Çin, Nobel, NBA, TikTok, Mesut Özil (ve yer yer Türkiye)

2

 

[11-12 Ocak 2020] Dün Çin’in uluslararası alanda hoşlanmadığı tavır ve sözler karşısında uyguladığı ekonomik yaptırım, misilleme ve cezalandırma yönteminden söz etmiştim. Belki en önemli örneği, demiştim, “internet egemenliği” kavramından hareketle haberleşme özgürlüğüne getirdiği kısıtlamalar. Bunlar o kadar güçlü ki, mutlak bir enformasyon tekeli kuruyor ve dünyadaki “tehlikeli” gelişmelerden tümüyle habersiz bir yerli alan yaratabiliyor.

 

Mesele niyetse, tikel değil kuşkusuz. Aslında başka bazı ülkeler de bunu yapabilmeyi özlüyor. Ama onların elinden ancak (meselâ Wikipedia’yı) “aleyhime” veya “düşmanca” yazılar yayınlıyor diye dümdüz karşılarına alıp yasaklamak geliyor. Bu da çok başarılı olamıyor, çünkü bir, internet hizmeti sunan mecraların çeşitliliği sayesinde böyle yasakların etrafından dolaşılabiliyor. İki, yargı biraz olsun özgürlüğünü koruyabilmişse, (iptal kararının uygulanması ayrı bir mesele de olsa) şu veya bu yüksek mahkeme tutup da yasağı iptal edebiliyor.

 

Çin’de ise hukuk ve demokrasiden kaynaklanan bu tür köstekler zerrece işlememekte. Güçler ayrılığı değil güçler birliği söz konusu. Pratikte iki kademeli bir hukuk sistemi var. Adî suçlar söz konusu olduğunda mahkemeler özerk işliyor (gibi). Ama bıçak kemiğe dayandığında, örneğin muhaliflerin rejim karşıtlığıyla yargılandığı dâvâlarda veya iç hizipleşmelerde okkanın altına giden bazı üst düzey yöneticiler hakkında tasfiyelerini tamamlamak ve onları canlı canlı bir tür tabutluğa gömmek için galiplerin talimatıyla başlatılan başka türlü “hassas” süreçlerde (faraza “yolsuzluk” koğuşturmalarında), bütün savcı ve yargıçlar resmen, doğrudan devlete ve partiye bağlı. İletişim alanında ise çok büyük yatırımlarla inanılmaz bir sansür ve denetim mekanizması kurulmuş bulunuyor. Bu meyanda, istenen her türlü kısıtlama Google, Facebook, Twitter, Wikipedia vb iletişim şirketlerinin kendilerine kabul ettirilip uygulattırılıyor. Halkın ruhu duymuyor. Bunun da adı bağımsızlık oluyor.

 

 

                                                                *          *          *  

               

Benzer örnekler saymakla bitmez. Çok çarpıcı bir tanesi, “özgürlük mü, somon balığı mı” diye özetleyebileceğimiz olay. Yeryüzünde bazı ülkelerin nedense Nobel Ödülleriyle sorunu var. 1958’de Sovyetler Birliği Dr Jivago romanının devrim ve sosyalizm karşıtı özellikleri yüzünden, siyasî amaçlarla seçildiği gerekçesiyle Boris Pasternak’ı Nobel Edebiyat Ödülü’nü reddetmeye zorladı. Aynı ödülü 2006’da kazanan Orhan Pamuk, vesayetçi-ulusalcı çevreler tarafından aynı iddiaların Türkiye’ye özgü muadilleriyle karalandı. 2017’de Norveç’in Nobel Barış Ödülü Komitesi, muhalif Çinli yazar Liu Şiaobo’yu [Xiaobo] bu ödüle lâyık gördü. Demokratik ülkelerde bilim, sanat ve sivil toplum kuruluşlarının kararlarında özerk ve özgür olduğunu anlayıp anlamamak, bir zihniyet meselesidir. Her şeyin ve herkesin devlete bağlı olduğu Çin, haydi iyi niyetle konuşalım, bunu “anlayamadı” tabii. Tepkisi, Norveç hükümetine karşı bir dizi yaptırıma başvurmak oldu. Oslo ile ilişkilerinin birçoğunu kesti. Bu arada Norveç’ten somon ithalini de durdurdu. Düşünün; bir Nobel Barış Ödülü’nün faturası dondurulmuş somon balıklarıyla kesiliyor. Bu kadar ayıp ve aynı zamanda bu kadar komik bir şey olabilir mi? (Fakat şimdi, bir zamanlar Fransız parlamentosunun Ermeni soykırımını tanıma kararına karşı estirilen milliyetçilik rüzgârının, bütün Türk üniversitelerini nasıl, bunun kimi cezalandırmak anlamına geldiğini de zerrece düşünmeksizin, Fransa’daki burslu doktora öğrencilerini ve misafir öğretim üyelerini geri çağırmaya zorladığını da hatırladım.)

