Paylaşılması dikkat çekecek bir yazı...

Ama anlaşılan raporu hazırlayanların kafasında o farklar artık kapanmış. İktidarı eleştirmek, kırmızı düşman kuvvetleri gibi takip edilmek, fişlenmek için yeterli sebep. O yüzden düşmanı teşhir ederken hiçbiri ahlaki, hukuki sınır tanımamışlar. Ama rapordaki insanı güldüren şu cümleler, mantık, zeka gibi filtrelerinin de kapandığını gösteriyor: “Son dönemde Karar gazetesinin haberlerini ve özellikle Mehmet Ocaktan’ın yazılarını beğenmiş ve paylaşmıştır. “Twitter’da Yıldıray Oğur’un tweetlerini sıkça paylaşması dikkat çekidir.”

08.07.2019 09:29
Yıldıray-Oğur

yildirayogur@gmail.com

 

“Bağımsız, kar amacı gütmeyen, tarafsız”.

 

2006 yılında kurulan SETA, hiçbir zaman kendini tarif ettiği gibi ve İngilizce’deki “Bipartisan” kelimesinin hakkını veren bağımsız ve tarafsız think-tanklerden biri olmadı.

 

AK Parti’nin düşünce kuruluşu olduğu herkes tarafından bilinirdi.

 

Ama bu şöhreti, çalışmalarının itibarına gölge olarak düşmezdi.

 

Zaman zaman iktidara dönük eleştirilerin, gerçeği eğip bükmeyen tespitlerin yer aldığı raporları referans haline gelir, AK Partili karar vericiler tarafından da önemsenirdi. Düzenledikleri toplantılara her fikirden insan davet edilirdi.

 

Hükümeti savunmak dışında, yapılması riskli de olsa hükümeti uyarmak gibi bir görevleri olduğunun da farkındaydılar.

 

Örneğin, 7 Şubat 2012’deki MİT krizi sonrası, hükümete yakın çevrelerde “aman fitne olmasın” yayınları yapılırken, SETA’nın yöneticileri Hatem Ete ve Taha Özhan, doğrudan o zaman ki adıyla Gülen Cemaati’nin devlet içindeki yapılanmasının tehlikesine işaret eden çok etkili yazılar yazmışlardı.

 

Ama her şey gibi SETA da trolleşme temayülünden nasibini aldı.

 

İşin geldiği son nokta ise “Uluslararası Medya Kuruluşlarının Türkiye Uzantıları” raporu oldu.

 

Dünyada devletlere, partilere yakın, onların finanse ettiği çok sayıda think-tank var.

 

O yüzden kamuya yakın fonlarla, İstanbul Belediyesi’nin yan şirketlerinden KİPTAŞ’ın bir vakıf için yurt olarak yaptırdığı dev bir binada, iktidarın medyasının başında olan bir ismin başkanlığında, kapağında “Şimdi Zafer Zamanı” yazan dergilerle faaliyet yürütmek de bir think tank olmaya engel değil.

 

Böyle bir think tankin Türkiye’de sayıları, okunurlukları-izlenirlikleri artan yabancı medya kuruluşlarıyla ilgili bir rapor yazması, bu raporda bu medya organlarının söylem analizini yapması, bu medya organlarının Türkiye’de muhalif yayınlar yaptığının bu analizde gösterilmeye çalışması da anlaşılabilir diyelim.

 

Ama dünyanın iyi üniversitelerinde master ve doktora yapmış akademisyenlerin çalıştığı, büyük imkanlara sahip bir düşünce kuruluşundan, emniyette yeni başlayan bir memurun, amirlerinin talimatıyla hazırladığı fişleme belgesini andıran bir rapor çıkması ancak kaynak ve insan israfı ile açıklanabilir.

 

150 yıl önce 2.Abdülhamit’e Balkanlardaki bir jurnalcisinden gelmiş, “Üsküp’te kahvede şöyle şöyle konuşuluyor” jurnalleriyle, 90’lar ve 2000’lerin başında Genelkurmay’ın medya andıçları arasında kalmış bir fişleme belgesi için 2019 yılında bu kadar masrafa girip think tank işletmek epey verimsiz bir yatırım olsa gerek.

 

Ama SETA’cılara göre yaptıkları fişleme değil, ağ analizi.

