 

KONDA genel müdürü Bekir Ağırdır da HDP’ye verilen stratejik oyun sınırlı olduğunu ifade ediyor. Ağırdır’a göre HDP’nin aldığı % 11.7 oranındaki oyun ağırlıklı bölümü Kürtlerden geliyor. “HDP barajı geçsin” diye verilen oy, yarım puan bile etmiyor. (http://www.hurriyet.com.tr/gundem/konda-genel-muduru-bekir-agirdir-sonuclari-degerlendirdi-hangi-oy-nereye-gitti-40877223)

 

Bu itibarla HDP’yi CHP’ye borçlu çıkarmaya gerek yok. HDP’nin aldığı oy kendi oyları.

 

(*) Bu yazının orijinali 18.7.2018 tarihinde Kürdistan 24’te yayınlanmıştır. Bkz

http://www.kurdistan24.net/tr/opinion/abff7e68-354d-47a7-9b69-144f05219e5f

 

 

 

 

 

Yazarın Tüm Yazıları

Yorumlar(3)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.

Mehmet20.7.2018 03:06:44
Vahap bey,tebrik ederim.Ufkunuz geniş,geleğe ışık saçan,objektif, tarafsız, sorunlara,çözüm odaklı, göruşleriniz için herkesin faydalanması gerekir....saygılar.
Mehmet20.7.2018 03:08:31
Teşhis doğru..
Faik Güleçyüz20.7.2018 08:21:20
Sayın Selahattin Demirtaş,Hendek Savaşına açık bir şekilde karşı çıkmayarak; tarihin trenini kaçırdı. Hendek Savaşıyla,yüzleşecek olan;HDP değil;PKK''dır.Zaten;HDP''nin esâmesi okunmuyor.Bütün irade PKK''nın elinde.Bu gerçek,apaçık ortada.Kürt sorununun çözümünde muhatap PKK''dır.Lâf gevelemeye gerek yok.