 

                                                                    *          *          *

 

(a) Hong Kong protestoları ve (b) Sinciyang’da Uygurlara yapılanlar, Çin halkının asla öğrenmemesi istenilen iki “zararlı” konu. Dolayısıyla ilginç bazı misilleme ve cezalandırma yöntemleri de bu alanlarda “Çin karşıtı” tavırları hedef alıyor. Tencent, Çin’in en büyük ve en güçlü medya şirketlerinden biri. Yüz milyonlarca abonesi var. Yakın zamanda, NBA maçlarının streaming imtiyazını 1.5 milyar dolara satın aldı. Ekim başlarında, Houston Rockets yöneticisi Daryl Morey, Hong Kong gösterilerini destekleyen bir tweet attı. Kıyamet koptu ve Tencent, Rockets maçlarını naklen yayınlamayı durdurdu. Bunun üzerine Morey özür diledi ve tweet’ini sildi; ayrıca NBA de resmî bir özür yayınladı. 6 Ekim’de Activision Blizzard adındaki video oyunları şirketi, gene Hong Kong protestolarına destek verdiği için Çin’den gelen baskılar karşısında, profesyonel e-spor şampiyonu Blitzchung’u askıya almayı kabul etti. Her iki olay da utanç vericiydi, birer ahlâksızlık nümunesiydi. Ama aynı zamanda, Kongre’ye varıncaya kadar Amerikan toplumunun çeşitli katmanlarının bu teslimiyet nereye varır sorularıyla dalgalanmasına yol açtı.

                                                        

                                                               *          *          *

 

TikTok, popüler bir sosyal medya platformu. Hafif eğlencelik diyebiliriz. Daha çok ergenlere yönelik. Türkiye’de şimdiden 38 milyon kullanıcıya yaklaşmış. İnsanlar müzik eşliğinde videolar çekiyor, canlı yayın yapıyorlar. Şimdi sıkı durun: TikTok’un sahibi Bytedance diye bir Çin firması. Abonelerine, Çin dışında hiçbir siyasî sansür uygulamayacağı taahhüdünde bulunuyor.

 

Acaba? Feroza Aziz 17 yaşında. Amerikan vatandaşı. Kasım sonunda bir video yüklemiş TikTok hesabına. Kirpik kıvırma yöntemleriyle başlıyor. Derken Feroza elindeki kirpik maşasını bırakıp izleyicilerini, Çin’in Müslüman Uygurlara reva gördüğü muameleyi sorup öğrenmeye, bilgi edinmeye çağırıyor. Sonradan BBC’ye tutumunu şöyle açıklayacak: “Bir Müslüman olarak, baskı ve ırkçılıkla hep yüz yüzeyim. Ama bu insanların, bu etnik grubun nelere maruz kaldığını asla tahayyül edemezdim. Bu doğru değil dedim ve bu konuda bir farkındalık yaratmam gerektiğine karar verdim” (29 Kasım 2019). İlk birkaç gün bir şey olmuyor. Sonra Feroza bir sabah uyanıyor ve hesabının toptan kapatılmış olduğunu görüyor. Ortalık karışıyor. Bytedance gazetecilere, Feroza’nın hesabının Uygurlar nedeniyle değil, on gün önce Usame bin Ladin’i içeren bir video yükleyip terörizm propagandası yaptığı için kapatıldığını söylüyor. Oysa incelendiğinde, söz konusu videonun, Feroza’nın kimlerle “çıkabileceği”ne ilişkin önyargılı tahminlerle dalga geçen bir hicviye olduğu ortaya çıkıyor. Feroza Aziz, ABD’de büyüyen Müslüman bir genç kadın olarak “terörist” ve “Bin Ladin’in karısı” diye aşağılamalara maruz kaldığını; bunlara espriyle karşılık vermek istediğini anlatıyor. Ayrıca, diyor, ilk hesabım zaten bu yüzden kapatılmıştı ve ikinci bir hesap açmıştım, ama bu sefer Uygurlarla ilgili videom yüzünden kapatıldı. Bytedance’in hem sansürcülüğünü, hem yalancılığını bu sözlerle ortaya koyuyor.