 

BBC Türkçe, DW Türkçe, Amerika’nın Sesi, Sputnik Türkiye, Euronews Türkçe, CRI Türk ve Independent Türkçe’nin bütün çalışanları isimleri, RT’leriyle bu ağa takılmış, buralarda program yapanlar hatta arada yazıları ve konuşmalarıyla katkı verenler dahi tek tek fişlenmiş.

 

Örneğin BBC Türkçe için yazılar yazan eski Hazine Müsteşarı, ekonomi yazarı Mahfi Eğilmez’in fişinde “Ekonomiyle ilgili yazdıklarıyla genelde olumsuz bir durum özeti sunduğu” yazılı.

 

Independent Türkçe’ye yazan Prof. Osman Can ise ’Türkiye’yi hukukun işlevselliği, insan hakları, demokrasi ekseninde eleştirmekte ve zaman zaman hükümeti suçlayıcı ifadeler kullanmaktay”mış.

 

SETA yönetimi, rapora karşı her kesimden yükselen tepkileri pek de umursamadıklarını gösteren bir açıklama yaptı. Ne de olsa raporlarını beğenip beğenmediklerini umursadıkları merci kamuoyu değil.

 

Açıklamada benzer çok sayıda çalışmaya örnek olarak da “RAND’ın “Russia’s Use of Media and Information Operations in Turkey”, Center for American Progress’in “The Roots of the Islamaphobia Network in America” ve Media Pluralism Monitor’un her yıl periyodik olarak yayınladığı raporları” gösterilmiş.

 

Halbuki internetten ulaşılabilen o raporları okuyunca “Üniversite öğrenciliği döneminde Radikal’de staj yapmıştır” ya da “Sosyal medya platformu Twitter’ı çok fazla kullanmamaktadır. Kullandığı zamanlarda ise BBC haberleri ve kişisel paylaşımlarına hesabında yer vermektedir. Zaman zaman Karar ve Cumhuriyet gazetelerinin haberlerini de hesabından paylaşmıştır” gibi insanlar hakkında isimleriyle manasız, gayriciddi ve hukuksuz fişlemelere rastlanmıyor.

 

Ayrıca gazetecilerin, yazarların, uzmanların iktidarı eleştiren RT’lerini raporlamak gibi ayıp ve ucuz bir işle, Rus propagandasını, İslamofobiyi gözetlemek arasında da epey bir fark var.

 

Ama anlaşılan raporu hazırlayanların kafasında o farklar artık kapanmış. İktidarı eleştirmek, kırmızı düşman kuvvetleri gibi takip edilmek, fişlenmek için yeterli sebep.

 

O yüzden düşmanı teşhir ederken hiçbiri ahlaki, hukuki sınır tanımamışlar.

 

Ama rapordaki insanı güldüren şu cümleler, mantık, zeka gibi filtrelerinin de kapandığını gösteriyor:

 

“Son dönemde Karar gazetesinin haberlerini ve özellikle Mehmet Ocaktan’ın yazılarını beğenmiş ve paylaşmıştır.”

 

“Twitter’da Yıldıray Oğur’un tweetlerini sıkça paylaşması dikkat çekidir.”

 

“Zaman zaman Karar ve Cumhuriyet gazetelerinin haberlerini de hesabından paylaşmıştır.”

 

“Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hakaretten yargılanan Evrensel gazetesi genel yayın yönetmeni Fatih Polat’ı savunan paylaşımları retweet ederek tekrar dolaşıma sokmuştur.”

 

“Bu çelişki ... düşünce özgürlüğünü herkes için bir hak olarak görmekten uzak olduğunu ve hükümete yönelik eleştirilerinde samimi olmadığını göstermektedir”

 

“Venezuela’nın lideri Nicolas Maduro’ya destek paylaşımları emperyalizm karşıtı olduğunu göstermektedir.”

 

“Twitter hesabından Necmettin Erbakan, Ahmet Kaya gibi toplumun farklı kesimlerini temsil eden kişiler için başsağlığı dilekleri iletmiştir.”

 

“Türkiye’de toplumsal kutuplaşma olduğundan kurum ve kişilerin toplumsal erozyona uğradığından zaman zaman şikayetçi olan paylaşımlarda bulunmuştur.”

 

“Sosyal medya hesabı incelendiğinde Türkiye’de basın özgürlüğünün olmadığına yönelik Twitter paylaşımlarının mevcut olduğu görülmüştür.”

 

“Twitter hesabında BirGün’ü ve Marksizmi desteklediğine dair paylaşımları mevcuttur.”