 

                                                                     *          *          *

 

Mesut Özil herhalde Avrupa’dan yetişen Türk kökenli futbolcuların tereddütsüz en iyisi. Uluslararası üne sahip bir orta saha oyuncusu. Alman vatandaşı. Sırasıyla Schalke 04, Werder Bremen ve Real Madrid’de oynadı. 2013’te 42.5 milyon sterline transfer olduğu Arsenal’in hemen 2014’te Federasyon Kupası’nı; 92 defa formasını giydiği Alman millî takımının da gene aynı yıl Dünya Kupası’nı kazanmasında büyük rol oynadı. “Panzerler” adına 23 gol attı ve 40 asist yaptı. Gene Almanya’da beş defa Yılın Futbolcusu ödülünü kazandı.

 

Mesut Özil Müslüman. Müslümanlığı yüzünden de çeşitli şeyler geldi başına. Cumhurbaşkanı Erdoğan’la fotoğraf çektirmesi siyasî bakımdan hedef alınmasına yol açtı. Bundan önceki Alman Futbol Federasyonu’nun (yeni gelen Federasyonun kabul ettiği ve kınadığı) ayırımcılığına maruz kaldı. Bu yüzden 2018’de uluslararası karşılaşmalardan çekildiğini, artık Alman millî takımında oynamak istemediğini açıkladı.

 

2019 Aralık ortalarında Mesut Özil, sosyal medyada Uygurlara uygulanan baskıları karşı çıktı. Hem Çin’i eleştirdi, hem de İslâm âleminin bu konuda susuyor olmasını. Vay sen misin böyle diyen! Totaliter bir rejimin bütün reaksiyon enstrümanları harekete geçti. Saptayabildiklerim: (a) Çin Futbol Federasyonu Özil’in sözlerini “kabul edilemez” diye niteledi ve Çinli taraftarların “duygularını rencide ettiğini” açıkladı. (b) Resmî çizgiyi yansıtan Global Times gazetesi “gerçek dışı” dedi, Özil’i futbol makamlarını (?) “hayal kırıklığına uğratmak”la suçladı. (c) İş hükümet katına kadar çıktı. Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Geng Şuang, Mesut Özil’in “yalan haberlere kandığı”nı, “gerçek dışı söylenti”lerden etkilendiğini iddia etti. İsterse bizzat Sinciyang’ı ziyaret edip kendi gözleriyle görebilir dedi. (d) Özil’in Weibo sosyal medya web sitesindeki hesabı, her nasılsa 11 Aralık itibariyle 4 milyon takipçide dondu kaldı. (e) Çin’in bir diğer yerli ve millî ürünü olan Baidu arama motorundaki Özil’in hayranları kulübü ise feshedildi. Web sitesinin kurucusu, “Millî çıkarlar karşısında, kişisel hobilerin hiçbir önemi yoktur” açıklamasında bulundu. (Böylece Atatürk’e yakıştırılan “Mevzubahis vatansa gerisi teferruattır” fikriyatına yeni ve evrensel boyutlar kazandırdı.)  

 

Ve tabii (f) ekonomik cezalandırma baltası da iniverdi, hem de ilk anda. Özil’in sözleri duyulur duyulmaz, Çin’in resmî radyo-televizyon yayımcısı CCTV, Arsenal’in Manchester City ile oynayacağı Premier League maçını programından kaldırdı. Arsenal’in reaksiyonu, NBA kadar derin bir çukura yuvarlanmasa bile, kulüp olarak “daima apolitik” olduklarını söyleyerek Özil ile aralarına mesafe koymaktan ibaret kaldı.