 

“2018’de yabancıların özel izinle girebildiği Kuzey Kore’ye bir ziyarette bulunmuş ve bu ziyareti BBC Türkçe için haberleştirmiştir. Kuzey Kore’yi “yasaklar ülkesi” olarak niteleyerek yoksulluk ve eşitsizliğin ülkede çok yaygın olduğunu belirtmiştir.”

 

“...spekülatif konular üzerinden hükümete yönelik yaptığı suçlayıcı iddialarla dikkat çekmektedir.”

 

“Örneğin Metin Akpınar ve Müjdat Gezen’e yönelik başlatılan soruşturmayı eleştiren birçok paylaşım yapmıştır.”

 

“Yerel seçimlere giden süreçte ise sık sık AK Parti, CHP, MHP ve İYİ Parti’ye yönelik alaycı söylemlerde bulunmuş, Türkiye’de yargının olmaması ve muhalefetin kendine ait bir söylem dili geliştirememesinden şikayet etmiştir. “

 

“Bu süreçte Abdullah Gül’ün yeni parti kuracağı hakkındaki iddiaları içeren Cumhuriyet gazetesinin haberlerine de şahsi Twitter sayfasında yer vermiştir.”

 

“Paylaşımları ve yazılarına dayanarak hükümete eleştirel bir çizgiye sahip olduğu ve CHP’yi de AK Parti karşısında yeterince güçlü bir muhalefet partisi olarak görmediği söylenebilir.”

 

“Kıraathanelerde kek ve çay dağıtımı konusunu İran’ın 40. yıl kutlamaları üzerinden dahi hatırlatarak “kek mühim…” tweetiyle her iki tarafı da kinayeli bir dille yermiştir.”

 

“Zaman zaman hükümeti uyguladığı ekonomi politikaları nedeniyle eleştirmekte ve bu eleştirilerini faiz gibi konular bağlamında daha çok İslami temellere dayandırmaktadır.”

 

“YouTube hesabını aktif olarak kullanan yayın organı Mehmet Ali Alabora, Barbaros Şansal, Tolga Savacı gibi hükümet karşıtlığıyla tanınan kişilerin röportajlarına yer vermiştir.”

 

Dedikodu sınırlarında dolaşan bu tespitlerden en sarsıcı olanı şüphesiz en son 80’lerdeki filmlerinden hatırladığımız eski manken Tolga Savacı’nın bile “hükümet karşıtlığıyla tanınan kişi” haline gelmesi.

 

Kuzey Kore’yi “yasaklar ülkesi” olarak nitelendirmeye cüret eden gazeteciden daha kötü olmasın tabii.

 

Ama SETA’nın sevdiği ve güvenle dinlediği yabancı bir yayın kuruluşu olduğunu da öğreniyoruz; Çin Radyosu (CRİ Türk)!.

 

Raporda medya organlarının performanslarının tek tek incelendiği “mega projeleri” ve “ekonomik dalgalanma”yı nasıl gördükleri kategorilerinde Çin Radyosu anlaşılan sınıfı geçmiş: 

“Havalimanı açılışının bu raporda incelenen diğer mecralar tarafından işçi eylemleri ve Türkiye ekonomisine zarar verdiği iddiaları üzerinden haberleştirildiği düşünüldüğünde CRI Türk’ün farklı bir haber dili benimsediği ve mega projeleri desteklediği görülmektedir. Türkiye Cumhuriyeti’nin 95. yıl dönümünde böyle büyük bir projenin hayata geçirilmesinin mutluluğunu takipçileriyle paylaşmıştır.”

 

“CRI Türk’ün haber dilinden ekonomik dalgalanmaya karşı Türkiye’nin yanında yer aldığı sonucuna varılabilir.”

 

Peki diğer mecralar “ekonomik dalgalanma” da Türkiye’nin yanında yer almış mı?

 

Rapora göre DW Türkçe Alman çıkarları yüzünden biraz yer almış. Sputnik Türkçe de doların yükselmesinde Ankara’nın değil, ABD’nin rolüne dikkat çekerek geçer not almış.

 

Ama ya diğerleri;

“Yaşanan kur dalgalanması yalnızca Ankara’ya yönelik olumsuz eleştiriler ekseninde aktarılmıştır”,

 

“Özellikle yabancı ekonomistlerin oldukça karamsar bir tablo çizdiği yayımlanan haberlerden anlaşılmaktadır.”

 

“Haberler her ne kadar bu krizin sorumlusu olarak doğrudan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı işaret etmese de yorumlarına başvurduğu kişiler aracılığıyla Türkiye yönetiminin krize neden olduğunu aktarmıştır.”

 

Ama fişlenmek için ille de “ekonomi kötü, dolar yükseliyor ve bundan hükümet sorumlu” demek gerekmiyor.

 

Mesela bir gazetecinin fişinde şöyle yazıyor: “Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Prof. Gülnur Aybet’in bir İngiliz kanalındaki tartışmasını “Zor Anlar” başlığıyla verdiği haberi sosyal medya hesabından paylaşması dikkat çekmektedir”

 

THY Genel Müdürü’nün bir açıklamasını eleştiren, Kenan Sofuoğlu’na laf eden bir tweet atmak bile bu raporun iktidar muhalifi radarına yakalanmaya yetmiş.

 

Bir BBC Türkçe çalışanı ise tweetleri üzerinden fişlenmekten kolayca kurtulmuş; “Twitter hesabına RT’lerin onay anlamına gelmediğini yazmıştır.”

 

Ama gözetlenmekten böyle kurtulması zor.

 

Raporun adındaki “uzantıları” ibaresi, zaten raporu hazırlayanların kafasında uluslararası medyanın Türkiye’deki ofislerinin beşinci kol faaliyeti olarak görüldüğünü gösteriyor.

 

Halbuki bir medyanın uluslararası olduğunu söylüyorsanız, bu kuruluşların Türkiye’de temsilcileri olmasından daha doğal ne olabilir?

 

TRT’nin, Anadolu Ajansı’nın da dünyada ofisleri var. Buralarda da Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları dışında, o ülkelerin vatandaşı olan gazeteciler çalışıyor.

 

Herhalde onlardan “uzantılar” diye bahsedilmesi kimsenin hoşuna gitmez.

 

Ama tabii ki Türkiye’de farklı bir durum yaşanıyor. Uluslararası medya kuruluşlarında normalin çok üstünde Türkiye vatandaşı olan gazeteci çalışıyor.

 

Peki neden?

 

Bir yerde bu sorunun cevabına biraz yaklaşmışlar:

“Çalışanların büyük çoğunluğu önceden CNN Türk, Radikal ve Habertürk’te görev almıştır. Kamu yayıncılığı yapan TRT de birçok çalışanın önceden yer aldığı kuruluşlardan biri olmuştur. Ancak rapor kapsamında incelenen çalışanların birçoğu mecralar el değiştirmeden önce bu medya kurumlarında görev almıştır.”

 

Peki bu insanlar neden bu medya kurumlarından ayrılmışlar?

 

Tek sesli, yerli ve milli medya kurmak için medyada yapılan tasfiyeler yüzünden olmasın?

 

Ama medyayı “tek sesli, yerli ve milli” yapmaya çalışırken, medyanın işsiz kalan kıdemli çalışanları yabancı medya kuruluşlarına transfer olmuş, artık iktidarı eleştiren haberlere ulaşamayan halk da Türkiye’yi bu yabancı medya kuruluşlarından takip etmeye başlamış.

 

Yani iktidarın yerli ve milli medya projesi, medyanın yabancılaşmasıyla sonuçlanmış.

 

İktidar medyanın yüzde 90’ını kontrol ediyor ama halk Türkiye’de olan biteni Rus, Alman, Amerikan, Çin devletlerinin resmi medya organları üzerinden öğrenmeye çalışıyor.

 

Normal bir devletin bunun üzerinde oturup uzun uzun düşünmesi gerekirdi. Şayet, iktidara yakın, düşünmenin serbest olduğu ciddi bir düşünce kuruluşu olsaydı, onlar da oturup insanları “şunu dedi, bunu RT’lemesi dikkat çekti” diye fişleyeceklerine, bu sonuca dikkat çeken bir rapor yazarlardı.

 

Tabii öyle bir rapor yazsalar, adlarının başka bir rapordaki fişlemeye “Hükümetin medya politikalarını eleştirmesi dikkat çekti” diye yazılması riski vardı. 

 

Ama risk almadan da “uzantı”dan başka bir şey olunmuyor.

 

Bu yazıyı okuyup paylaşmak isteyenler bile bir yerlere sunulan raporlarda adlarının yanına “Karar yazarlarını sık sık RT’lemesi dikkat çekti” diye yazılabileceği riskini baştan alıyorlar.

 

Sırf bunun için dünyanın en iyi üniversitelerinde master, doktora yapmış akademisyenler çalışıyor, dikkatli olmakta fayda var!

Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.